kanada REklam

Sahtekâr Sendromumuz hayırlı olsun

Bu satırları yazarken kırmızı bir daire içinde durduğumu, arkamda koca bir TEDx yazısı olduğunu hayal ediyorum. Ted konuşmalarını bilirsiniz. Konuşmacılar mutlaka şahsi bir bilgi paylaşır, yolculuklarının başında soru işaretleri vardır fakat konuşma süresince bir aydınlanma yaşayarak işin özünü keşfederler. En fazla 18 dakikada mühim meselelere az ve öz sözcükle açıklık getirir, mesajı iletir ve milyon tık alırlar. Konuşmada size mutlaka bir ‘A-haaa anı’ yaşatırlar; işin önemini çözer öyle eve gidersiniz. 

Su damlası ses efektleri...

BAM DA DA DAN!

‘Ideas Worth Spreading’.

Merhaba, hepiniz TED-ğ konuşmama hoş geldiniz.

Adım Selin Kandiyoti. Evrenin Sırları adında temel fen bilimlerini, son bilimsel gelişmeleri anlaşılır ve esprili dille yazdığım bir köşem var. Türkçesi, kendim de birçok şeyi anlamadığım için anlaşılır dille yazma konusunda sıkıntılarımı espri yaparak telafi ettiğim bir köşe... Bugün, köşemin sınırlarının dışına çıkarak sosyal bilimlerden psikolojiye dalmak istiyorum izninizle.

‘Sahtekâr Sendromu’nu duyan var mı? Bu terimle iki ay önce, Twitter’da ahbaplık kurduğum Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan sayesinde tanıştım. Kendisinden Harvard Astronomi Bölüm Başkanı Avi Loeb’in Dünyamızın yakınından geçen Oumuama’nın bir uzay cismi olabileceği iddiası hakkında yorumlarını istemiştim. Bana “Avi Loeb ile irtibata geçtin mi?” sorusunu yöneltmiş; yanıtım “Hayır, ben kimim ki benimle görüşsün?” olunca “Hepimizde Sahtekâr Sendromu var” demişti. Stockholm Sendromunda rehinenin kendisini esir alan kişiye aşık olduğu gibi bir sahtekara mı aşıktım? Hepimiz sahtekâr Avi Loeb’e mi aşığız? Loeb neden sahtekâr olsun, olsa olsa uçlarda bir bilim insanı o. Bana mı sahtekâr diyordu? Ne hakla? Ama sahtekâr olsam kesin Olağan Şüpheliler’deki Keyser Söze gibi karizmatik olmak isterdim. Kevin Spacey de kariyerini nasıl sıfırladı, pis tacizci. Google’a “Sahtekâr Sendromu-Impostor Syndrome” yazmamla cevabın gelmesi 43 salise sürdüğü için burada düşünmeyi kestim. Buyurun görelim neymiş.

Sahtekâr Sendromu olan kişi başarıyı tamamen kendi becerisi ve çabasıyla elde etmişse de zihninde başarılarının tesadüfen, şans eseri veya gereğinden kat kat fazla gayret sarf ettiği için gerçekleştiğine inanır. Foyasının ortaya çıkmasından korktuğu için sosyal ortamlarda çekingen davranır. İltifat alırsa hakketmediğini düşünür çünkü insanları kandırmıştır. Yüksek statülü bir görev verilmek istense “Beceremem” deyip reddeder.

Şimdi bana dönelim çünkü TED konuşması yapıyorum, aşırı şahsi olmalıyım. Prof. Loeb’i aradım. Bana 20 dakikasını ayıracağını söylemesine rağmen bir saati aşan bir söyleşi yaptık. Bundan dolayı editörümden gelen ‘aferin’e karşılık cevabım şuydu: “Adam konuşmayı çok seviyor; 28 saat çalışıp hazırladığım on tanecik soruyla alakası yok.” Öte yandan sevgili ekonomi yazarımız Cüneyt Dirican bu röportaj için basın ödülünü hakkettiğimi söylüyordu. Yok artık daha nelerdi. Bir parantez açıp size Cüneyt ile ilgili bir bilgi vermek istiyorum. (Şu anda konuşma yaptığım için böyle söyledim yoksa “()” kullanmayı biliyorum.)

Nisan ayıydı. İdolüm Cüneyt, Kıbrıs’ta bir finans konferansında ‘Uzaylı İstilası ve Dünya Dışı Yaşamla Temas Durumunda Finansal Kurumlarda ve Piyasalarda Sürdürülebilirlik ve Risk Yönetimi’ adında bir seminer vermişti. 1 Nisan şakası da değildi. Akademik literatürde ilk kez işlenen bu başarılı sunumundan iki saat sonra Amsterdam’da gerçekleşecek ‘Astrofizik ve Parçacık Fiziği Konferansı’na konuşmacı olarak davet ediliyordu. İşte bu sayın dinleyiciler arkasına aldığı ‘yürü ya kulum’ motoru eşliğinde impostor sendromu olmayan bir insanın başarı öyküsüdür. Kendisini kutluyor, parantezi kapatıyorum.

Sahtekâr Sendromu tanımlaması ilk kez 1978’de Suzanne Imes ve Pauline Rose Clance adlı iki psikoloji doktora öğrencisinin makalesinde yer aldı. Kendileri de bu sendromdan mustarip iki kadın, hayatları mücadele, ayrımcılık, biçilmiş roller, fedakârlık ve engellerle geçen başarılı kadınların sesi oldular. Toplumsal olarak biz kadınlar kendimizi değersiz görmeye, becerilerimizi küçümsemeye şartlandırılmışız. Bugün ABD’de özellikle kadınların hıncahınç doldurduğu Sahtekâr Sendromu ile mücadele atölye ve seminerleri düzenleniyor.  Ama sanmayın bu sendrom yalnızca kadınlara has. Sevgili erkek okuyucularım, belki sizde de bu sendrom vardır. Paulineroseclance.com/pdf/IPTestandscoring.pdf adresindeki testte 20 soruda skorunuz 80 puandan fazlaysa nur topu gibi bir sendromunuz var demektir. Geçmiş olsun. Tedaviyi kalan son dakikalarımda vermeye çalışacağım çünkü ‘A-haaa anı’ için söz verdim. Şu an daha çok ‘a-maaan bir bu sendromum eksikti anı’ndayız. 

Sendrom aslında çocuklukta başlıyor. Saat kaçta yatmamız ve ne yememiz gerektiği üzerine ful otoriteye sahip, her şeyi bilen, bitter çikolata yiyip saatlerce oturarak sohbet edebilen anne-babalarımız hiç ama hiç bizim gibi değillerdi. Ve biz onlara hayrandık. Bu noktada “Bu insanlar mükemmel ve biz değiliz” deyip kendimizi itinayla ayrıştırdık. Daha sonra bildiğiniz insan hali devreye girdi: Endişelerimiz, şüphelerimiz, salaklıklarımız, kararsızlıklarımız, aksiliklerimiz, kırılganlıklarımız… Kendimizle ilgili tüm bilgiye sansürsüz şekilde sahiptik. Gözümüze mükemmel gelen diğer insanlardan aldığımız bilgiye göre onlarda bu hatalar mevcut değildi. Fakat bilgi kısıtlıydı, üstüne üstlük belki sansürlenmiş belki de cilalanmıştı. Çocukluk tecrübesiyle bu insanlık hali birleşince mükemmeliyetçi ve özgüveni az bazı insanların Sahtekâr Sendromundan çekmemesi içten bile değil.

Peki bu pek yaygın sendromdan nasıl kurtulacağız?

Şimdi herkes ayağa kalksın. Ecnebilerin ‘leap of faith’ dedikleri inanç sıçramasını temsilen, 3 deyince aynı anda sıçrayacağız. Ancak dikkat, kuantum sıçrayacağız ona göre. Yani aynı anda hem havada olacağız hem yerde. Ardından motivasyon arttıran kişisel gelişim özdeyişlerinden birkaç tane serpeceğim. Hatalarını sev, sen değerlisin, nefesini ve nefsini kontrol et, kalbini dinle, kuşları da dinle.

Beni az buçuk tanıdıysanız kişisel gelişim uygulamalarına prim vermediğimi bilirsiniz. Kim kendisiyle ilgili olumsuz duygularını değiştirebilmede o kadar başarılı olabiliyor ki?

A-haaa anı için yardımcı olamadım ama zaten bu bir TED-yumuşak g konuşmasıydı.

Kendinizi daha iyi hissedecekseniz Sahtekâr Sendromundan çektiğini söyleyenler arasında oyuncu Meryl Streep, Kate Winslet, yazar Maya Angelou, Facebook’un Sheryl Sandberg’i hatta kendisini ‘gönülsüz üçkâğıtçı’ diye tanımlayan Einstein’ın olduğunu ekliyeyim. A-haaa oldunuz mu azıcık?

Unutmadan, TEDx konuşmacıları para almazlar. Aynı benim bu köşeyi gönüllü yazıyor olmam gibi. Zaten bana kim, neden para versin ki? Hop, en başa döndük. Canım sendromum beni hiç terk etme…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın