Tenisi bekleyen tehlike

Tenis izleyeniniz vardır elbet. Son Grand Slam’lerdeki erkekler dominasyonu mutlaka gözünüze çarpmıştır. Son üç yılın şampiyonlarına baktığımızda gördüğümüz sadece üç isim var: Federer, Djokovic ve Nadal. 2017’den bu yana başka bir şampiyon çıkaramıyor dünya tenisi. Aslında 2006’da tenis izleyen biri şu anda bir grand slam açtığında hiçbir şey kaçırmadığını görüyoruz. Peki, bu süreç tam olarak nasıl işliyor?

2001’de Roger Federer bir dönemi başlatacak olan ilk Grand Slam’ini kucaklıyor ve kendini tenis tarihine en baştan yazmayı başarıyor. Şu anda izlediğimiz ekselansları (Federer) tenisin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak kabul ediliyor otoriteler tarafından. Sanırım bunu yalanlamak da pek de akıl kârı olmayacaktır. Fakat tam da dünyanın 1 numarası, tenis dünyasına damgasını vuracak darken bir kişi çıkıyor ve bu dominasyona dur diyor. 2009 hariç toprakta ekselanslara geçit vermeyen Nadal adeta Federer’in doğal rakibi konuma geliyor. Tenis dünyası bir anda iki tane en dünya starı edinmiş oluyor. Fakat buna itirazı olan Sırp bir genç isyan bayrağını çekiyor. 2008 yılında Djokovic yarışta “Ben de varım” demeye başlıyor. İşte tenisin tehlike sesleri 2008 yılında çalınmaya başlıyor yavaştan. Bu yıldan sonra bugüne kadar sadece dört farklı tenisçi Grand slam’lerde ipi göğüsleyebiliyor. 2008’den bu yana yapılan 44 grand slam’in 36’sınına Federer, Nadal ve Djokovic ambargosu koyuluyor. Bu sekiz yıl tenis dünyasının en tekel sekiz yılı olarak tarihe geçiyor! Bu arada benim gibi Federer aşıkları için bu durum tek kelimeyle harika! Gerçekten bir efsaneyi doya doya canlı seyretmekten daha güzel bir şey olamaz.

Fakat!

Hiçbir spor stabiliteyi kaldıramayacağı gibi spordaki en büyük değişmeyen etmen değişimdir. Yıldızlar çıkar, yaşı gelir ufak ufak başarısızlıklarla tanışılır ve emeklilik beklenmez sondur. Fakat başlıkta da bahsettiğim gibi tenisi bekleyen tehlike stabilitedir. Dünyanın en iyi tenisçisi olan Federer 37 yaşında hâlâ birinciliğe oynarken ona kafa tutabilen Nadal ve Djokovic harici kimse çıkamıyor. Bu seneki Tsitsipas heyecanı biraz yüreklere su serpse de bir efsane olmasına çok yol var Tsitsipas’ın. Toprak kort denince akla tek gelen isim Nadal ve kondisyon denince de akla tek gelen isim Djokovic oluyor. Bunun sebebine inecek olursak bu üçlünün dünyada bulunan en iyi teknikleri ve fiziki özellikleri birleşik şekilde taşıması bu durumun en önemli aktörü. Yani dünyanın en iyi tekniği Federer’de, en iyi fiziği Nadal’da ve en iyi kondisyonu Djokovic’te olunca geriye kalan tenisçiler sadece “ufak iyilerle” yetinmek durumunda kalıyor. İkinci olarak ise bu üçlünün yıllardır kurduğu ambargo çaylaklar üzerinde çok fazla hissediliyor. Tenis dünyasında bu üçlüyle maç yapacak olan çaylağa asla ama asla şans tanınmıyor tabii ki bu da büyük bir baskı oluşturuyor. Şansı olup, maça tutunup bu üçlüden birini eleyen gençler ise maç sonu verdiği demeçte “İdolümü eledim” diyor ve psikolojik olarak kendini bu üçlüden aşağıda tutuyor.

Diyeceksiniz ki Federer, Nadal ve Djokovic de bir çaylaktı. Gayet tabii doğru. Fakat onların piyasaya çıktığı zaman tenis dünyasında herhangi bir ambargo söz konusu değildi ve onların geçmesi gereken maksimum bir tenisçi vardı. Şimdiki gençlerin geçmesi gereken üç, belki de dünyanın en iyi üç tenisçisi var önünde.

Tenis dünyasının son 20 yılında dünyanın en iyi üç tenisçisi sayılabilecek oyuncularına sahip olması bana kalırsa çok büyük bir şans. Fakat bu noktanın doğuracağı problemleri de göz ardı edemeyiz. Grand slam’ler başlayınca artık favoriler değil çaylaklar konuşmalı. 37-38 yaşlarında Federer hâlâ dünyaya ambargo koyuyorsa - ki inşallah daha da fazla devam eder bu ambargo - şapkaları öne koyup düşünmek gerekiyor. Önümüz bahar, belki de havalar güzelleşince tenis altyapısına da bir kazma vurmak gerekebilir ilerleyen zamanlarda.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın