Sultan Abdülmecit ile keyf…

Sultan Abdülmecit ile keyf…

Başlığı görür görmez “Yine bir tarih dersi verecek ve Sultan Abdülmecit ile Yahudiler arasındaki ilişkilerden bahsedecek” diye söylenmeye başladığınızı duyar gibiyim.

Hiç öyle bir niyetim yok. Zaten orta ve lisede Abdülmecit hakkında epey bilgi edindik. (Gülhane Hatt-I Hümayunu yani Tanzimat Fermanı, Dolmabahçe Sarayının inşaatı, Galatasaray Lisesi kuruluşu, Kırım harbi, vs...)  Ancak her ne hikmetse okulda bize, şakacılığından, içkiye, zevke, eğlenceye düşkünlüğünden, 20’ye yakın kadın efendisi ve üç de gözdesi olduğundan pek bahsedilmezdi1.

Ama konu bu da değil. Aile hayatı son analizde bizi alakadar etmez2

Size 26 Ocak 2019 günü öğleden sonra sevgili eşimle beraber çıktığımız yürüyüşten bahsedeceğim (Nereden nereye demeyin, lütfen sabırlı olun).

Evden çıktık, hedefimiz Beşiktaş’tı. Teşvikiye Camiinin yanından geçerken restorasyon çalışmaları dolayısıyla yapıyı çevreleyen tahta perdenin üzerine yapıştırılmış posterleri göz ucuyla süzdük. Ancak bilgiler ve resimler o kadar ilginçti ki tamamını yakından incelemeye başladık. İngilizce ve Türkçe olarak kaleme alınmıştı.

Posterlerin biri de Sultan Abdülmecit’in hayatı ile ilgili idi. Öğretilen ve bilinen ıslahatçı devrimlerini anlatırken şöyle bir cümle dikkatimizi çekti: “Osmanlı Padişahı olarak ilk defa Fransız ve İngiliz sefarethanelerine giderek balolara katıldı3.”

İşte kulunuz bunu bilmiyordu… Kafamdan bir anda sualler dolaşmaya başladı. Kiminle gidiyordu? Dans ediyor muydu? Etmiş ise kiminle? Vs…

Ne kadın efendilerinden ne de gözdelerinden birini götürmediği kesin. Demek davetliler arasında bulunan hanımlarla dans ediyordu. Esasen salonlardaki tüm hanımların, herhalde, genç, çok yakışıklı, zarif ve mükemmel Fransızca konuşan bir padişahla piste çıkmaya can attıklarını da tahmin etmek güç değil.

Peki, hangi dans? Burada müsaadenizle kendi kanaatimi beyan ediyorum ama bazı dayanak noktalarım da var. ‘Vals’ ve ‘polka’ yapıyordu.

“Haydaaa… Bunu da nereden çıkardın?” diyeceksiniz.

Şimdi sıkı durun. Strauss Ailesinin mensupları ile Sultan Abdülmecit’in çok yakın ilişkide bulundukları çeşitli belge ve araştırmalarda yayınlanmıştır4. Ayrıca Johann Strauss’un da o dönemde Paris’teki Osmanlı Elçiliğinde belli bir süre orkestra yönetmeni olarak da çalıştığı kayıtlarda yer almıştır. Strauss, 23 Mayıs 1849 tarihinde Abdülmecit’e gönderdiği mektupta, Padişah için bestelediği bir valsı ek olarak gönderdiğini belirtmiştir. (Bu valsın notalarının kayıp olduğu söylenmekte. Ancak kulunuz pes etmedi, Viyana’da bir arkadaşımdan rica ettim, orada araştırıyor.)

Abdülmecit’in kardeşi Sultan Abdülaziz’in de aynı merakı paylaştığı çok açık. Hem kendisi bir vals bestelemiş: ‘Vals’e Davet’ (Google’da mevcut), hem de Eduard Strauss, Sultan Abdülaziz için bir vals bestelemiştir: Huldigungen Waltzer – Opus 88 (tam 10 dakika sürüyor, dans etmek için nefes lazım…)

Diğer bir deyimle, vals Dolmabahçe Sarayında çok yaygındı. Batı müziği artık haremin her tarafından yankılanıyordu. Sultan Abdülmecit’in valsı bilmemesi mümkün değildi.

Peki Polka… Padişahımızın bunu da çok sevdiği anlaşılıyor. Örneğin, Fransız bestekâr Charles Louis Napoleon d’Albert yine Sultan için bir polka bestelemiş ve ona göndermiş. (Bu saydığım üç parçayı dinleyin, keyif alacağınızdan eminim.)

Anlayacağınız, Dolmabahçe Sarayında saray sakinleri bayağı eğleniyorlardı. Hele size harem erkânının kurduğu 90 kişilik bir orkestra olduğunu ve bunların arasında keman virtüözü diyebileceğimiz hanımların çıktığını söylesem şaşar mısınız?

En başa dönersek, siz siz olun, boş zamanlarınızda, arabanızı terk edin, “her sengine yekpare, acem mülkü fedadır” şeklinde tarif edilen, “bu şehr-i İstanbul”un sokaklarında, sağınıza solunuza ve yukarı bakarak yürüyün. Büyük keyif alacağınızdan eminim.

 

1 Sevgili tarih Hocam Ali Rıza Sağman’ı hariç tutuyorum. Bu yazımı da her zaman hürmet ve muhabbetle andığım Hocam’a ithaf ediyorum. Kendisi daima bize gerçek tarihi anlatmış ve sevmemizi sağlamıştır.

2 Ama çok ilginç olduğunu da itiraf etmem lazım. Dedikodular tüm İstanbul’da günbegün yayılmaktaydı. Anlatmak bu köşenin kapasitesini aşar.

3 Osmanlı üst düzey devlet adamları ilk defa, 1829 yılında, bir İngiliz savaş gemisinde Haliç’te tertip edilen bir baloya katılmış. İlk defa gittikleri böyle bir eğlencedeki hal ve tavırları tüm Avrupa basınında müthiş bir mizah konusu olmuştu. (Murat Bardakçı’nın, “Balo tarihimiz skandallarla doludur. Sakın bu bahsi açmayın” başlıklı yazısını okuyunuz. Hürriyet Gazetesi, 12 Ekim 2005).

4 Bilhassa, Musiki mecmuasından (İstanbul -1948) istifade ettim. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın