Yardım koşusu

Yıllardır dikkatimi çeken fakat arkasını araştırmadığım bir konuyu incelemek istiyorum bu yazıda. Diğer birçok spor dalı gibi, ülkemizde yürüyüş veya koşu yapmak da bir gelenek değil. Bu alışkanlığa sahip olanların bir azınlık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burada şehirlerdeki yasam koşullarının da etkisini göz ardı edemeyiz.

Buna karşın birçok gelişmiş ülkede yürüyüş ve koşu yapmak günlük yaşamın bir parçası. Sokaklarda sabah ve akşam saatlerinde sayısız insanı tempolu yürürken veya hafif tempo koşarken görebiliyoruz. Bu kişiler ya giyilebilir teknoloji aparatlarıyla ya da cep telefonlarıyla, haritadan gittikleri rotayı, mesafeyi ve hızı takip ediyorlar ve kendilerini amaçladıkları seviyeye gelebilmek için zorluyor. Bunu disiplinli bir şekilde, yağmur/çamur demeden sürdürüyorlar.

Bu yazıda bahsetmek istediğim ise tam olarak bu değil. Konuyu yapılan antrenmanlar ile yardımların (bağışların) ilişkisine getirmek istiyorum. Dikkatinizi çekmiştir; sık sık belli kurumlar, birçok kez sponsorluklar da alarak yardım koşuları düzenler. Genellikle yüksek katılımcı sayısı olur bu etkinliklere. Bu etkinlikler için şehir dışından, hatta ülke dışından gelenler bile olabilir.

Örneğin, Boston Maratonu dünyada en bilinen maratonlardan biridir. Her yıl on binlerce insan katılır. 2018 yılında gerçekleştirilen maraton 122. seneleriydi. Haliyle bu bir gelenek haline dönüşmüş durumda. 2018’de 260’tan fazla kâr amacı gütmeyen kuruluş adına koşan Boston Maratonu katılımcıları, yardım için 36,6 milyon dolar topladı. Bu rakam, 2017’nin sonuçlarına göre yüzde 7’lik bir artış demek. Bu para Boston’daki ihtiyaç sahiplerine gidiyor.

Aynı şekilde, İstanbul’da da, her ne kadar düzenli bir koşu alışkanlığı olmasa da, maratonlar yapılıyor ve her geçen sene daha fazla insan katılım gösteriyor. Bu mutluluk verici bir durum. 2018 yılında 40. İstanbul Maratonuna 130 bin kişi katıldı. Maratona katılanlar aynı zamanda destekledikleri vakıflara, derneklere bağış topladı.

Peki, bu maratonların tarihi nereye dayanıyor? Efsaneye göre, ‘Maraton’ adı, Yunan elçisi Philippides’ten geliyor. MÖ 490’da, Perslerle Yunanlıların savaştığı Maraton Muharebesi’nde, Perslerin mağlup edildiğini açıklamak için, Yunan elçisi Philippides Yunanistan’ın Maraton kasabasından Atina’ya gönderiliyor. Müjdeyi vermek için hiç durmadan tüm mesafeyi koştuğu söylenir. Bu şekilde başlıyor maraton…

Peki, maratonun bağış ile birlikteliği ne zaman başlıyor? Bu sorunun cevabı net değil. İlk yardım koşusunun ne zaman, nerede yapıldığıyla ilgili güvenilir bir bilgi bulamadım. Farklı ülkelerde farklı zamanlarda başlamış bir kültür. Bu hedef birlikteliği ilk kimin aklına gelmiş bilmek zor ama ‘kazan-kazan’ durumu olduğu kesin. Hem katılımcılar spor yapmış oluyor ve bedenen kendilerini tatmin etmiş oluyor hem de bağış bir motivasyon kaynağı oluyor. En güzel tarafı da bu etkinliklerin her sene binlerce insanın hayatına dokunması.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın