Hatıralarla zenginleşmek

Son zamanlarda kendi kendime yaşlandım galiba, dediğim çok oldu. Neden biliyor musunuz? Eskiyi her zamankinden çok düşünür oldum da ondan!..

Eski günleri, eski dostları, yaşanmışlıkları, aile büyüklerimizin, sevdiklerimizin daha genç, daha sağlıklı olduğu zamanları, üniversite günlerimi, girdiğim sınavları, yaptığım davetleri kitap yazmamı, imza günümüzü, kitabın Almanca, İngilizce lansmanlarını, kitap söyleşilerimizi, Bensiyon Bey’le birlikte katıldığımız imza toplantılarını, Cezmi’yle tanışmamızı, düğünümü, yaptığımız şahane seyahatleri, babamı, halamı, çocukluğumu, Nermin’in dünyaya gelişini ve daha sayısız özel anları, günleri, yılları…

Çocuklara da edebiyatın değerinden söz ederken geçen zamanın öneminden, bunların kayda geçmesinin kıymetinden, farklı sebeplerle çok sık bahsettiğimi fark ettim geçen gün.

Eski ve çok değerli bir dostla yaptığım telefon konuşmasında ona da bu düşündüklerimi söylediğimde bana söyledikleriyle gözümü açtı benim: “Tülay, bu yaşlanmak değil ki… Bu, hatıralara değer vermek… Sen, onları düşünmeyi seviyorsun. Onların içinde giren kim ya da ne varsa senin için çok değerli… Onun için düşünüyorsun yaşanmışlıkları…”

Haklıydı.

Çok doğru bir yerden bakmamı sağlamıştı bir anda hayata.

Keşke’lerin değil, iyi ki’lerin olduğu bir hayatım oldu çok şükür…

Ve ben bu hayatı şekillendiren, renklendiren, ona anlam katan kim ya da ne varsa içinde, ister aramızdan ayrılmış olsun, ister yanı başımda dursun onları düşünmeyi çok sevdiğimi fark ettim. Bu beni çok mutlu ediyordu. Bazen ağlasam, bazen özlesem, bazen değişmesini hiç istemesem bile onları düşünmek bana hep iyi geliyordu aslında. Bu, zamanın geçmesi değil, tam tersi avuçlarımın arasında olduğu gibi durmasıydı.

Devam etmeyen, biten, değişen birçok durum olsa da devam edenlerin güzelliği, hayatın benim için seçtikleri, bana yaşattıkları çok değerliydi. Eski, her zaman çok değerli olacaktı elbette çünkü yalnız ve yalnız, benimdi.

Bu durumdan hüzünlenmek ya da yaşlanmaya başladığımı düşünmek yerine kim olduğumu hatırlayıp hatıralarımın beni ne kadar zenginleştirdiğini düşünmeye karar verdim.

Edebiyatı çok sevmek de bununla bağlı değil miydi zaten? Küçücük bir kızken bile oturup şiir yazmalarım, şarkıları önce sözleriyle dinlemelerim, eski filmleri izlemeyi, eski şarkıları dinlemeyi her zaman çok sevişlerim, hep bundan değil miydi?

Eskiye gerçekten hayran olmalarımın arkasında birikenlerin güzelliği yok muydu?

Vardı tabii.

İçim o an çok rahatladı ve o rahatlık hâlâ sürüyor. Hayata yine Tülay gibi bakmaya başladım, aklıma eskilere dair bir şey geldiğinde gözlerimin dolduğunu fark ettiğim an, bundan iyi bir sonuç çıkarmaya başladığımı fark ettim.

Ne yapacaktık yani?

Hayatla kavga mı edecektik?

Tanrı’ya gücenip küsmek, hayattan boşu boşuna korkmak olur muydu hiç?

Aksine bize yaşamamız için seçtiklerinin ne kadar güzel, ne kadar özel, ne kadar yalnız bize ait olduğunu düşünerek yaşamak, hayata gerçek bir ad koymak demek...

2019’un ilk yazısı da böyle yeni bir başlangıç içersin istedim.

Yeni yıla nasıl bakarsak, adını ne koyarsak öyle geliyor.

Bu yılın adı da “mutluluk” olsun.

Hepimiz için…

İyi seneler…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın