Ekonominin terör bağlamı

Alber NASİ Köşe Yazısı
16 Aralık 2015 Çarşamba

Türkiye ile Rusya arasında başlayan kriz tırmanarak devam ediyor. Türkiye duruşunda bir değişiklik yapmazken Rusya totaliter ve bir anlamda kişisel haklara önem vermediğini ispatlar şekilde hareket ediyor.

Bilindiği üzere iki ülke arasında firma ve şahıslar bazında ilişkiler bir anlamda zirvesindeyken, Rus uçağının düşürülmesinin ardından Rusya olayı Türk düşmanlığına dayandırdı. Her ne kadar Putin “milletler arasında bir problem yoktur” dese de yürürlüğe koyduğu uygulamalar bunun tersini ispatlar şekilde artarak devam ediyor. Bu uygulamalar, rejimsel olarak Rusya’nın gerçek yüzü ortaya çıkarken, Rusya’nın yaşadığı ekonomik sıkıntının büyüklüğü, gittikçe düşen petrol fiyatlarıyla bir kez daha gözler önüne seriliyor. Hatırlanacağı üzere, 1993 yılında düşen petrol ve buna bağlı hammadde fiyatları sebebiyle Rusya moratoryum ilan etmiş ve ülkede büyük bir kaos yaşanmıştı. Geçen bunca zaman içerisinde Rusya’nın daha iyi durumda olduğu söylenemez. Günümüzde moratoryum ilan etmese de ekonomik anlamda çok sağlam durumda olduğu da söylenemez. Bu konuda kesin olarak söylenebilecek bir şey var ki, Türkiye ile Rusya arasındaki kriz kolay kolay çözülemeyecek.

***

Kanlı Paris saldırısı artık Türk basının ana konusu olmasa dahi önemini ve etkilerini sürdürüyor. Paris saldırılarının ardından Fransa geçtiğimiz iki hafta boyunca önemli bir demokrasi sınavından geçti. İki turlu yapılan yerel seçimlerde, aşırı sağcı yabancı karşıtı Marine Le Pen’in partisi Ulusal Cephe (Front National) ilk turda birinci parti olurken, ikinci turda hiçbir bölgede ilk parti olmayı başaramadı.

Her iki turda da seçime katılımın düşük olması seçmenlerin sisteme olan güveninin eksik olduğunu gösteriyor. Ulusal Cephe’nin ilk parti olmaması ile şimdilik tehlike atlatılmış gibi görünse de Fransa ve Avrupa’da olan sorunlar bu şekilde devam ederse halkın pasif desteğiyle aşırı sağın hem Fransa’da hem tüm Avrupa’da güçlenmesi kaçınılmaz. Bu gidişatı değiştirecek uzun vadeli planlar ise pek ufukta görülmüyor. 

Yabancı düşmanlığından ve özellikle Müslüman karşıtlığından medet uman sadece Le Pen veya aşırı sağcı olduğunu gösteren liderler de değil üstelik. ABD’de 2016 Başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’den aday adayı olan işadamı Donald Trump, Müslüman karşıtı kabul edilemez söylemleriyle dikkat çekiyor. Trump’ın başkanlık adaylığına ne kadar yakın olduğu göz önüne alınırsa, durumun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Düşmanlık üzerinden yapılan politikaların dünyayı nerelere götürdüğü belli. En büyük kıyımlar düşmanlık politikalarının sonucudur. Hiç şüphesiz bu tip politikaların destek gördüğü toplumlar genellikle ekonomik krizle boğuşan, gelir dağılımının bozuk olduğu, sisteme olan güvenin sorgulandığı toplumlardır. Hiçbir politikacı sadece kendi fikirlerini açıklayarak beğeni toplamaz. Başarılı politikacılar halkın önemli bir kısmında zaten var olan fikirleri kendi fikirleriyle harmanlayarak taraftar ve beğeni toplarlar. Bu da Trump’ın sözlerinin bir nevi Amerikan halkının yansıması olduğu sonucunu doğurabilir ki bu da başlı başına korkutucu bir durum.

***

Dünya olarak kırılgan bir ekonomik süreçten geçilirken Amerikan FED Başkanı Janet Yelen bu hafta içerisinde faiz kararını açıklayacak. Faiz arttırılsa da sembolik olacak ancak burada önemli olan ABD’nin artık resesyondan çıktığının tescili niteliğinde olacak olması. Bu karar dünya piyasalarını nasıl etkileyecek? Bunu cevaplayabilmek için henüz çok erken. Ancak bilinen, karardan çok ABD’nin bundan sonraki uygulamalarının bu konuda yön belirleyici olacağı. Uygulanacak yanlış politikalar zaten kırılgan olan küresel ekonomiyi tamamen kaotik bir duruma sürükleyebileceği gibi, doğru kararlar kırılgan dönemden hızla çıkılmasına yardımcı olabilir. Bu da doğrudan ırkçılık, yabancı düşmanlığı veya terör destekçilerinin artmasıyla sonuçlanabilir. Unutulmamalıdır ki, sıradan insanlar aşırılıklardan uzak dururken, yapılan haksızlıklar, adaletsiz gelir dağılımı, güvensizlikler insanları aşırı uçlara iter.