Çok yönlü bir sanatsever NİNO ANAVİ

Nino Anavi’nin ‘özel’ bir kişi olduğunu biliyordum ama bu derece donanımlı ve renkli bir kişiliğe sahip olduğunu sorularıma aldığım cevaplardan sonra bir kez daha anladım. Anavi’nin özel ilgi alanlarını, lisan öğrenme merakını, edebiyata, şiire ve özellikle müziğe olan tutkusunu okumaktan büyük bir zevk alacağınızı tahmin ediyorum.

Nino Anavi kimdir?

1951 yılında İstanbul’da doğdum. Annem Reggy Anavi Cohen, Selanik’te Alliance Israélite Universelle Okulundan mezun oldu. Daha sonra ailece İstanbul’a göç etmişler. Babam Siyon Anavi Gattenyo, İstanbul’da doğdu. İspanyol uyrukluyuz. Ailenin tek çocuğuyum.

1961 yılında Notre Dame de Sion ve 1968’de Saint Benoit Lisesinden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden 1974 senesinde mezun oldum. Ardından Lausanne Polytechnique Üniversitesi Yüksek Matematik Bölümünü bitirdim. Sonradan iş hayatına atıldım. Önceleri, babamın fermuar fabrikasında yeni tesis kurulması için çalıştım. Daha sonra, matbaa makine ve malzemeleri sektöründe mümessillik yapmaya başladım. Halen de aynı sektörün içindeyim.

Birçok lisan biliyorsunuz. Dil öğrenmeye büyük merakınız var... 

Lisan öğrenmeyi hep çok sevdim. Otuz yaşına geldiğimde, beş lisanda öğrenim görmüş ve her lisandan da lise dengi sertifikalarımı almıştım. Öğrendiğim diller, Türkçe, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve  İspanyolca idi. Daha sonraları, Yunancaya merak sardım ve on beş yılı aşkın bir süre ile Yunanca öğrendim. Ayrıca Ladino lisanını da epey düzgün konuştuğumu söylerler. Şimdi ise Rusçayı yaklaşık dört yıldır okuyor ve öğreniyorum. Rus kültürünün zenginliğine her gün daha çok hayran oluyor ve bu lisanın içine girmekten büyük bir haz alıyorum.

Nino Anavi deyince herkesin aklına ‘müzik’ gelir. Ancak görüyorum ki, müzik dışında Nino’nun çok özel merakları var…

Kitap okumayı çok severim. Lise döneminde Fransız ve Rus klasiklerini çok okudum. Daha sonraları edebiyat, felsefe ve sosyal içerikli kitaplar okudum ve hâlâ okumaya devam ediyorum.

Şiir yazmayı da çok severim.  1996 yılında Fransızca bir şiir kitabı yazdım. Kitabım yayınlandı. Bu vesileyle, AKM’nin orta salonunda, Ali Poyrazoğlu ile birlikte, arkadaşlarıma bir şiir gecesi düzenledik. Daha sonra, kitabın satışından elde ettiğimiz geliri, Sokak Çocukları Vakfına hibe ettik. Ayrıca, kitabın içinde yer alan, seramik hocası ve ressam Prof. Dr. Jale Yılmabaşar’ın eskizleri, esere ayrı bir değer kattı.

Tesadüfen üç yaz önce Büyükada’da tanıdığım gazeteci, yazar, araştırmacı ve Le Figaro, Le Point gibi Fransa’nın önemli basın kuruluşlarının ve TV kanallarının Türkiye muhabirliğini yapan Sebastien de Courtois’ya ‘A toi’ adlı şiir kitabımı hediye ettiğimde, adalar hakkında yazmakta olduğu ‘Un The A İstanbul’ isimli kitabına benim hakkımda bir paragraf ekleyip, kitabımdan adayla ilgili olan bir şiirimi de katmıştı.

Cemaat faaliyetlerinizden de biraz bahseder misiniz?

Üniversite yıllarımda, aynı zamanda Arkadaşlık Yurdunda (Amicale) da faaliyetler yapmaya başladım. Balo komisyonunu üstlendim ve her yıl yaptığımız balolara kendi orkestramızla müzik yaptık. Bunlar hep amatörce yapılan çalışmalardı. Daha sonraları, Arkadaşlık Yurdunda birkaç yıl başkan yardımcılığı yaptım ve çeşitli konularda konferanslar verdim. Beethoven hakkında verdiğim konferans çok özeldi çünkü Alman Konsolosluğuna gidip Beethoven’in bir portresini almış ve konuşmam boyunca duvara asmıştım. Bestecinin eserlerini anlatırken, arkadaşım Moris Kaspi de bestecinin plaklarını çalıp bana yardım etmişti. Cemiyet hayatımın sonraki bölümü 2000-2010 yıllarında Yıldırım Spor Kulübünde geçti.  Jojo Pinto’nun beni davet etmesi üzerine Yıldırım ailesine katıldım ve kültür komisyonunda çalışmaya başladım. Çeşitli müzikal dinletileri dışında,  birkaç konferans da hazırladım. Bilhassa Albert Einstein ve George Gershwin hakkında verdiğim konferanslar büyük ilgi gördü.

Büyük tutkunuz müzikten bahsedelim biraz

Lise çağlarından beri hep müzikle iç içe oldum. Klasik müzik annemin tutkusu idi ve bana da ondan geçti. Annem beni hemen hemen her pazar günü, Şan Sinemasında Belediye Konservatuarının bir konserine götürürdü. Daha sonraları, on-on iki yaşındayken, Tepebaşı Tiyatrosunda ilk kez, Rigoletto’yu bariton Mete Uğur’la seyrettim. Mete ile sonradan çok yakın arkadaş olduk ve AKM’de bütün performanslarına ve hatta provalarına bile katıldım.

Lise yıllarımda Milliyet’in Liselerarası Müzik Yarışmasına,  1967-1968 de iki kez Saint Benoit Lisesi Orkestrası olarak katıldık, ancak ikinci turda elendik; fakat benim müzik merakım o yıllarda çok güçlendi.

Müzik, hayatınızda hep vardı ve halen de var. Bildiğim kadarı ile daha ileriki yıllarda arkadaşlarınızla bir orkestra da kurdunuz...

Müzikle olan bağlantım ve aşırı merakım hep devam etti. Yıllar öncesinden, beraber müzik yaptığımız arkadaşlar, Rıfat Pala, Jozi Levi, Roni Adut, İzzet İzerel, Albert Aziz’in yanına, çok önemli bir caz piyanisti olan Selim Benba’yı ve çok yetenekli şarkıcı arkadaşımız Ethel Akış’ı  da alarak, 1999 - 2000- 2001 yıllarında, UÖML’nin Amram Oditoryumunda ‘68 Kuşağı’ adı altında seri konserler verdik. Bu konserleri ara sıra yaz aylarında, Yıldırım’ın Büyükada’daki tesisinde yaptığımız konserler izledi. Bir de, 2002 yılında, Robert Schild ile birlikte ‘Jewish Pop’ adı altında bir dinleti verdik. Bu dinletide Ethel Akış, İzzet Hiçkalmaz, Selim Benba, Tahsin Ünüvar gibi önemli isimlerle çaldık. Ayrıca, 27 Nisan 2015’te, yine Amram Oditoryumunda, bu kez tam profesyonel müzisyenler ve Üstüner Büyükgönenç idaresindeki orkestrayla ve yine geniş bir repertuarla bir konser daha verdik.

Son zamanlarda, müzik ile ilgili yaptığınız herhangi bir çalışma var mı?

Son olarak, kendi bestelerimden oluşan bir CD çıkartmak üzereyim.  Aranjmanlarını Turhan Yükseler’in yaptığı ve çok değerli müzisyenlerin canlı çaldıkları bu CD’nin adı ‘Jobimania’. Bu da, benim Brezilyalı besteci, virtüöz, piyanist, şarkıcı Antonio Carlos Jobim’e olan aşırı hayranlığımdan dolayı koyduğum bir isim.

Gelecek yıllarda gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı?

Gelecekte yapmak istediğim şey, halen sakladığım 550 adet şiirimi, büyük bir kitapta toplayıp şimdiye kadar tüm yazdıklarımı yayınlamak. Bir şeyler ürettiğimde, hep bir iz bırakmak istemişimdir. Benden sonra bir şeyler kalsın istedim hep.

Son olarak, gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Tahsilim, teknik konular ve mühendislik üzerine olmasına rağmen, zevklerimin edebiyat, müzik ve sanat olduğunu sonradan keşfettim. Eksiğim ise, bu dalların hiçbirinde eğitim almamış olmamdır. Bu yüzden yeni nesillere söyleyebileceğim, yeteneklerini ve ilgi alanlarını ne kadar erken keşfederlerse, ona göre o konuların eğitimini alabilirler ve sevdikleri işi yapabilirler. O zaman çok mutlu olacaklarını onlara garanti edebilirim.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın