Batya Natan

“Doğallığı kaybetmeden estetik mümkün”

Bu hafta konumuz estetik. Hani hepimizin sormaya çekindiği ama bir o kadar merak ettiği soruları Almanya’da uzun yıllar gördüğü eğitimin ardından, kariyerine İstanbul’da özel bir klinikte devam eden Op. Dr. Evrim Uçkunkaya’ya sordum ve işte aldığım cevaplar

“Doğallığı kaybetmeden estetik mümkün”

Maslak Acıbadem Hastanesi’nin üçüncü katına adım atar atmaz, kendimi son derece zevkli döşenmiş, aynalar, zarif heykeller ve kilimlerle kaplı bir salonda buluyorum. Bankoda beni güler yüzle karşılayan zarif görevlilere Plastik Cerrah Op. Dr. Evrim Uçkunkaya ile randevum olduğunu söylüyorum. Bir başka görevli içinde nane yaprakları bulunan su servis ediyor. Öyle pozitif bir enerjiyle karşılanıyorsunuz ki, daha o andan itibaren kendimi bir başka güzel hissetmeye başladığımı söylesem yalan olmaz.

Öteden beri tartışılır... İç güzelliği mi daha önemli yoksa dış güzellik mi diye... Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün mü?

Biz insanlar karşımızdakine hep önce sağlık sonra mutluluk ve ardından da güzellik dileriz. Yani guzellik üçüncü sırada olur ve sağlıksız (ruh ve beden) bir insan vücudunda da hiçbir önem taşımaz. İnsan kendini nasıl hissediyorsa duyguları yüzüne ve duruşuna da öyle yansır. Bir sabah kötü uyandığınızda yüzünüz, bakışlarınız ve cildiniz bile yorgun görünür; vücudunuzun duruşunda bir hantallık dik duramama hali vardır. Oysaki iyi bir gününüzde, güneşli ve ışıklı bir sabaha başladığınızda, gözlerinizin içi güler, vücudunuzun duruşu değişir kendinizi daha dinç, zinde ve enerjik hissedersiniz; bu tüm vücudunuza ve gününüze yansır. O yüzden estetikte iç ve dış güzelliğini ayırmamak ve bir bütün olarak düşünmek gerekir.

Estetik özellikle öz güveni sağlamak açısından nasıl bir katkı sağlıyor?

Aynı örnekten devam edeyim. Her sabah uyandığında aynada yorgun bir yüz görmekten mutsuz olan bir hasta bize geldiğinde ve “bu yorgun görünüme çare bulmak istiyorum” dediğinde biz devreye giriyoruz. Yorgun yüz, yorgun bakışlar, mevsim dönüşlerinde cildin kuruması, neminin azalması, doğumlardan sonra meme sarkmaları, kilo vermelerden sonra vücutta cilt sarkmaları cerrahisi gibi... Hasta, odama girip kendinde hoşuna gitmeyen ve rahatsız edici bulduğu konuları anlatır. Sonra beraberce konuşup kendisine reel bir şekilde neyin olup olamayacağını anlatırım. Yani hasta şikayeti ile gelir, ben ona reçetesini veririm. O ilacı alıp almamanın sorumluluğu kendine aittir. Ben hastayı estetik ameliyat olmaya teşvik etmiyorum, çünkü estetik ameliyatlar bir zorunluluk değildir. Hasta o kararı kendisi vermeli ve sorumluluğunu da kendisi almalıdır.

Estetikten neyi değiştirmesini beklemek sağlıklı? Elinde resimle gelen kadınlar oluyordur, “beni şu ünlüye benzet” diye mesela...

İnsanların televizyon, internet ve renkli magazinden çok etkilendiklerine inanıyorum. Bazen gerçek olamayacak kadar güzel ve gösterişli görüntülere bile inanabiliyoruz. Ama gelip, “Ben aynaya bakıyorum. Kendimi çok feminen, çok kadınsı buluyorum. Fakat memelerim küçük, bu benim iç dünyamı yansıtmıyor” diyen de var. Doğru hasta bu şekilde düşünendir. Bunu kesinlikle yadırgamıyorum. İnsanın kendi uzuvlarıyla mutlu ve barışık olması gerekiyor. Her insan kendi problemini kendi iç dünyası ile içselleştirmeli, başkası ile kıyaslamamalı.

Eğer hasta kendisini rahatsız eden noktanın bilincindeyse, örneğin gözaltındaki torbaların kendisini yorgun gösterdiği şeklinde, benim ona yapacağım müdahaleden sonra memnun olacaktır. Bunun farkında değilse zaten, siz ne yaparsanız yapın hasta yapılan tedaviden memnun olmuyor. Bir müdahaleden sonra bu kez diğer bir yere odaklanıyor. Bu durum birbirini izliyor.

Peki, doğru yeri nasıl seçecek hasta?

Hastaların doktor seçme lüksü varken doktorun hasta seçme lüksü yoktur. Bence en önemlisi hastanın herhangi bir müdahaleye karar vermeden önce farklı fikirler ve görüşler alması, araştırması veya daha önce benzer uygulama yaptırtmış arkadaşları ile konuşması, bir doktora konsültasyona gitmesidir. Hastanın her zaman bilinçlendirilmesi taraftarıyım. Buraya gelip benimle görüşen bir hastanın illa burada operasyona karar verme zorunluluğu da olmadığını düşünüyorum. Hastamın kendisi için en iyiyi seçmesini ve sonunda mutlu olacağı şeyi yapmasını isterim. Hastalar kendilerini benim yanımda özgür hissetmeli ve bana güvenebilmeli ki başından sonuna kadar birbirimizin yanında olalım ve yanlış anlaşılmaların önüne geçelim.

Daha çok hangi sorunlar için başvuruluyor Türkiye’de?

Türkiye’de genel başvuru burun, meme büyüklüğü ve karın sarkmaları. Benim uzmanlık alanım meme, karın, vücut sarkmaları ve yüz üzerine.

Estetik cerrahi dışında da birçok bakım yöntemi ile sağlıklı yaşlanmak mümkün. Biraz bilgi verebilir misiniz?

Neştersiz güzellik diyoruz bu yöntemlere. Kendimize ne kadar erkenden iyi bakmaya başlarsak, o kadar sağlıklı yaşlanırız. 20’li yaşları kast etmesem de, ergenlikten kalma akne izleri vs. gibi durumlarda gerekebiliyor. Kliniğimizde yapılan birçok uygulamalar var. Örneğin, kimyasal soymalar (peeling), botoks, dolgu, mezoterapi yoluyla uygulanan vitaminler, PRP, Fibrocell gibi...

Biz hastalarımızı cilt dokusunun yaşına ve gereksinimine göre yönlendiriyoruz. Şu sıralar en popüler olanlar uygulamalardan biri Fibrocell. Kulak arkasından alınan dokunun içinden fibroblastlar (kök hücre) laboratuvarda üretilerek cilde enjekte ediliyor ki son zamanlarda birçok ünlünün yüzünde hani “nur yağmış gibi” dediğimiz görüntünün sırrı bu.

PRP dediğimiz başka bir yöntem de var. PRP ciltten kan alınarak, daha sonra cilde tekrar o kanın, trombositlerin verilmesiyle o cildin gerginliğini artmasını sağlıyor. Cilt altındaki bağ dokusunu güçlendiriyoruz.

Bu can acısı birçok kadını korkutuyor açıkçası... Yok mu çaresi?

Almanya’dayken de kullandığım, özel getirttiğimiz bir kremimiz var. Tüm yüzeysel tedavi öncesinde uyguladığımızda hastalarımız kesinlikle acı duymuyorlar. Gerçekten hastalarımız çok rahat ediyor ve stresten kurtuluyorlar. Bu krem fark yaratıyor.

Bir sürü botokszede görüyoruz. İşin püf noktası nedir?

En önemli şey anatomiyi bilmek ve elini, gözünü ve estetik bakışını kullanabilmek. Benim her zaman söylediğim bir cümle vardır, ‘Çok bilen değil, çok pratik yapan doktor’u bulmak önemlidir. Örneğin, hangi kas hangi mimikleri yapıyor? Hangi kaslar kaşlarınızı kaldırıp indirmenizi sağlıyor? Anatomiyi bildikten sonra hangi kasa ne kadar doz vereceğinizi bilmeniz de aynı derecede önemli. Doğallığı kaybetmeden uygulayabilmek de deneyim işi. Botoks yapılırken mimiklerin öldürülmesine karşıyım. Dengeli bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Bir de tüm kadınlar birbirlerine benziyorlar...

Ne zaman ki mimiklerimizi ve doğallığımızı kaybediyoruz,  kalıptan çıkmış gibi ifadesiz yüzlerimiz de birbirine benzemeye başlıyor. Bir kişinin iç ve dış karakterini yansıtan en önemli nokta kişinin yüzü, mimikleri ve bakışlarıdır!

Sizce estetik müdahalelerde rakamlar her zaman kalite ile doğru orantılı mıdır?

Kesinlikle değil. Kalitenin başlıca kriteri tecrübe olmalı. Cerrahın ne kadar ameliyat yaptığı, ne kadar çok hasta gördüğü, ne kadar çok elini kullandığına bakılmalı. Ameliyata girdiğinizde yapacağınız iş otomatikleşmeli, düşünmeden bir sonraki adımı bilerek en ufak bir tereddüt olmaksızın ilerlemelisiniz. Aynı şekilde el pratiği botoks veya dolgu işlemleri için de geçerli ve bunun yanında elbette kullanılan malzemenin kalitesinin de önemli olduğunu söylemeliyim.

Şu sıralar obezite cerrahisinden bahsediliyor.

Aslında Türkiye’de yeni başladı demek daha doğru olur. Aşırı kilolu hastalar diyet, spor vb yöntemlerde bir sene içinde kilo veremiyorlarsa, mide küçültülerek kilo kontrolü sağlanabiliyor. Evet, hastalar ameliyat sonrası kilo kaybediyorlar, ancak cilt de bir o kadar sarkıyor. Maalesef ki cildi toparlamak için kullanılacak hiçbir krem, yapılacak hiçbir egzersiz yok. İşte bu şikâyetlerle bize başvurduklarında, sarkan cildin toparlanması için post bariatrik cerrahi adını verdiğimiz vücut toparlama ameliyatı öneriyoruz.

 

Günümüzde kadınlarda ne yazık ki sıkça karşılaştığımız bir hastalık meme kanseri. Siz ayrıca rekonstrüktif cerrahi uzmanısınız. Eskiden memesi alınan kadınlara aynı operasyonla yeni bir meme yapılmıyordu.

Bu konudaki gelişmeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Meme kanseri tanı ve tedavisi, kadınların yaşamını; fiziksel, psikolojik, sosyal ve manevi boyutlarda etkileyen bir kriz durumu. Mastektomi sonrası ideal bir meme rekonstrüksiyonu yöntemi, normal meme görünümünde ve dokusunda bir meme oluşturulabilmeli, diğer meme ile simetri sağlanabilmeli; uzun dönemde kalıcı sonuçlar elde edilebilmelidir. Eş zamanlı ya da anında onarımda meme kanseri tanısı konulmuş hastalarda, meme ameliyatının gerçekleştirildiği seansta yeniden meme yapılması söz konusudur. Böylece hasta meme ile girdiği ameliyattan memesiz olarak değil, yeni bir meme ile çıkmaktadır.

Bir de eskiden meme başı tümden çıkartılarak alınıyordu çünkü meme başı metastaz sebebiyle çok riskli bir bölge. Şimdi çok gerekli görülmedikçe alınmıyor. Alındığı vakit ise yeniden yapılabiliyor. Biraz meşakkatli, diğer meme başından bir kısım alarak, cilt transferi yapılarak ya da üç boyutlu dövme yapılarak rekonstrüksiyonu yapılabiliyor... Ben memesi tamamen alınan bir kadının psikolojik açıdan kesinlikle meme başı yaptırması gerektiğini savunuyorum. Biz memesini yaparak aslında kadına yeniden kadınlığını veriyoruz.

Evrim Hanım bu güzel ve keyifli sohbet için Şalom okurları adına çok teşekkür ediyorum.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1649