Hz. İsa ve Ezoterizm

Hz. İsa, Yahudilik dışında bir din aramak yerine, sosyal bir başkaldırı hareketi başlatmıştı. Hz. İsa’nın yaşamı, sözleri, davranışları, iletmek istediği ilahi mesaj öncekilerden kalan ve unutulmuş olan bir düşünceyi harekete geçirmeye yönelikti. Peki, bu başkaldırı hareketi nasıl oldu da yeni bir dine dönüştü?

Tufan ERBARIŞTIRAN Perspektif
25 Haziran 2014 Çarşamba

“Yıkanın, temizlenin; gözümün önünden işlerinizin kötülüğünü atın; kötülük etmekten vazgeçin; iyilik etmeyi öğrenin; adaleti arayın, ezilmiş olana doğruluk edin, öksüzün hakkını koruyun, dul kadının davasına bakın.” (Bap 1/16-17)

İşaya Peygamber  (MÖ 740 – MÖ 687), 66 bölümden oluşan kitabında dönemin Yahudi yaşamını, dini otoriteyi, Tevrat’a uymayan gelenek ve kuralları kıyasıya eleştirir. Bu dönemde hahamlar, dini yetkililer ve bunlara bağlı dini kurumlar bu peygambere göre sapkındı, yozlaşmıştı.

İşaya Peygamber o yıllarda sosyal yapının bozulduğunu, Hz. Musa dönemine ait gelenek ve yaşam biçiminin asilime olduğunu, hahamların ticaretle uğraşıp dini unuttuğunu sert bir dille imler. Yahudi dini özünden kopmuş, süreç içerisinde tamamen içinde bulunduğu coğrafi koşulların ve yöresel dinlerin az da olsa etkisinde kalmıştır. Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın Tanrı’yla olan ‘Ahit’i bir oranda bozulmuştu, yıpranmıştı. Yine dönemin yarattığı koşullardan kaynaklanan, Roma baskısı bazı hahamların aklını çelmiş olabilir.

İşaya Peygamber bu yaşanılanlarla ilgili bazı kehanetlerde bulunmuştu. Bunlar arasında en önemlisi Hz. İsa’nın geleceğiyle ilgilidir. ‘Hizmetkâr’ diye tanıttığı kişi hakkında bakın neler söyler:

“…Allah’ın karşılığı, geliyor; o kendisi geliyor ve sizi kurtaracak. O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak. O zaman topal adam geyik gibi sıçrayacak ve dilsizin dili terennüm edecek; çünkü çölde sular ve bozkırda seller fışkıracak.” (Bap 35/ 4,5,6)

Kadim geleneğe göre, Yahudilerin aymazlığı, ‘yoldan’ çıkmışlığı sayesinde 1.Tapınak yıkıldı. Yahudilerin yaşadığı talihsizlik kadar güçsüzlük ve sapkınlık sonucunda 2. Tapınak MÖ 540 yılında yeniden inşa ettirildi. Bu tapınak da MS 70 yılında Roma İmparatoru olan, 2. Titus tarafından bir kısmı, tamamı ise 132 yılında yıkıldı.

HZ. İSA ÖNCESİNDE GENEL DURUM

Hz. İsa’nın ortaya çıkış öncesi genel tabloda eksik kalan diğer yönleri de tamamlayalım. Birincisi, bölgede Roma istilası hâkimdi. Başhaham ve 71 hahamdan oluşan dini kurul tamamen Romalı valinin emrindeydi. Yahudilerin günlük yaşamları, gelenekleri, bayramları ve diğer dinsel etkinlikleri bu kurul tarafından düzenlenmekteydi. Bu kurulun izni ve onayı olmaksızın dinsel bir etkinlik ya da bir adakta bulunulması söz konusu bile olamazdı. Sözün kısası, Yahudiler bu kadar katı, bağnaz ve acımasız bir dinsel yaşamdan bıkmışlar ve yorulmuşlardı. İkincisi, Roma’nın sürekli vergileri arttırması, halkı baskı altında tutması, sosyal eğlenceye olanak tanımaması ise işin ayrı bir boyutuydu. Birkaç varsıl ailenin ve bürokratın dışında herkes bir tür köle düzeni içinde yaşamaktaydı. Üçüncüsü, Yahudiliğin çağcıl ve işlevsel yönü kaybolmuş, yerini katı bir dinsel otoriter düzen almıştı. Yahudilik yüzyıllardır gelişememiş, olduğu yerde saymıştı. Dördüncüsü, din adamları Yahudiliği yorumlamak ve geliştirmek yerine işin kolayına kaçmışlardı. Tapınak’ta kurban kesmeyi, burada ticareti kontrolları altında tutmayı yeğlemişlerdi. ‘On Emir’in içi boşaltılmış, atıl hale getirilmiş ve din anlayışı bürokratik bir ticari kaygıya bürünmüştü. Roma İmparatorluğu’na başkaldırmak şöyle dursun, kendilerini köleliğe mahkûm edenlerle birlik olup, dayanışma içine bile girmişlerdi. Beşincisi ve en önemlisi, -bir kral olarak- Hz. İsa’nın gelişi ile ilgili bazı peygamberlerin kehanetleridir.

Hz. İsa’nın otuz yaşına kadar nerelere gittiği, kimlerle görüştüğü, nasıl bir eğitim aldığı kesin olarak bilinmiyor. Bir söylenceye göre, birkaç kilometre yakınındaki Essenilerin yanında kaldığı, onlarla dost olduğudur. Esseniler’e ‘Şifacılar’ adı verilmekteydi. İnsan bedenini iyi tanımaları, en kötü hastalara bile başarılı sağaltım uygulamaları dikkat çekici özellikleri arasındaydı. Hz. İsa’nın da tıp konusunda Esseniler’den bilgiler aldığı söylenir. Bu arada Esseniler’de Rabban (Bilge), Rabbi (Öğretmen), Rab (Öğrenci) üçlemesi ile mistik bir eğitim vardı. Her aday sıkı ve çetin bir sınav sonucu alınırdı. Kendisine öğretilen evrensel sırlar asla açığa çıkartılmazdı. Hz. İsa böyle bir eğitimden geçmiş olmalıdır. Hristiyanlıkta ‘üçlük’ ve suyla yapılan ‘vaftiz’ Essenilerden alınmıştır. 

HZ. İSA’NIN MİSYONU 

Bir dinin diğer dinlerden temelden ayrılması, hitap ettiği topluma farklı söz ve vaatlarda bulunması birinci unsurdur. Peygamber olduğunu ileri süren ve genel kabul gören birinin kendi toplumundan başlayarak diğer toplumlara da aynı öğretiyi sunması gereklidir. Önceki Kutsal Kitabı onaylamakla birlikte, kendi öğretisinin özelliklerini, temel gerekçelerini, yararlarını, güzelliklerini ve farklılıklarını dile getirmelidir. Tanrı’nın böyle bir nedenselliği istemesinin akla yatkın, anlaşılır ve inanılır olmasının ipuçlarını/ilahi sözlerini doğrudan anlatmalıdır. Bir din ve onun Kutsal Kitabı uyumlu bir birliktelikle karşımıza çıkar. Peygamber, bu dinsel örtüşmeyi pratik yaşama geçiren, insanlara bunun örneklerini gösteren, diğer dinlerden neden ve nasıl ayrıldığını inandırıcı bir biçimde örnekleyen bir ayrıcalığa sahip olmalıdır. Peki, Hz. İsa’nın böyle bir misyonu var mıydı?

Hz. Musa kavmini Mısır esaretinden kurtarmak, onlara daha güzel ve özgür bir yaşam sağlamak için vahiy yoluyla gelen dinin kutsal yasalarını anlattı. Onların vaat edilen kutsal topraklarda özgürce yaşamalarını istiyordu. Bunun için çok Tanrılı dinden tek Tanrılı bir dine geçmeleri şarttı. İbrani halkı ırksal bir dini yapının kendileri için daha uygun olacağını düşünüyordu. Mısır’dan kaçtıktan sonra, kendileri için indirilmiş bu özel dini duyarlılıkla uygulamaya koyuldular. Peki, sorun nerede çıktı?

İbranilerin ataları Mısır’da esaret altında yaşarken baskılar nedeniyle en çok kişisel özgürlüklerini özlüyorlardı. Bir İbrani için özgür olmak, tek başına dolaşmak, kişisel karar almak, kendi geleneksel yasalarını uygulamak çok önemliydi. Hz. Musa onlara yeni bir din verirken, hepsinin kişisel özgürlüğünü de vaat etti. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra, Yahudiler kendilerine inen dini unuttular. Kişisel özgürlük, yeterli bir ticari kazanç da sağlanınca dinin yaptırım gücü azaldı. Özgürlük duygusu, dine karşı üstünlük sağladı. Bu üstünlük öyle algılandı ki, yozlaşma ve aymazlık alıp başını yürüdü. İbraniler özgürlük ile dini bir türlü örtüştüremediler. Bu arada hahamlar bu ‘boşluğu’ doldurmak için katı uygulamalarda bulundular. Bir yanda hahamların dogmatik bir din yaratma çabaları, diğer yanda yeniden esaret altına alınıp ağır vergiler nedeniyle perişan olan İbrani halkı. İşaya ve bazı peygamberler kurtuluşu bir kral aramakta buldular. Herkesin diline bir kral sözü gelip yerleşmişti. Bu kral geldiğinde, İbrani halkı tıpkı daha önce olduğu gibi yeniden kurtulacaktı. 

SOSYAL BAŞKALDIRI

Hz. İsa’nın konumu, dinsel yorumu, yaklaşımı farklıdır. Yahudilik dışında bir din aramak yerine, sosyal bir başkaldırı hareketi başlatmıştı. ‘On Emri’i kabul etmekle birlikte, temelde Yahudilerin ezilmişliğini, geleneklerin kokuşmuşluğunu, Tevrat’ın yanlış yorumlandığını, hahamların katı bir hiyeryaşik sistem içerisinde halkı sömürdüğünü anlatmaya gelmişti. Onun sözlerinin derinliğinde ‘yeniden’ yerine, ‘yenilenmiş’ eylemi bulursunuz.

“Sanmayın ki, ben şeriatı yahut peygamberleri yıkmaya geldim; ben yıkmaya değil, fakat tamam etmeye geldim.” (Matta 5/17)

Hz. İsa, Hz. Musa’nın ilahi buyruklarını eleştirmez. Onların her birini çağcıl bir bakış açısıyla yeniden yorumlar ve tamamlar. Bunun gerçekleşmesi için de halkın iyi örgütlenmesi, ikna olması, ‘davayı’ sahiplenmesi önemlidir. Yahudilikte şeriat kanunları esastır ve değiştirilemez. Hatta bu öylesine keskin bir kuraldır ki, şeriat hükümleri yorumlanabilir ama asla ‘tamamlanamaz’. Tanrı’nın ilahi söz ve emirleri ‘eksik’ değildir ki, tamamlansın... Hz. İsa’nın işi çok güçtür.

Hz. İsa dogmatik, tabularla dolu olan dinsel yapıyı değiştirmek yerine, reform ederek güncelleştirmek isteğindedir. Yahudiliğin binlerce yıllık şeriatı eskimiş, bozulmuş ve değişmişti. Bu nedenle tüm İbraniler Yahudiliğin ‘özünden’ uzaklaşmıştı. Hz. İsa bu gerçekleri iyi bildiği için, halkına farklı sözler söyleyecektir. Onun anlatmaya çalıştığı tüm dinsel yapıyı, halkın o dönemdeki durumunu da göz önünde bulundurarak, bir yapıştırıcı olarak gördüğü ‘sevgi’ sözcüğünü dilinden düşürmez hiç. Halkın asıl gereksinimi, ‘sevgidir’. Hz. İsa bu boşluğu görür.

 “Düşmanlarınızı da sevin ve size eza edenler için dua edin.” (Matta – 5/40) “Hükmetmeyin ki, hükmolunmayasınız. Çünkü ne hükümle hükmederseniz, onunla hükmolunacaksınız; ölçtüğünüz ölçü ile de size ölçülecektir” (Matta – 7/1,2)

Bu sözler, sosyal ve dinsel bir devrim niteliğindedir. Binlerce yıldır ilk kez birisi; sevgi, mutluluk, paylaşma, göklerdeki krallıktan söz etmekteydi. Hz. İsa’nın bu sözlerinde asla ‘teslimiyetçi’ bir içerik yoktur. Onun sözleri, İbraniler arasında kaybolmaya yüz tutmuş, unutulmuş, dışlanmış, onun yerine katı bir dogmatik yapının yer aldığı dini reform etmeye yönelikti. Ayrıca, Roma zulmüne temelden bir başkaldırış vardı.

Hz. İsa, çok açık bir dille önceki dini eleştirmek, yok etmek, dışlamak yolunu seçmez. İbranilere yeni bir din getirmek yerine, unuttukları kendi değerlerini/kavramlarını/yaşam biçimini çağı da düşünerek karşılarına koyar.

Peki, Hz. İsa bu sosyal ve dinsel reform hareketini başlatırken neler yapmıştı? Hiç kuşku yok ki, dönemin Tapınak’ı bu açıdan önemlidir. II.Tapınak kutsal bir bölgedir. Burada her gün kurban kesilmekte, değiş tokuş yapılmakta, dualar edilmekteydi. Yahudiler burayı kutsal bir mekân olarak görmekle birlikte, hahamların kazanç kapısı olduğunu da imleyelim. Hz. İsa’nın, İbranileri Yahudiliğin özünden uzaklaştıran bu tapınağa karşı bir tavır alması olağandı. İçeriye girdiğinde masaları devirir, hayvanları kovalar, hahamlara bağırır, ortalığı âdeta talan eder. Tapınak’la birlikte yıkılan, değişen dengeler karşımıza çıkar. Bunlar nelerdir? Hahamların yüzlerce yıldır ilmek ilmek ördükleri bu anlamsız ve gereksiz katılığın yıkılmasıdır. Öte yandan, yüzyıllara dayanan bir geleneğin, yaşam biçiminin, inancın kökten değişmesi anlamına gelir.

Yahudiler zorda kaldıklarında, Tanrı’ya dua etmeye başlarlar. Her şeyi Tanrı’dan beklerler. Tevrat’ta yazılı olan ilahi yasalar her konuda kendilerine yol göstericidir. Hz. İsa bunun tam tersini uyguladı. Yahudilere tek gerçeğin kendileri olduğunu gösterdi. Bu çok şaşırtıcı sözler karşısında havarilerin sayısında belirgin bir artış başladı.

Hz. İsa’nın sözlerinin ardında yatan temel gerçekler belirgin bir konuya temas eder. İnsan esastır ve her şey onunla birlikte güzeldir! Günlük yaşamın içinde ezilmiş, horlanmış, özürlü, yoksul binlerce insan bu sözler sayesinde yaşam sevinci duymaya başladı. Eskinin bozulmuş ve katı geleneklerine doğrudan karşı çıkma yolunu seçti. Yahudiler kendi özgüvenlerini kazanmışlardı.

Hz. İsa kişiyi ruhsal arındırmaya, temizliğe, içsel yürekliliğe götürmek istedi. Kişinin içindeki ‘özü’ bulması için onu ikna etmeye, ruhsal bir öğretiyle kendi benliğine dönmesini sağladı. Yahudiliğin ırksal bir din olmasının sınırlarını aşmaya çalıştı. Şu sözleri önemlidir.

“İşte benim annemle kardeşlerim. Zira göklerdeki Pederimin iradesini yerine getiren, benim için bir kardeş, kızkardeş ve annedir.” (Matta Bap12. 49-50)

Bu sözlerin anlamı şöyle yorumlanabilir: Benim öğretimi her kim algılar ve uygularsa, aynı dinin bir temsilcisi/inananı olacaktır. Buna hiçbir haham dayanamaz. Yahudilik sadece İbranilere indirilmiş, özel bir dindir. Başkaları bundan yararlanamaz. Hz. İsa ise, bu öğretiden herkesin ‘kardeşçe’ yararlanmaya hakkı olduğunu söylemekteydi. Bunun anlamı, biz kocaman bir aileyiz demekti. Hz. İsa’nın kurmaya çalıştığı dinsel yapı böyle bir temel anlayışla yoğrulmuştu.

Hz. İsa’nın sözleri dönemin inananları için ‘kırılma’ noktasıdır denilebilir. “Bencil olmayın, birbirinizi sevin, tabuları yıkın, sevgiyi esas alın, çağdaş olun, yenilikçi akımlara inanın, evrensel ışığın izini sürün” gibi sözler bugün bile öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Hz. İsa kutsal bir koşucu gibi elinde asası ile dağ taş demeden yola koyulur, anlatır ve öğretir. Bir bilge, bir öğretmen, yeri geldiğinde bir şifacı olur. Yoksulların cebini değil, yüreğini doldurur. Özürlü ve hastaları sağaltımlar. Halktan biri gibi yaşar, onlarla dost olur. Her birini sabırla dinler, anlatmaya/öğretmeye çalışır.

Hz. İsa’nın dinsel öğretisinin derinine biraz daha inip sözlerinde gizlenen gerçeklikte şunları bulabiliriz: Hz. İsa, İbranilere reform edilmiş bir öğreti sundu. Bunu yapma nedeni, elinde hazır bir inanan topluluk olduğundandı. Onlara üstü örtük sözlerle bu reform edilmiş dinsel yapıyı anlattı. Ezoterik öğretide her şey kapalı ve kişiye özeldir. Kişi ne kadar ve nasıl alması gerektiği konusunda bir üstadla temasa geçer. Ancak ondan sonra kendini eğitir ve ‘ışığı’ görebilir. Hz. İsa, iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan, bir soğan zarını ayıklar gibi üst üste kapanmış bir öğretiyi sundu. Soğanın cücüğü ise, öğretinin esasıdır. Buraya ulaşmak için çok çalışmalı, dürüst ve eğitimli olmalıdır. Ayrıca tabulardan arınmalı, özgür ve disiplinli bir yaşam gerekir.

PAVLUS VE KİLİSE

Hz. İsa havarilerine öğretisini yaymaları için emir vermişti. O’nun sözleri dünyanın her tarafına yayılmalıydı. Sadece İbraniler değil, herkes bu öğretiden yararlanmalıydı. Tarsuslu Pavlus ise, Kilise (toplantı yeri anlamındadır) geleneğini başlatarak öğretiyi farklı bir kulvara soktu. İtalya, Yunanistan, Ortadoğu ve Ön Asya’nın birçok bölgesine yolculuklar yaptı. Kilisenin oluşması, Hristiyanlığın Yahudilikten ayrılması için Roma ile diyalog başlattı. Hz. İsa’nın Hz. Musa’nın içrek öğretisini güncelleyerek tüm insanlara armağan etme çabası, Pavlus ile son bulmuştur. Hristiyanlık kurumsallaşmaya, Yahudiliğin ‘gerçek özünden’ uzaklaşmaya başlamıştı. Tevrat ve ona bağlı peygamberlerin sözlerinde Yahudi dini içinde özel biri beklenir. Gelecek olan Mesih, İbrani halkını yeniden ‘kurtuluşa’ taşıyacaktır. Pavlus bu öğretiyi farklı algılamıştı. Bunun üzerine Yahudi hahamlar Pavlus’un öldürülmesini istediler. Pavlus bir anda kahraman oldu. Yahudilikten koptu ve Hristiyanlığı kurmaya başladı.

“…bu yolculuklarındaki misyon faaliyetleri ve sahip olduğu teolojisiyle Pavlus, Yahudiliğin bir mezhebi olarak görülen hareketi (Hristiyanlık) bir dünya dini haline getirmişti. Bugün Hristiyanlıkta mevcut olan, çarmıh ve yeniden dirilme inancı, vaftiz, imanla aklanma, ümit, iman ve sevgi değerleri, lütuf doktrini, evlilik, Mesih’in bedeni olarak kilise, kutsal Ruh’un armağanları ve son yargı gibi önemli teolojik hususları Hrıstiyanlık Pavlus’a borçludur.” (Kitab-ı Mukaddes profesörü ve California St Patrick Teoloji Fakültesi eski dekanı.)

Pavlus, kilise kurulması için o denli çalışmış ve etkileyici mektuplar yazmıştı ki, Roma bile sonunda ikna olmuştu. Pavlus’un mektup yazma merakı onun daha etkili olmasına, kurduğu cemaatlerle ilişkisinin sürmesine yaramıştı.

Yahudilik ‘anlaşmaya’ dayalı bir dindir. İbraniler bir şey yapmadan kendilerine verilen dinle yaşamak zorundaydılar. Pavlus ise ‘verilen’ değil, ‘kazanılan’ bir din olsun istiyordu. Bunun için de eskiyi onarmak yerine, kolay olanı yeğledi ve ‘yeni’ bir din kurmanın yollarını aradı.

Hz. İsa ‘kilise’ sözcüğünü iki kez kullanmıştı. Birinde ‘yer’ adı, diğerinde kendine ‘inananları’ kastetmişti. Pavlus ise, bu sözcüğü farklı bir cemaat kurmak anlamında algılamıştı. Pavlus’un temellerini attığı kilise kavramı daha sonra yüzlerce yıl katı bir dogmatik yapıda dünyayı inletecekti.

Hz. İsa’nın Baba-Oğul-Kusal Ruh üçlemesi ise, bugün bile yanlış yorumlanmaktadır. Hz. İsa, “Ben ve Baba biriz” (Yuhanna Bap 10.30) derken evrensel bir gerçeği sembolize ediyordu. İnsan, Tanrı’nın bir suretiydi. Bugün bu sureti yeniden canlandırma çabaları sürmektedir...

Hz. İsa yeni bir din getirmemiştir. Mevcut olan -kendince- Yahudiliği reform etmeye çalışmıştı. Böylelikle Hz. Musa’nın anlattığı ezoretik öğreti O’nun sözleriyle yeniden canlanmıştı.

İnsanlığın önemli kırılma dönemlerinden biridir, Hz. İsa’nın sözleri. O’nun yaşamı, sözleri, davranışları, iletmek istediği ilahi mesaj öncekilerden kalan ve unutulmuş olan ‘içrek’ düşünceyi harekete geçirmeye yönelikti.

Sonuç: 325’te Konstantin hayli zorlamayla, sonradan paganları da mutlu edecek bir biçimde, bir devlet dini olarak Hıristiyanlığı kurdu. Esas olan Yahudiliktir.