“Sakın bir kereden bir şey olmaz yanılgısına düşmeyin”

İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Yargıç 1998 yılından beri kendini alkol ve uyuşturucu bağımlılığını tedavi etmeye ve sonu ölüme giden bu hastalığın engellenmesine adamış genç bir doktor. Bu illetten kurtulmada ailenin ve sosyal çevrenin çok önemli olduğunu vurgulayan Yargıç şu sözleriyle sadece alkol ve uyuşturucu bağımlılarını değil hepimizi uyarıyor: "Sakın bir kereden bir şey olmaz” demeyin ya da "istediğim zaman bırakabilirim" diyenler kendilerini aldatırlar sadece.

Rayka NAYIR GÜVEN Gençlik - Eğitim
15 Ocak 2014 Çarşamba

Sizi tanıyabilir miyiz?

1966 yılında İzmir’de doğdum. 1977-1984 yılları arasında Bornova Anadolu Lisesi’nde, 1984-1990 yılları arasında Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi’nde eğitim gördüm. 1990-1995 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda ihtisas yaptım. 1998-1999 yıllarında Minnesota Üniversitesi’nde Alkol-Madde Bağımlılığı üzerine üst ihtisas yaptım. Halen İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Burada Bağımlılık Tedavisi Programı ve Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Polikliniğinin sorumlusuyum.

Uluslararası Disosiyasyon Çalışmaları Derneği (International Society for the Study of Dissociation) tarafından disosiyatif bozukluklar alanında o yıl yapılmış en iyi çalışmaya verilen ödüle (David Caul Memorial Award) iki kez layık görüldüm (1995 ve 1999'da). 1992'de Uluslararası Ciba Vakfı'nın araştırma projesi ödülünü aldım.

Yüksek Sağlık Şurası (2008) ve TC Sağlık Bakanlığı Madde Bağımlılığı Tedavi Usulleri Bilim Komisyonu üyelikleri (2006) yaptım. Halen Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu üyesiyim. Evli ve iki çocuk babasıyım.

 

Bağımlılık nasıl gelişiyor?

Bağımlılık hastalığı, tüm diğer hastalıklar gibi biyopsikososyal bir olgudur. Yani pek çok faktörün bir araya gelmesiyle oluşur. Ancak bağımlılığın tek sebebi alkol ya da maddeyi kullanmaktır. Diğerleri sadece kolaylaştırıcı faktördür. Mesela verem hastalığına tüberküloz basili neden olur ama bu mikrobu alan herkes hasta olmaz. Beslenme şartları, hijyen, vücudun savunma sistemleri, kişinin psikolojik durumu gibi pek çok faktör hastalığın oluşması ya da oluşmamasında etkilidir. Ama sonuçta hastalığın sebebi tüberküloz mikrobudur. Bunun gibi bağımlılığın sebebi de alkol ve maddelerin kendisidir. Kolaylaştırıcı faktörler ise pek çoktur. Zenginlik de fakirlik de, yalnızlık da şöhret de buna bahane olabilir. Önemli olan mikrobu kapmamaktır. 

Genetik faktörler de önemli. Örneğin herkes alkolden eşit oranda keyif almaz. Kimisi içince daha donuk ve tutuk olur, zaten bu insanlar alkol almayı da sevmezler. Bazılarında ise bunun tam tersi bir etki yaratır alkol. Bu kişilerde alkol aldıktan sonra daha rahat olur ve kendilerini daha iyi ifade etmeye başlarlar. Bunun nedeni kişinin biyolojik ve genetik yapısıdır. Eğer bireyin babası alkolik ise onun da gelecekte alkolik olma ihtimali oldukça yüksektir. Bu kişiler daha gençliklerinden itibaren alkole daha dayanıklı olurlar. Bu da onların daha fazla içmelerine neden olur. Böylece bağımlılık riski artar.

Tabii ki sosyal faktörler ve yetiştirme de çok önemlidir. Birey sorunlu, huzursuz ve kaotik bir aile ortamında yaşıyorsa veya ebeveynlerinden sevgi ve ilgi görmüyorsa, tüm bu olumsuz gelişmeler birey üzerinde bir takım kişilik problemleri yaratır. Kişi bu eksiklikleri alkolle, uyuşturucuyla telafi etmeye çalışabilir. Tüm bunlara bir de genetik yatkınlık eklenirse durum daha vahim boyutlara ulaşıyor. Kişi bir iki kadeh içince evde gördüğü ilgisizliği, sevgisizliği unutup rahatlar. Hissettiği bu rahatlamanın sürekliliğini istediği için de alkol veya kullandığı maddenin dozunu arttırır ve bir süre sonra da bağımlı olur. Bunlara ek olarak arkadaş etkisi ve eğlence kültürünün yarattığı etki de önemli. Öyle bir hale geldik ki alkol bazı şeylerin vazgeçilmezi durumunda ne yazık ki. Eğlence anlayışımızın merkezinde alkol var. Düğünler, kutlamalar, mezuniyet törenleri alkolsüz olmuyor. Daha 15-16 yaşındaki gençlerin hafta sonu sarhoş oluncaya kadar içmesi normal gibi görülmeye başlandı. Oysa bunlar çok tehlikeli davranışlar.

 

Uyuşturucunun zararlarından bahsedebilir misiniz?

Uyuşturucunun vücuda verdiği zararlar kullanılan maddeye göre değişir. En büyük zarar beyne verdikleri zarardır. Bu bütün maddeler için ortaktır. Örneğin alkol özellikle karaciğere, esrar akciğere zarar verir ama hepsi aynı şekilde beyne zarar verir. Bu zararın en önemli belirtisi kişinin o maddeyi ister ve arzular hale gelmesi ve bu istek ve arzunun başka şeylerin önüne geçmesidir. Örneğin alkol ya da esrar içip rahatlamak ailesiyle sorun yaşamak ya da başkalarını üzmekle ilgili kaygıların önüne geçiyorsa, bağımlılık sürecine girilmiş demektir.  

 

Uyuşturucu kullanan birini dışardan anlamak mümkün mü?

Ergenlik çağındaki gençlerde rastlanan kimi tavır değişikliklerinin uyuşturucu ile ilişkilendirilmemesi gerekir. Madde kullanımına bağlı belirtilerle ergenlik çağı dönemine ait belirtiler çok benzeşir ki bu da insanı yanılgıya da sürükleyebilir. Asabi tavırlar, isyankâr yaklaşımlar, derslerde başarısızlık, arkadaş çevresinde değişiklik, içine kapanıklık tüm bunlar aynı zamanda buluğ çağında görülen durumlar olmasına rağmen bu konuda endişelenen kimi ebeveynler bunu çocuklarının uyuşturucu kullandığı şeklinde yorumlar. Sonuç olarak gerçeği öğrenmek adına çocuğa baskı yapar ve işi içinden çıkılmaz bir duruma getirirler.

Bunun tam diğer ucunda halsizlik, bitkinlik, uyku bozukluğu, gözlerin altının morarması, kollarda iğne izi, göz beyazlarında kızarıklık, burun akıntısı gibi belirtiler de artık bağımlılığın ileri boyutlarda olduğunu gösterir ki durum bu aşamaya gelene kadar fark edemediyse tedavi çok zorlaşır.

Yapılması gereken her anne babanın çocuğuyla yakın bir şekilde ilgilenmesi, iyi bir iletişim kurmasıdır. Bu yapıldığında zaten ebeveynler hiçbir şeyi kaçırmazlar.

 

Bağımlılık tedavisi mümkün olan bir hastalık mı? Tedavi süreci ne kadar?

Bağımlılık tedavisinin amacı kişinin bağımlı olduğu şeyi terk etmesidir ki bu mümkündür. Ancak bağımlıların genellikle istediği o maddeyi seyrek ve az kullanmaktır ki bu mümkün değildir.

Bağımlılığın herkes için aynı olan standart bir tedavisi yoktur. Önce hasta ile iletişim kurup ona uygun tedavi yöntemini belirlemek lazımdır. Bağımlılığın süresi, şiddeti, kişinin sosyal hayatı, psikolojik durumu, fiziksel sağlığını değerlendirerek ona uygun bir tedavi planı yapılır. Tedavi duruma göre ayaktan da yapılabilir, hastaneye yatarak da olabilir. Bağımlılığın sadece yatarak tedavi olunacağına ilişkin yanlış bir yargı vardır. Yatarak tedaviyi şu durumda gerekli görüyoruz; eğer bağımlıya uygulanan ayaktan tedavi başarılı olmamışsa, kişinin uzun yıllardır aralıksız ve yoğun bir kullanımı varsa, sosyal desteği yoksa yalnız yaşıyorsa yatarak tedavi olması lazımdır. Fiziksel ciddi rahatsızlık durumu varsa; mesela içince sürekli kusuyorsa, ciddi bir karaciğer sorunu varsa bunun da yatması lazımdır. Bunlar dışında kalanların ayakta tedavi olması olasıdır.

 

Bağımlı biri tedavi için nasıl ikna edilmeli?

Bağımlıyı tedaviye ikna etmek genellikle zordur. Bağımlılık durmadan içmek değil, az içip duramamaktır. Bazı kereler durabilse bile bunu her zaman yapamaz ama “istesem az içip dururum ama keyfim istediği için içiyorum” diye kendini kandırır. Kullanmaya bağlı problemler giderek artar, ta ki dibe vurana kadar. 

Hiçbir bağımlı dibe vurmadan düzelemez. O noktaya, yani dibe vuruncaya kadar aldığı keyif ya da rahatlama zararlara ağır basmaktadır. Her bağımlının dip noktası farklıdır. Kimi için küçük bir mahcubiyet dip noktasıyken kimisi için siroz olmak ya da hayattaki her şeyini kaybetmektir.        

 

“Bir kereden bir şey olmaz” sözü ne derece geçerli?

 Bağımlılık bitmez, kullanım bitebilir. Yani bir kere bağımlıysanız ebediyen kullanmamalısınız. Hiçbir bağımlı, bir süre temiz kalıp kendini düzeldikten sonra "haydi yine her şeyi batırıp eski berbat halime döneyim" diye kullanmaya başlamaz. Sadece bir tane kullanıp durmayı hayal eder. Bazı kişiler bunu bir süre yapabilse bile daha sonra ipin ucunu yine kaçırır. Bu döngü defalarca yaşandığı halde ders alamaz. Çünkü çeşitli şeylerle tetiklenen kullanma arzusu (dürtüsü) mantığına ağır basar.

Sakın “bir kereden bir şey olmaz” demeyelim. Nasıl ki bir kurşun bir hayatı ya da bir kibrit koca bir binayı yok edebiliyorsa, bir kerelik kullanım da büyük felaketlerin başlangıcı olabilir.

Bağımlı için önemli olan kafayı bulmaktır, bunu neyle yaptığı ikinci derecede önemlidir. Bu nedenle bağımlılık kolaylıkla yer değiştirebilir. Dolayısıyla bir bağımlı, bağımlılık yapabilen her şeyden uzak durmalıdır.

 

Uyuşturucu ile bağlantılı hastalıklar mevcut mu?

Bağımlılık yapmaları dışında, uyuşturucu maddelerin neden olabildiği en tehlikeli hastalık akıl hastalığıdır yani şizofreni benzeri durumlar. Bu risk esrar ve son yıllarda piyasaya çıkan sentetik kanabinoidlerde en yüksektir. Ülkemizde Bonzai ya da Jamaica adlarıyla pazarlanan bu sentetik uyuşturucular hızla yayılmaktadır. Kullanımı esrara benzediği ve aynı kanallardan satıldığı için daha sonra bir hastamın ifadesiyle “kullandığım için kendime küfrediyorum ama kullanmadan duramıyorum” diyecek hale geliyorlar.