Olimpiyat denkleminin bilinmeyen değişkenleri

2020 Olimpiyatlari için çok iddiali bir hazirlik yapan İstanbul, oyunlara ev sahipliği yapma şansini beşinci kez kaybetti. Peki, Tokyo’yu olimpiyat komitesinin gözünde bir adim öne çikartan nedenler nelerdi?

Cem MENASE Spor
11 Eylül 2013 Çarşamba

Türkiye son yirmi yılda beşinci kez Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmak için İstanbul ile başvuru yaptı. Fakat cumartesi günü olduğu gibi kazanamadan geri döndü. Üstelik çok iyi hazırlanılıyor ve yapılacak projeleri, şehrin tanıtımını izlerken bir an objektifliğinizi kaybedip fazlaca umutlanıyorsunuz. Sonra kazanamamanın üzüntüsü ve öfkesiyle geçiyor bir saat… Ve sonrasında sakin kafayla bir daha düşününce Tokyo’nun, Pekin’in, Londra’nın neden bize tercih edildiğini anlıyorsunuz. Çünkü burada şehirlerin doğal güzellikleri yarışmıyor. Eğer öyle olsaydı İstanbul’la biz on kere getirmiştik Olimpiyatı… Buradaki denklemde çok daha farklı değişkenler var. Bizim hâlâ çözemediğimiz ve çözmeye de hiç yakın olmadığımız konular…

İstanbul ile Tokyo’yu karşılaştırmak demek, şehrin, ülkenin, insanların ve hükûmetlerin tüm sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik özelliklerini de karşılaştırmak demektir. Bu anlamda değerlendirince tek tek sayalım…

Ulaşım konusunu baştan geçelim. Bizlerin çektiği çileyi bir tarafa koydum, her kim gelse yurtdışından “İstanbul çok güzel ama trafik bir felaket” der. Bu konuda adımlar atılıyor olsa bile Tokyo gibi ulaşım sorununu büyük ölçüde halletmiş bir şehirle kıyas bile olmaz. Kaldı ki onlar ulaşımın altyapısını inşa etmiş, sonra şehri kurmuş. Biz şehri kurmuşuz, sonra altyapıyı inşa etmeye çalışıyoruz. Bir yere kadar oluyor tabii.

Ulaşımdan teknolojiye gelelim. Ülkemizde bile “Japon akıllıdır” diye kalıplaşmış bir düşünce vardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ekonomilerinin bu derece istikrarlı büyümesinin en büyük sebebi eğitim ve teknolojidir. Zaten 2020 sloganları da “Geleceği Keşfet”… Bu anlamda organizasyonu çok daha keyifli yapabilecek bir teknolojileri var. Bizim yok.

Ekonomi demişken, Japonya dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi durumunda. Biz ise 18. en büyük ekonomiyiz. Bu da önemlidir ama hâlâ bizimkinin 7,5 katı büyüklüğümüzdeler… Bu da demek ki Londra’da olduğu gibi bütçede bir sapma olursa bunun altından bizden çok daha rahat kalkarlar. Bir güvencedir.

Gelelim insan gelişmişliğine… Biz İstanbul’da ne kadar ağırlayabileceğiz onları, ne kadar güvende olacaklar, ne kadar istedikleri yaşantıyı rahatça sürdürecekler. İnsan Gelişmişlik Endeksi her sene Birleşmiş Milletler tarafından açıklanıyor. Japonlar 2013’te açıklanan son hesaplamalara göre en gelişmiş onuncu millet. Türkler ise 90. durumda. Bunun ne kadar rezil bir durum olduğunu bizden daha gelişmiş bazı ülkeleri sayarak açıklayacağım. Gerisini siz düşünün. Trinidad Tobago, Ekvator, İran Cumhuriyeti… Hatta Sri Lanka 92. durumda o derece.

Spora gelirsek, iki ülkenin yine çok farklı olduğunu görüyoruz. Japonya bugüne kadar olimpiyatlarda 398 madalya kazanmış, biz ise 88 madalya. Bizden çok daha başarılılar. Doping konusunu açmayalım bile. Japonların tek bir dopingli oyuncusu çıkmamış olimpiyatlarda, bizim ise sürüyle… Tesis olarak da bizden daha hazır durumdalar. Bizim gibi bir bakıma hayal satmıyorlar. Siyasal açıdan da son derece istikrarlılar. Yarın ne olur paniği ve stresini bizden çok daha hafif hisseden bir ülkeden bahsediyoruz. Yedi yıl sonrasını çok daha net görüyorlar bize göre. Demokrasinin de çok daha iyi çalıştığı bir ülke. Kimsenin kimseye karışmadığı bir seviye oturmuş. Tüm bunları toplayınca, bizim tek kozumuz Boğaz ve bölge barışı kalıyor. Adamlar da bu tabloyu görüyor. İstanbul yıllardır olduğu yerde ve herkes biliyor. Üç dakikalık tanıtım filminde gösterdiğin İstanbul’a mı inanacaklar, kaç aydır televizyonlardan takip ettikleri olaylı İstanbul’a mı? Çerçeve değil resim gerekiyor bize yani... Anlayacağınız bize Olimpiyat gelmesi için ya bir 30 sene daha beklememiz, ya da çok güçlü bir lobicilik lazım.