Batya Natan

Kadın-erkek ve Kabala

Kabala’nın kelime anlamı, ‘kabul edilen’dir. Kabala beşeri zekânın gürültülü kurguları ile başlamaz; evrenin içsel sesini duymayı kabul etmek, sonsuz ışık ile bağlanmak ve bu meyanda öğretide bulunmak esastır.

Kadın-erkek ve Kabala

Bu teslim alma, kabul etme, Âdem ile başlamış, Sina Dağı’nda gelişmiş ve aydınlanmış bilginlerden oluşan bir zincirle bugüne dek iniyse olmuş öğrenciler nakledilmiştir. Kabala’nın üstatları, kadın ve erkek ilişkilerine büyük bir bilgelikle eğilmişlerdir.

Yahudilikte beden eylemdir. Kabala ise ruhtur. Kabala’da sadece sonsuz bir ışık vardır. Dünyamız sadece bu ışığın kendi içinde titreşiminden ibarettir. Bize gelince, bizler sadece Tanrı’nın zekâsının kıvılcımlar arasındaki oynaşmalarıyız; buna mistisizm demek mümkün değildir. Çünkü mistik gözlerinize ve algılamalarınıza güvenmenizi ister. Fakat Kabala, Yahudi dini kuralları (Alaha) ile birliktedir. Büyük kabalistler kural koyucu, kural koyucular da kabalist idi. Alaha  duyularımızın algıladığını ortaya koyar. Kabala bu gerçeğin yüzeyinin altında yatanı ifade etmeye yaratan tek yoldur.

İki cinsiyet arasındaki farklılık bir tesadüf değildir ve evrenin temel bir kaidesi, ilahi varlığın bir yorumu olup iki cinsiyet arasındaki birliktelik olmadan hiçbir beşeri varlık gerçek tekliğe erişemez ve doğal güdüler ilahi bir amaç için vardırlar.

Kabala’nın kelime anlamı, ‘kabul edilen’dir. Kabala beşeri zekânın gürültülü kurguları ile başlamaz; evrenin içsel sesini duymayı kabul etmek, sonsuz ışık ile bağlanmak ve bu meyanda öğretide bulunmak esastır. Bu teslim alma, kabul etme, Âdem ile başlamış, Sina Dağı’nda gelişmiş ve aydınlanmış bilginlerden oluşan bir zincirle bugüne dek iniyse olmuş öğrenciler nakledilmiştir. Kabala’nın üstatları, kadın ve erkek ilişkilerine büyük bir bilgelikle eğilmişlerdir.

Adem’in yaratılışı

Âdem’in başlangıçtaki yaratılışı iki şekli (erkek ve kadın) içeriyordu. (Midraş Rabba Yaratılış 8:1)…Ve Tanrı Âdem’i derin bir uykuya yatırdı… Ve sonsuz Tanrı, Âdem’den aldığı kaburga  ile bir kadın yarattı ve onu Âdem’e getirdi. Ve Âdem dedi ki: “İşte nihayet kemiklerimden, kemik ve etimden et olan bir kişi. Bu kişi İşa adıyla anılacaktır. Çünkü o iş’ten türemiştir.’’

İşte bu yüzdendir ki bir erkek annesini ve babasını terk eder, karısına bağlanır ve tek bir vücut olurlar. Ve onlar semalardaki yerlerinden ayrılmadan evvel, her ruh hem erkek, hem de kadın olarak bir tektir. Ancak onlar bu dünyaya indiklerinde, her biri kendi tarafına gider.

 Ve ondan sonra yukarıdaki O’dur  onları tekrar bir araya getiren… Bu O’nun kendine has alanıdır. Çünkü sadece o hangi ruhun kime ait olduğunu ve onların nasıl birleşmesi gerektiğini bilir…(Kabala’nın temel kitabı Zohar, I: 85b)

Bir insan akılcı bir şekilde erkeğin ve kadının birlikteliği şeklinde bağlanmış ve kendisini bu birlikteliğe uygun bir şekilde kutsamışsa, o zaman tam ve mükemmel bir teklik başarmıştır.

Evlenmemiş erkek yarım insan

Bu amaçla bir erkek eşini mutlu bir düşünce kalıbı içinde aynı amacı paylaşacak tarzda güvenceye almaktadır. O zaman akılları bu konuda tek bir yerde yer alacaktır. Böylece onlar hem ruhen, hem bedensel olarak tek olacaklardır. Ruhen tektirler çünkü tek bir amaç için bir araya gelmişlerdir. Bedensel olarak da tektirler çünkü bir arada tek bir vücut oluşturmaktadırlar. Zira öğrendiğimiz gibi evlenmemiş bir erkek yarım bir insandır.

Onlar tek bir beden ve tek bir ruhla tam bir insan olduklarında, yukarıdaki O, onların tekliği içinde yerleşmeye gelir. Onların birlikteliğine bir kutsallık aurası yayar. Bu şekilde onlar şu ayete uymuşlardır. “Kutsal olacaksınız, Çünkü ben sonsuz  Tanrı, kutsalım.’’ (Zohar, Perşat Kedoşim).

Erkek, eşinin kalbini kazanacak ve aklını yatıştıracak sözler söylerse, her ikisinin aklı belirli bir dengeye gelecektir. Çünkü her iki eş de akıllarını ve kalplerini bu anda semaya yoğunlaştırırsa, maneviyata ve saflığa geçmeye uygun yapıda çocuklarla ödüllendirileceklerdir. (Nahmanides, Kutsal Mektup).

Önem vermemiz gereken bir konu daha vardır. O da Şehina’nın (Tanrı’ nın Kutsal Varlığı) her zaman kişilerle birlikte olması ve kişiyi hiçbir zaman terk etmemesi gerektiğidir. Şimdi bir erkek evlenmeden evvel Şehina onunla hiç beraber değildir, çünkü bir kişiye Şehina’yı cezbeden dişi öğedir. Nitekim her erkek iki dişi arasında yer almaktadır. Yeryüzündeki, kendisine yiyecek, giyecek ve şefkat sağlaması gereken bedensel kadın ve onun üzerinde yer alan ve onun akitle bağlı olduğu kadın; bunları sağlaması için onu kutsayan Şehina. (Devora’nın Avucu, Bölüm 9. Rabbi Moşe Cordovero)

Tora’nın konuştuğu kişi  ne bir erkek, ne de bir kadındır. Fakat ikisi birdendir… İki akıl vardır fakat bedenler, ruhlar bu iki kişide tektir ve aynıdır. O nedendendir ki erkeğin ve kadının karakter ve sorumlulukları değişiktir. Çünkü bedenin her bölümü diğerini tamamlamaktadır. (Tamei HaMizvot, Yaratılış, Kutsal Ari).

Sonsuz olanın özü parlar

Sonsuz Işık, bir dünyayı oluşturduğunda, ilki erkeğe indi, ikincisi de kadına… Onun için erkeğin zapt etmeye ve egemen olmaya gücü vardır. Ancak ötekinin duygusu yoktur. Onun için bunu kadın duyumsar. O zapt etmez besler ve yetiştirir. Fakat onun ışığı sıkıca sınırlandırılmıştır. Onun için sert yargılarla dolabilir. Ancak bir araya bağlandıklarında, erkek kadının yargısını yumuşatır ve kadın ise ona öbür duyguyu duyumsatır. Ve birliktelikte, ‘Sonsuz olan’ın özü parlar. (Sefer Halkutim Şmot).

Âdem tek bir bedende erkek ve dişi olarak yaratılıp, yaşamın nefesini de aldıktan sonra bu bedenler maneviyata daha çok yaklaşırlar… Bu, Yaratılış Bölümü’nün ‘ona karşı duran bir yardımcı’ şeklinde garip tabirini açıklar. Bilgeler bunu söyle açıklarlar: “Şayet erkek müstahaksa, kadın ona yardım eder, fakat erkek hak etmiyorsa, kadın ona karşı durur.’’ Fakat onlar, -kendilerini maneviyata doğru yükselterek- bunu hak ederlerse, o zaman Yüce Akıl’ın daha yüksek tekliği onların arasında yaşayacak ve onlara ‘bir’ olarak eşlik edecektir. (Gur Aryeh; Prag Maharali)

Her birimizde daha yükseklere tırmanmak ve ruhumuzun arzularını doyurmak için güdü vardır. Ama tenin arzularını tatmin etmek ve zevk âlemine dalmak şeklinde  bir güdü de vardır. Bunların her ikisi de içimize aynı Yaradan tarafından ekilmiştir. Sağ tarafın arzusu olan manevi mutluluk için güzel eylemler yaparsanız yukarıdan bir kutsama akışına uğrarsınız.

Ancak fiziksel tatmin için güdüyü uyandırır ve kendinizi tatmin ederseniz, bu yukarıdan gelen sert yargılara neden olacaktır ve dünyaya zarar verecektir. Bu sol tarafın güdüsüdür. Keza öfke de bu yanın  ürünüdür ve dünyaya sert yargı indirir.

Zohar  der ki, “Bu güdü kendiniz için eşiniz için yaratılmıştır. Çünkü erkek, karısına barınak, giyecek ve sevgi sağladığında, bunu bu güdünün etkisi altında yapmalıdır. Bu şekilde manevi arzusunu uyandıracak ve bu şekilde Şehina’yı güzelleştirecektir. Demek ki bir erkek karısının mutluluğunu ve çıkarının dışında hiçbir zevke dalmamalıdır.

Öğretmenimi bırakıp, düğünüme gidince ona dedim ki; 'Hocam beni kutsa...' O da şöyle dedi: “Kendini iki şeyle kutsa, yemekle ve cinsel ilişkiyle. Çünkü diğer bütün dinsel emirler (mitsvot) vücuda bir şey yapmaz. Ama yemek vücudu ayakta tutar ve cinsel ilişki  vücutların çoğalmasını gerçekleştirir.’’(Şney Luhot Habrit, Şaar Ha Otiot, Maamar 7).

Kral Şelomo ‘nun Meselleri’nde belirttiği gibi “değeri olan bir kadın kocasının tacı olur.’’ Çünkü o zaman dişi öğe Saklı Akıl’ın gizli ışığını hoş bir şekilde yansıtacaktır.

Dolayısıyla zamanımızda  dua yavaşça okunur, çünkü gelinin henüz sesi yoktur. Çünkü henüz İlahi konuşmanın daha yüksek düşünce ve duygu alanlarının önünde bir anlamı yoktur ve kadın henüz eşinin önünde ikincil konumdadır. Fakat zaman içerisinde her şey arındıktan ve şifaya kavuştuktan sonra gelinin sınırlandırmasız bir sesi olacaktır. O zaman sesiz dua’yı yüksek sesle okuruz. Hükümranlık küresi- ki kadınlığın küresidir-egemen olacaktır.

Gelin ve damat; başarmak ve varolmak

Bu gelin ve bu damat birbirlerinin karşıtıdır. Birisi su ise, diğeri ateştir; birisi öteyse, öteki içeridedir; birisi başarmaktadır öbürü var olmaktadır- ve bunlar bu kadar zıtsalar, hangi güç bunları tek olarak bağlayabilir. Gerçi karşılıklı aşk da vardır. Ama bu aşk da iki değişik şekilde tezahür eder. Ancak Yaradan’la olan ruhların bağlantısı, sınırsız aşk ile gerçekleşir. (Likutei Torah, Neşideler Neşidesi).

 En büyük manevi düzeydeki semaların, meleklerin ve ruhların âleminin dahi bir şeyi yoktan var etme ve ölümü yaşama çevirme gücü yoktur. Çünkü onlar Tanrı’nın ışığıdır ama bu ışık da ‘O’nun özünden kaynaklanır. İşte bunun için kadının peşinden giden erkektir ve bunun tersi vaki değildir. Çünkü erkeğin ruhu neyin eksik olduğunu bilir; var olmanın özü ve bunu da ancak kadın da bulabilir. İki dudak birleştiğinde melekler doğar. Çünkü aşağıdaki bir öpücük, yukarıdaki bir öpücük tarafından yansıtılır ve bundan bir melek doğar. Ancak iki beden bir tek olarak birleştiklerinde o zaman ruhlar doğar. Ruhların bu dünyaya inmesi, karanlığı aydınlığa boğar. Çünkü bir öpücük, akıl ve kalbin birleşmesini sağlar. Ancak iki bedenin birleşmesinde bir insanın varlığının özü fiziksel tohuma dönüşür. Ve doğan ruhlar Tanrı’nın özüdür. Dolayısıyla (çoğalma) mitsvası (emri) büyük bir sorumluluktur.Tanrı’nın Özü’nü dünyaya getirmektir… (The Mitler Rebbe, Denech Mitzvotecha, The Mitzvah to be Fruitful and Multiply)

Kadın ve kocası arasındaki ilişki, dünyamızın Yaradanı ile olan ilişkisini yansıtır. Dünyanın en büyük istifadesi açısından, bundan daha eksensel bir şey bulunmamaktadır. Kadın ve erkek arasındaki barış anahtarı, en hayati unsurdur.

Yahudilikte evlilik töreninin simgeledikleri

Tanrı ve Yahudi arasındaki ‘evlilik’, Dünya tam hakkını almadan ve sular okyanusu doldururcasına bilgelikle dolmadan tamamlanmamıştır. Bu, evlilik töreninin ikinci bölümü olan ‘nesuin’de yansıma bulunur. Bu aşamada damat ve gelin tek bir ruh olmak üzere bir araya gelirler-aynen dünyaya gelmeden olduğu gibi. Törenin bu kısmında gelinin korunması ve emniyeti için tanzim edilmiş olunan evlilik aktı olan Ketuba okuruz ve ‘hupa’ adındaki küçük çardağın altında da kutsamalar okuruz. Evliliğin ana teması çevrelemektir. Gelinlik gelini çevreler. Gelin damadı kucaklar. Hupa her ikisini de çevreler. Yüzük de daireseldir. İki zıt kişi bir araya getirilmektedirler. Bunu ‘Sonsuz Işığın’ altında gerçekleştirebiliriz.

Evliliğin birinci bölümü olan ‘kiduşin’e geldiğimizde, nasıl Tanrı bizleri Yarattığı’nın ötesinde kutsuyorsa, damatta  gelini bir yüzükle kutsamaktadır. Hupa da Sina Dağı’nı simgelemektedir. Böylece evlilik kurumunun kutsallığını bu kez de gizemsel platform’da izlemiş oluyoruz.

Kaynakça:Men and Women and Kabala, Rabbi Tzwi Freeman

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1947