Batya Natan

İzak Baron´dan Ağa takılanlar

Filistin Devleti´nin BM´de gözlemci üye olması iyi ve ahlaken doğru bir gelişmedir. Barış sürecine zarar verecek türünden komik bile sayılamayacak bir söylemle buna karşı çıkmak ABD gibi bir büyük devlet açısından en azından mahcubiyet yaratmalıdır. Barışçı yöntemlerle çözüm arayan Filistin Yönetimi´ni harcamaya biraz daha devam ettikleri taktirde ABD ve İsrail bir yandan Hamas´a hatta Cihad´a mahkum olacaklar, diğer yandan da Batı Şeria´da olası bir üçüncü intifadanın yol taşlarını döşeyeceklerdir. Soli Özel - Habertürk

İzak Baron´dan Ağa takılanlar

 

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

  • Kesin olan bir şey vardı ki, hiçbir millet, bu halkın Avrupa’ya tekrar dağılmasını istemiyordu.

 

 

Filistinli Arap liderler ve Arap birliği ülkeleri, “Filistin toprağının tek bir santimetre karesinde bile, Siyonist bir varlık kurmaya çalışma girişimini kanla boğacaklarını” duyurdular. Ama hiçbir şey Arapların ve Filistin halkının beklediği gibi olmadı.

Yahudi halkın, iki bin yıl önce kovulduğu topraklara geri dönüşü bu siyasi koşullarda başlamış oldu.

Kesin olan bir şey vardı ki, hiçbir millet, bu halkın Avrupa’ya tekrar dağılmasını istemiyordu. Yahudiler, Araplara rağmen, uygar dünyanın kendilerine karşı duyduğu suçluluk psikolojisiyle korunacaklarını ve kovuldukları toprağın üstünde yeni bir devletin kurulmasına izin vereceklerini biliyorlardı.

Kuruluş dönemine ait bu tarihi süreçler hatırlandığında, çözümün Birleşmiş Milletler’in alacağı kararda değil, Ortadoğu’da başlaması gereken yeni barış sürecinde olduğunu savunan ve karara itiraz eden Amerika’nın uluslararası muhalefetine rağmen, Filistin’e ‘üye olmayan gözlemci devlet statüsü’ verilmesi geçen yüzyılın ortalarında başlayan tarihsel bir mağduriyetin giderilmesi bakımından, belki de bir ilk adımdır.

 

Orhan Miroğlu

http://gundem.milliyet.com.tr/filistin-e-uye-olmayan-gozlemci-devlet-statusu/gundem/gundemyazardetay/03.12.2012/1636211/default.htm

 

 

 

  • Oysa şimdi İslamcılık yarıştırarak yaratılan beklentiler karşılanamayınca retoriğe daha fazla abanılıp rol abartılıyor.

 

 

Türkiye’nin İslami, Sünni ve Ortadoğulu kimliğini öne çıkararak Mısır boşluğuna hamle yapması ise Ortadoğululaşarak değerli farklarını silikleştirmesinden başka bir sonuca hizmet etmemiştir. 

Mamafih Türkiye Ortadoğulu olmak hususunda bu Mısır’la rekabet edemez. İttifakı tercih ederse, ya Mısır’ın kuyruğuna takılır ya da ancak onun altında kendisine bir yer bulabilir.

Türkiye’nin dış politikası ne olursa olsun, İslamcı ya da değil, bir politikanın yürütülmesi ülkenin kapasitelerine ve bunların nasıl kullanıldığına bağlıdır.

Türkiye’nin kapasitesi, kurgulanan mevcut politikayı taşımaya yetmiyorsa, ilk mania önünde durakalmak kaçınılmaz olur.

“Ortadoğu’da değişim dalgasını yöneteceğiz” yollu söylemlerle yaratılan beklentileri karşılamaya çalışmak, ancak Türkiye’de olup Mısır’da olmayan kapasitelerin rekabetçi kullanımıyla mümkündü. AB süreci, laik demokrasi, basın özgürlüğü, çoğulculuk, insan hakları, kadın-erkek eşitliği... İlaveten, etnik ve mezhepsel sorunları çözme yeteneği... Bütün bu değerler Türkiye’de tahkim edilmeli ve beraberinde Ortadoğu’ya yansıtılmalıydı.

Oysa şimdi İslamcılık yarıştırarak yaratılan beklentiler karşılanamayınca retoriğe daha fazla abanılıp rol abartılıyor.

Beklenti yönetiminde “saf retorik” kullanmak uyuşturucu gibidir; sonu yoktur.

 

Kadri Gürsel

http://dunya.milliyet.com.tr/misir-la-rekabet/dunya/dunyayazardetay/03.12.2012/1636217/default.htm

 

 

 

  • BM kararına hepimiz sevindik; ama Filistinli halk bakımından kısa ve orta vadeli sonuçlarını hiç düşündük mü acaba?

 

 

ICC, malum 2002 Temmuz’da faaliyete geçmiş bir mahkeme. Ana görevi, dünyadaki insan hakları ihlallerini ele almak, bunları yargılamak ve cezalandırmak. Bu çerçevede mahkeme insanlığa karşı işlenen suçları, savaş suçlarını ve soykırım suçlarını araştırmak ve bunları yargılamakla görevli. Mahkeme, bu konularda devlet ya da orduları yargılamıyor; sadece bu suçlara karışan fertleri yargılayabiliyor. Bu bakımdan, muhtemel bir Filistin başvurusunda da İsrail devletini değil, söz konusu suçları işleyen münferit İsrailli yetkilileri yargılayabilecek.

ICC ve Filistin devleti-İsrail arasında ileride meydana gelebilecek başvuru ve ihtilaflar, bu anlattığım çerçevede ve bundan sonraki hukuki gelişmeler göz önüne alınarak ele alınacak. Şüphesiz İsrail, mahkemede Filistin devletinin hiçbir dava açmaması için her şeyi yapacak. Buna bugün Filistin’de, Filistin halkına karşı yapabileceği her türlü cezalandırma yöntemi ve tedbirleri de elbette dahil. Nitekim BM kararından bir gün sonra işgal altındaki Kudüs ve Batı Şeria’da 3.000 yeni ev yapacağını açıklamadı mı? Bu elbette BM kararına karşı yapılan bir cezalandırma; bunun başka türlü bir izahı yok; üstelik bu evler yapıldığında Doğu Kudüs ile Ramallah ve Beytlahim arasındaki fiziki kara bağlantısı kesilmiş olacak ve böylece Filistin devletinin tabii kara bütünlüğü ortadan kalkacak.

Bu, İsrail’in BM kararından sonra attığı ilk adım; muhtemelen ardından başkaları da gelecek ve işgal altında yaşayan Filistinlilerin zaten çok zor olan hayatı daha da zorlaşacak. Bunları hiç kimse önleyemeyecek. BM kararına hepimiz sevindik; ama Filistinli halk bakımından kısa ve orta vadeli sonuçlarını hiç düşündük mü acaba? Tabii, ne de olsa dışarıdan gazel okumak kolay. O topraklarda her gün bin bir türlü ezayla onlar yaşıyor, biz değil…

 

Fikret Ertan

http://beta.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=2023874&columnistId=1033

 

 

 

  • Amerikan iç siyasetinde de İsrail’in dış politikadaki merkeziliğinin sorgulanması az rastlanır bir vaka değil artık

 

 

İsrail açısından asıl korkutucu olan, Amerika’nın Ortadoğu’da İsrail merkezli bir düzen kurma iddiasından vazgeçmesi. Bu iddianın Amerika’ya zarar verdiğini düşünen Obama yönetimi, İsrail’e güvenlik konularında (Demir Kubbe’nin finansmanı, savunmada yüksek teknoloji paylaşımı, İsrail’in kendini savunma hakkı vs.) neredeyse sınırsız destek verirken, İsrail adına siyasi ve askeri bir maliyet ödemekten kaçınıyor. 2012’de Netanyahu ile Obama arasında İran’ın nükleer programı yüzünden yaşanan ve şimdilik Obama lehine sonuçlanan gerginlik de bu dinamiğin bir göstergesi. İran’ın nükleer programı konusunda, ‘hiçbir opsiyonu masadan kaldırmıyorum’ ama ‘beni kendi karar vermediğim bir askeri operasyona da sürükleyemezsin’ diyor ABD İsrail’e. Netanyahu İsrail’in İran’a kendi başına bir operasyon yapabileceğini söylese de, ABD’den yeşil ışık almadan böyle bir operasyona girişmesi oldukça zor görünüyor. Washington’da çoktandır ‘aslında nükleer bir İran’la da yaşanabilir’ tartışmalarının yapılması İsrail yönetiminin Obama’ya güvensizliğinin önemli sebeplerinden biri. İsrail için siyasi maliyet ödemek istemeyen bir ABD’nin yol açtığı endişe, Gazze operasyonunda verilen retorik desteğin yarattığı güvenden çok daha fazla.

Amerikan iç siyasetinde de İsrail’in dış politikadaki merkeziliğinin sorgulanması az rastlanır bir vaka değil artık. Amerikan Savunma Bakanı Panetta’nın 2011’de İsrail’e hitaben ‘oturun şu lanet masaya artık’ deyişi, Amerikan savunma ve güvenlik odaklarının İsrail’in uzlaşmaz tavrından ne kadar rahatsız olduklarını gösteriyordu. General Petraeus’ın da 2010’da İsrail’in politikalarının, Irak, Afganistan ve Pakistan’da savaşan Amerikan askerlerinin güvenliğini tehlikeye attığını söylediği medyada yer almış, Petraeus bu sözlerinin çarpıtıldığını savunmuştu. Öte yandan, Filistin Yönetimi’nin BM’de devlet olarak tanınma girişiminin Amerikan vetosuyla engellenmek zorunda kalması, ABD açısından sembolik de olsa diplomatik bir maliyete tekabül ediyor. Obama’nın İsrail’in işgal altındaki topraklarda yeni yerleşimlerin dondurulması konusunda razı edememesi, Başkan Yardımcısı Biden’ın İsrail ziyareti sırasında yeni yerleşimler açıklanarak gülünç duruma düşürülmesi, Netanyahu’nun 2011’de Obama’yla görüşmesi akabinde Kongre’de defalarca ayakta alkışlanması, Obama’nın en rahat konuşabildiği beş lider arasında Netanyahu yerine Başbakan Erdoğan’ı sayması, Obama’nın hala İsrail’i ziyaret etmemiş olması, Obama yönetiminin Netanyahu hükümetiyle arasındaki derin hoşnutsuzluğun yalnızca birkaç örneği.

 

Kadir Üstün

http://haber.stargazete.com/acikgorus/obama-israili-neden-destekliyor/haber-708518

 

 

  • Paranın yüzü sıcaktır ve Fransız atasözü gereği, ¨Bir güvercini dahi kendinize düşman etmeyiniz!¨ sözü Yahudi medyanın kulağına küpedir.

 

 

Açıkça bilineni şu ki yukarıda saydığımız bu dev medya kuruluşları sahipleri olan Yahudi ailelerin sigortacılık, bankacılık, finans dünyası ve endüstri kuruluşlarına ya sahip oldukları yahut en azından ortaklık veya işbirliği içinde bulunduklarıdır.

Yahudilerin kapitalist sermayenin temerküz ederek emperyalizm döngüsünde, şimdiyse global-küresel ekonomik yapılanma içinde Batılı işdünyasında gayet güzel teker çevirdikleri, başkasının tekerine de çomak sokmaya uzak durdukları biliniyor. Bu ilişkiyi ne İsrail'e olan yakınlıklarıyla bozmak isteyeceklerdir, ne de bütün bütün Tel-Aviv'den uzak durup kutsal kent Kudüs'teki Ağlama Duvarı 'na sırt çevireceklerdir.

Arap dünyasına çelme takmak, hamasî ve cesurâne lakırdılar yaparak düşman kazanmak yerine, İsrail'in uluslararası hukuk açısından kimilerince haklı görülen karşılık vermesi, kimilerince hemen Amerikan bayrağının yakılıp tekbir sesleriyle protestolara kalkışılması gündeme ne zaman gelse, dev medya gerçekten İsrail'i yalnız bırakmaktadır.

Bu görünüşte olan, zahirî el etek çekmenin perde arkasında bu yönlü sürmediği, asla İsrail'le köprülerin yakılmadığı da gün gibi aşikârdır.

Nazilerin 6 milyon civarında Yahudiyi toplama kamplarında katlettiği sırada The New York Times gazetesinin Almanya'dan gelen haberleri sümen altına attığı, eğer yayımlamak zorunda kalırsa en azından ¨Okuru böylesi şiddetle karşı karşıya bırakmamak için Basın Ahlakı kurallarına uyuyoruz¨ gibi bir gerekçeyle haberi kuşa çevirip, cepheden ulaşmış fotoğraflar arasında en masumâne bulunanları matbaaya vermesi 'Basın Tarihi'nde unutulmamaktadır.

Bugün İsrail'in ısrarlı bir biçimde muhalifi olarak duran bu gazetenin Thomas Friedman ve David Brooks gibi çok ünlü gazetecileri yeri gelince, İsrail yönetimine açıktan pala sallamakta tereddüt göstermez.Kısacası Yahudi medyanın İsrail'e her kriz döneminde sırt döndüğü yahut en azından yalnız bıraktığı bir gerçeklik olarak yer almaktadır. O hâlde Murdoch'un gönderdiği tweet mesajı, asılsız da değildir!

Durum böyle olunca, paranın dini imanı yoktur misali Yahudi sermayesinden medyaya girmiş olanların bu iki yüzlü, hipokratik tavrını anlamak zor olmuyor.

Paranın yüzü sıcaktır ve Fransız atasözü gereği, ¨Bir güvercini dahi kendinize düşman etmeyiniz!¨ sözü Yahudi medyanın kulağına küpedir.

 

Mahmut Şenol

http://www.acikgazete.com/yazarlar/mahmut-senol/2012/12/02/yahudi-medya-israil-e-karsi-mi.htm?aid=49386

 

 

  • İsrail ve ABD'nin dünya kamuoyu indindeki yalnızlıklarını Avrupa oy haritası kadar iyi yansıtan bir gösterge bulmak zordur

 

 

Avrupa ülkeleri yıllar boyunca var olmayan bir barış sürecinin finansörlüğünü yapıp, oyunu belirleme hakkını hep ABD'ye bırakarak gösterdikleri pısırıklıktan en azından bu sembolik oylama vesilesiyle vazgeçtiklerini gösterdiler. İsrail ve ABD'nin dünya kamuoyu indindeki yalnızlıklarını Avrupa oy haritası kadar iyi yansıtan bir gösterge bulmak zordur. Aslında Clinton'un dünyaya bu mesaj nedeniyle müteşekkir olması gerekirdi. Bunun gereğini yapmak üzere de gene Feyyad'ın önerdiği gibi ABD yönetimi nihai çözümle ilgili planını açıklayarak ortaya çıkmalıydı. Ama tabii böyle bir gelişme yaşanmayacak.

İsrail'in dünyaya ilelebet kafa tutabileceklerine inanan sağcıları bu oyun açtığı yolda hayatın gerçekleriyle ister istemez karşı karşıya kalacaklar. İsrail ekonomisi Avrupa'ya büyük ölçüde bağımlıdır. Dahası işgal altındaki topraklarda yerleşimcilerin işletmelerinde üretilen ürünler de Avrupa'ya satılıyor. Yarın en azından bu ürünlerin boykot edilmesine yönelik bir hareketin başlama ihtimali zayıf sayılmaz.

Kısacası, İsrail misilleme yapacak olsa da, ABD bu meseledeki duruşunun kendisine getirdiği maliyeti görmemekte ısrar etse de mesaj açıktır. Filistin meselesi ilelebet askıda kalmayacaktır. ABD ağırlığını çözümden yana kullanmazsa da dünya kendi elinden geleni yapacaktır.

Bu arada bu oylamanın iki adrese daha gönderdiği mesaj vardır. Netanyahu ülkesini bu ölçüde tahammüle edilmez ve yalnız kıldığı için her şeye rağmen İsrailli seçmenden bir darbe yiyebilir. İkincisi ise, Hamas eğer Filistin'in geleceğinde rol oynayacaksa şiddet düşkünlüğünden vazgeçmek zorunda kalacaktır.

 

Soli Özel

http://www.haberturk.com/yazarlar/soli-ozel/799428-oylamadan-sonra-firtinadan-once

  •  “One minutes”, “Mavi Marmara” derken, AKP İsrail politikasında “şov”a girişti ama etkisiz eleman oldu.

 

 

1996’da kurulan Filistin Otoritesi, 2000’de başlayan II. İntifada ve 2004’te Arafat’ın ölümüyle sarsıldı. 2005’te göreve seçilen Mahmud Abbas ise şu anda devlet başkanlığında “kaçıncı uzatmaları” oynuyor. 2006’da iktidara gelen Hamas, FKÖ’nün ve onun en büyük bileşeni El Fetih’in kurucu iradesinin dışına çıkan bir anlayışın sahibi, İslamcı bir örgüttü. Nitekim, II. Lübnan Savaşı sırasında Hizbullah’a destek için roketler atan Hamas’ın milletvekilleri tutuklanınca, İslamcı  örgüt Filistin parlamentosunda çoğunluğunu kaybetti ve ulusal birlik hükümetinden sonra 2007 Haziran’ında yaptığı darbeyle Gazze’de ayrı bir yönetim kurdu. 2007-2011 arasında Mısır da, karadan İsrail’in Gazze ablukasına katıldı, 2008 Aralık-2009 Ocak Dökme Kurşun Operasyonu’nda İsrail-Hamas çatıştı. “One minutes”, “Mavi Marmara” derken, AKP İsrail politikasında “şov”a girişti ama etkisiz eleman oldu.

Geldik 29 Kasım 2012’ye. Bu karar Filistin’de “kapsamlı ve kalıcı” bir barış olmadıkça, bir değer kazanmaz. Hamas’ın Gazze’sine hakim olamayan bir Filistin yönetimi ciddiye alınmaz. İsrail’in hemen yanıt olarak Maaleh Adumim ile Doğu Kudüs arasında, Batı Şeria’nın fiilen kuzeyden-güneye bölünmesine yol açacak, 3000 yerleşimi içeren “E-1 Koridoru”na yeniden başlama kararı (2009’da durdurmuştu) işlerin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor.

 

Deniz Tansi

http://politikaakademisi.org/?p=3494

 

 

 

  • İsrail'in yeni Ortadoğu'da bir vızıltı sesinden öte bir anlama kavuşması ise işgale dair ciddi adımlar atmasıyla mümkündür

 

 

Eski Ortadoğu'da İsrail'le konuşabiliyor olmak, ilişkiye sahip olmak bir 'değerdi'. Yeni Ortadoğu'da İsrail'le ilişki ağır bir yük. Yeni Ortadoğu'da, İsrail, Mübarek rejiminin bütün yüklerini sırtında taşıyan, Gazze'nin komşusu, Tel Aviv sefirini geri çekmiş, geçiş sürecindeki Mısır'ın; İsrail'le 'istihbarat üzerinden' konuşmasından büyük anlamlar çıkarmaya mahkûm oldu. Gazze'yi, yaşanan süreci unutup, İsrail kamu diplomasi makinesi 'Mısır'ın merkezi rolü' üzerine anlamsız ve abartılı yorumlarla dikkat dağıtmayı tercih etti. Oysa üzerinde durması gereken konu Suriye'yi terk edecek siyasal rasyonaliteye sahip olduğunu ispat eden Hamas'ın bütün bölgenin desteğini almayı başarmış olmasıdır. Kaldı ki, eski Mısır istihbarat ve güvenlik bürokrasinin sert direnci altında ülkeyi yönetmeye çalışan Mursi, süreçte siyasal planlama ve stratejik adımları büyük ölçüde Türkiye ile kurgulayarak götürmeye gayret etti. Nihayetinde Mursi'nin İsrail'le muhatap olurken güvenmek zorunda kalacağı Mısır bürokrasisine Hamas'ın güvenmesi neredeyse imkânsızdı. Güven bunalımı Türkiye'nin varlığı ile aşılmış oldu.

Mısır tartışmasının, ABD yönetimi ve medyası tarafından, İsrail yenilgisini ve ABD'nin bölgedeki politikasızlığını unutup, bu denli abartılması bile olağan olmayan bir şeylerin olduğunu anlamak için yeterlidir. Ama daha trajik olan ABD'nin Mursi'den "demokratik bir Mübarek" çıkarma umududur. Mısır'ı geçen hafta, önce ekonomik zimmi tehditlerle gündeme taşıyan ardından da Mısır'ın 'merkezi rolüne' vurgu yapan ABD-İsrail yaklaşımı ve Türkiye'deki hızlı tüketicileri hala Camp David düzeninin sürdüğünü zanneden naif yaklaşımlar sergiliyorlar. Özünde İsrail'le ilişkide olmanın 'değeri' üzerine kurulu bu analizin derinliği, İsrail'in bölge perspektifi ile sınırlı kalmaya mahkûmdur. Ancak bu durum, her ne kadar, Başbakan "sürecin Mısır'ın öncülüğünde yürütülmesi kararı alındı" dese de; Türkiye'nin sahada sürecin belirleyici aktörü iken kamuya açık tabloda öne çıkmama kararını gözden geçirmeye engel değildir. Aksi takdirde, Batı medyasından süreci takip ettiğini düşünenler açısından, Meşal'in, "Türkiye ve Mısır'ın gösterdiği çabalar sonuç verdi. Biz son saate kadar Türk yetkililerle iletişim halindeydik. Mısır, Türkiye ve Katar üçlüsü ateşkeste etkin oldu" cümleleri bile fazla bir anlam taşımayacaktır.

Ateşkes sonrası İsrail'in "biz Hamas'la değil Mısır'la anlaştık. Sorumluluk Mısır'ındır" demesi ise trajiktir. İsrail, kapalı kapılar ardında çok iyi bildiği üzere, Hamas da "İsrail'le değil ABD ile anlaştığını" düşünmektedir. Filistin'de işgal devam ettiği sürece ortaya çıkan görüntülerin sadece takvimdeki yeri değişmeye devam edecektir. İsrail kaynaklı siyasal deja vu hali devam edecektir. İsrail'in yeni Ortadoğu'da bir vızıltı sesinden öte bir anlama kavuşması ise işgale dair ciddi adımlar atmasıyla mümkündür. Sahi Obama'ya seçim öncesi Netanyahu sorulduğunda "o sadece bir gürültü mü" demişti?

 

Talha Özhan

http://www.setav.org/tr/%C4%B0srail-viziltisi-ve-yeni-ortadogu/yorum/1325

 

 

 

 

  • “Çünkü İsrail Yahudi, ben de Yahudi'yim. Yahudi'yim diye bu soru bana soruluyor. Sadece aynı dindeniz o kadar.”

 

 

"One minute ve Mavi Marmara olayları ardından yerli ve yabancı basına, İsrail'den gelen 2'inci Kanal'a anlattım. Netanyahu hükümetinin, özellikle Dışişleri Bakanı Liberman'ın itelemesi ile girdiği yol, kötü bir yol. İsrail devleti ve Yahudi milletinin aleyhine gidecek bir politika yürütülüyor. Bu politika İsrail'in lehine değil, bu tutum yanlıştır. Bunları söylemiştim."

"Diyorum ki, Endonezya'nın doğusundaki Ace adasında bir isyan hareketi yaşandı. Endonezya ordusu isyanı bastırmak için, on binlerce Müslüman'ı katletti. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyorum bana İsrail hakkında ne düşündüğümü soranlara. 'Bizim Endonezya ile ne işimiz var' diyorlar, ben de 'Nasıl işiniz yok? Oradaki insanlar Müslüman, sen de Müslümansın. Öldürülen Müslümanlar hakkında ne düşünüyorsunuz' diye soruyorum. 'Hiçbir şey düşünmüyoruz' diyorlar. Ben de 'O zaman İsrail hakkındaki olayı bana niye soruyorsunuz?' diyorum. Ben niye soruya muhatap oluyorum! Çünkü İsrail Yahudi, ben de Yahudi'yim. Yahudi'yim diye bu soru bana soruluyor. Sadece aynı dindeniz o kadar… "

 

İshak Alaton

http://haber.stargazete.com/politika/israil-ile-sadece-ayni-dindeniz/haber-708418

 

 

 

 

  • İşte bu noktada artık El Fetih ve Hamas'ın yan yana gelmesi, Hamas'ın İsrail'in varlığını tanıması, İsrail'in de gerçek bir barışa yanaşması gerekmektedir

 

 

20 yıldır Filistin'i takip eden bir gazeteci olarak ideal olmasa bile gerçekçi çözümün 1967 sınırları üzerinde, başkenti Kudüs olan, mültecilerin makul oranda dönüş yaptığı, Batı Şeria ve Gazze'den oluşan laik demokratik bir Filistin devletinden geçtiğine inanırım. Toprağı bol olsun Edward Said iki devletli çözümün aldatmaca olduğunu söyleyerek Oslo'ya karşı çıkmıştı. Aslında haklı çıktı. Ama bir de dünya gerçekleri var. Öte yandan mesele bazılarının savunduğu gibi Filistin'de bir İslam devleti meselesi değildir. Mesele özgürlük, onur ve kendi toprakları üzerinde bir devlet kurma mücadelesidir. İşte bu noktada artık El Fetih ve Hamas'ın yan yana gelmesi, Hamas'ın İsrail'in varlığını tanıması, İsrail'in de gerçek bir barışa yanaşması gerekmektedir. Filistin sorunu yeni bir aşamaya girdi. Ama yıllardır mücadele eden Filistin halkının önünde daha uzun yol var.  Şifresi de Mahmud Derviş'in Filistinli Sevgili adlı şiirindeki dizelerde yatıyor:

Dün seni limanda gördüm/ yapayalnız, yolluksuz yolcu/Bir yetim gibi sana doğru koşuyordum/

Arıyordum sanki yaşlı anamı/ bir Filistin vardı, bir Filistin gene var.

 

Mete Çubukçu

http://www.aksam.com.tr/filistinli-sevgili--151864h.html

 

 

 

  • Esas soru, bu kararın Filistin yönetimi ile İsrail arasında bir uzlaşmaya mı, yoksa daha sert bir zıtlaşmaya mı yol açacağıdır

 

Şimdi sorulan soru, bu kararın ne gibi etkileri olacağı ve pratikte neyi değiştireceğidir.

* Bu zafer, Batı Şeria’daki Filistin yönetiminin lideri Mahmut Abbas’ın pozisyonunu güçlendiriyor. Son zamanlarda ve hele İsrail’in Gazze saldırılarından sonra Abbas, Hamas’ın karşısında kontrpiyede kalmış, Batı Şeria halkı arasında da eski desteğini kaybetmeye başlamıştı. BM’deki etkili konuşması ve oylamadaki başarısı, onun “bütün Filistinliler”in lideri olarak elini güçlendirdi.

Hamas, Abbas’a BM’deki misyonunda destek verdi, ama önümüzdeki dönemde Filistin’in iki cenahı arasında, izlenecek politikalar üzerinde uyum sağlanması gerekecek...

* BM’deki son olayda İsrail ve onun destekçisi ABD, ağır bir yenilgiye uğramıştır. Bundan böyle İsrail uluslararası arenada Filistin’in faaliyeti sonunda daha da sıkışacaktır. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin harekete geçirilmesi halinde, İsrail hükümeti zor duruma düşecektir.

* Pratikte bu karar sahada fazla bir şey değiştirmeyecektir. Batı Şeria’daki şartlar eskisi gibi devam edecek, duvarla, geçiş noktalarındaki kontrol, yeni İsrail yerleşim yerlerinin kurulması ve İsrail ordusunun işgali olduğu gibi kalacaktır.

* Esas soru, bu kararın Filistin yönetimi ile İsrail arasında bir uzlaşmaya mı, yoksa daha sert bir zıtlaşmaya mı yol açacağıdır. ABD ve İsrail bu kararı müzakere süreci için bir engel olarak gördüklerini açıkça beyan ettiler. Mahmut Abbas ise, Kurul’daki konuşmasında iki devletli çözüm için “son bir fırsat”tan söz etti. Hamas ise zaten varlığını kabul etmediği İsrail ile müzakere yapılamayacağını açıkladı...

 

Sami Kohen

http://dunya.milliyet.com.tr/bm-kararindan-sonra-ne-olacak/dunya/dunyayazardetay/01.12.2012/1635421/default.htm

 

 

 

  • Mavi Marmara nedeniyle Türk-İsrail ilişkilerinin kesilmesinden hep Türkiye’nin kaybettiği yolundaki tezler dün geçersiz kalmıştır

 

 

ABD’nin stratejik ortağı İngiltere’yi dahi ‘hayır’ oyu konusunda ikna edememiş olması önemlidir. Biraz daha ileri gidersek, ABD’nin aslında Filistinliler açısından bu tarihi dönüm noktasını engellemek için yeterince uğraşmadığını dahi söylemek mümkün. O mücadele salt çoğunluğun gerekli olduğu oylama için başvurulduğunda aslında yarı yarıya kaybedilmişti. Tamamen kaybedilmesi İsrail’in belki sert bir pazarlık kozuna çevirebileceği umuduyla giriştiği son Gazze operasyonuyla kaybedildi. İsrail’in durdurma karşılığında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın başvurusunu geri çekmesi pazarlığı, dünyanın ayağa kalkması sonucunda başlamadan bitti.

Verdiği eşi görülmemiş koruma sayesinde İsrail’i durdurabilecek tek güç olan ABD, bölgede Mısır ve ona destek olan Türkiye ve Katar’ın gayretleriyle Hamas ve İsrail arasında ateşkes sağlandı. O ateşkes ortamında gidilen oylamada malum sonuç çıktı.

Ortaya çıkan bu sonuçta Türkiye’nin önemli payı vardır. Türkiye öteden beri Filistin halkının yanında yer almıştır. Ancak 29 Kasım akşamı New York’ta, BM Genel Kurulu’nda Abbas’ın hemen ardından kürsüye Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun çıkması, sonra Abbas’ı ilk kutlayan olması, sonra Abbas’ın Türk Evi’ndeki davete gelmesi gibi zincirleme ve ‘Yiğidi öldür, hakkını yeme’ dedirten gelişmelerde, 2010 yılındaki Mavi Marmara olayının izlerini de bulmamak mümkün değil.

Mavi Marmara nedeniyle Türk-İsrail ilişkilerinin kesilmesinden hep Türkiye’nin kaybettiği yolundaki tezler dün geçersiz kalmıştır; ABD’nin müthiş desteğine karşın 9 Türk’ü öldürmesi nedeniyle özür dilememek ısrarı nedeniyle İsrail, Türkiye’nin dostluğundan yoksun kalarak kendisi de kaybetmektedir.

 

Murat Yetkin

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110122&Yazar=MURAT-YETKIN&CategoryID=98

 

 

  • Kudüs de muazzam güzellikte bir şehir

 

 

İSTANBUL’un tarihi dediğimizde bandı 5 bin yıl öncesine kadar sarabileceğimiz söyleniyor. Cilalı taş devri ve bakır çağına kadar.

Boru değil.Dünya üzerinde var olmuş ve varlığını sürdüren tüm medeniyetlerin sahip olmak istediği, iki kıtayı birleştiren kente biz sahibiz.

Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, hangi kentini ziyaret ederseniz edin...

Çok daha güzel binalar, temiz sokaklar ve medeni manzaralarla karşılaşabilirsiniz.

Ama mübalağa etmiyorum, Boğaz’ın büyüsüne eşdeğer bir yer daha bulamazsınız.

Biz elimizdeki şeyin değerini biliyor gibi görünüyoruz görünmesine...

Ama davranışlarımız bunun tam tersi yönde; hoyratız.

Yöneticiler bu kenti muhafaza etmek yerine, kendi imzalarını atma, kendi kimliklerini buraya kazıma derdinde.

Bu camiler, kışlalar falan hep bundan.

İşte bu yüzden Kudüs’ü çok kıskandım.

Evet,.

Bunun nedeni sadece bütün dinlerin ve o dinlerin sembolü yapıların küçücük alanda bir arada olması değil.

Bunun nedeni o şehrin ahengini bozacak tek bir taşa bile izin verilmemesi.

Şehirde yapılan yeni binaları eskilerinden ayırt etmek neredeyse imkânsız. Çünkü hepsinde Kudüs taşı kullanmak zorunlu. Ve Kudüs’e has mimari tarzının dışına çıkılamıyor.

Şehirde on yıllardır kazılar devam ediyor, alttan eski medeniyetlere ait yeni şehirler çıkıyor.

Bizde ise biliyorsunuz, erk sahipleri tünel yapacaklar diye “Çanak çömlek bizi durduramaz” gibi sözler sarf ediyor.

Eh, erkânın değerleri farklı.

Daha dünyanın inşaat kralı olacağız.

 

Melis Alphan

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22051632.asp

  • “Birleşmiş Milletler’in bu hediyesini bizi hiçbir yere götürmeyecek bir sınav olarak görüyoruz”

 

 

“İsrail bu konuda hiçbir şeyden korkmuyor. Biz bazen endişeleniyoruz ama bu bizi ürkütmüyor. Birleşmiş Milletler’in bu hediyesini bizi hiçbir yere götürmeyecek bir sınav olarak görüyoruz. Olaya pragmatik olarak yaklaştığımızda, Filistinlilerin kurdukları bağımsız bir devlet hayalinin gerçekleşmesine yardım etmeyeceğini görüyoruz. Bir adım bile ilerlemeyi sağlamayacak. Peki ne işe yarayacak? Aradaki husumetin büyümesine ve derinleşmesine neden olacak. İki tarafın pazarlık masasına oturmasını daha da zorlaştıracak. İsrail ile barış ve güvenlik içinde yaşayacak bir Filistin devletinin oluşturulması için gereken özelliklerin görüşülmesini imkansız kılacak.”

 

David Waltzer - İsrail’in Avrupa Birliği Büyükelçisi

http://tr.euronews.com/2012/11/30/filistin-in-statu-degisikligi-ve-etkileri/#.ULk6lSPc_lE.facebook

 

 

 

  • İsrail, Ortadoğu'nun bir gerçeğidir. Şu anki dengeler çerçevesinde, bölgesel siyaset üretme ve uygulama derdinde olan hiçbir hükümet, bu gerçeği göz ardı edemez.

 

 

Bu noktada sorulması gereken şu: Dışişleri Bakanlığı, İsrail'le görüşmelerin devam ettiğini neden resmen duyurma ihtiyacı hissetti?

Türkiye'nin tavrı, Ortadoğu'da yeni oluşmakta olan sosyal ve siyasal aritmetik karşısında yeniden konumlanmak ve taraflara açık mesajlar vermek olarak okunabilir. İsrail'le müzakerelerin yeniden yoğunluk kazanması ise, bu yeni aritmetikte İsrail'in hala gözden çıkarılamayacak bir unsur oluşuyla izah edilebilir.

Ortadoğu'ya özgü bir paradoks olarak, Arap dünyasındaki 'halk devrimleri'yle işbaşına gelen İslamcı hükümetler, ABD (ve dolaylı olarak da İsrail) ile çalışmaya oldukça teşne bir tavır sergiliyor. En azından İsrail konusunda söylemden somut eyleme geçebilme niyet ve kabiliyetleri neredeyse yok.

Müslüman Kardeşler başta olmak üzere Nahda ve diğer kadrolar, uzun mahrumiyet senelerinden sonra kucaklarında buldukları iktidar koltuğunda olabildiğince fazla kalmak niyetindeler. Bunun yolunun da uluslararası dengeleri gözetmek, fincancı katırlarını ürkütmemek ve ABD ile 'düzeyli bir ilişki' geliştirmekten geçtiğini çoktan fark ettiler.

Örneğin Gazze krizi, Mısır'ın İsrail politikasının sınırlarını göstermesi kadar, ABD ile olan ilişkileri için de bir test niteliğindeydi. Muhammed Mursi iktidarı, Washington yönetimini umulandan daha fazla memnun etti. ABD de Arap Baharı'nın iktidara taşıdığı 'Arap İslamcılar'a karşı korkularını bu süreçte biraz daha yendi. 170'ten fazla insanın canına mal olan krizin en net sonuçlarından biri, ABD ile Mısır arasındaki karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesiydi.

Bu yeni tablonun Ankara açısından en kesin anlamlarından biri şuydu: İsrail'e karşı 'tek ses-tek yürek' bir cephe oluşamayacaktı. Çünkü ABD ile ilişkilerini birçok boyutta derinleştiren bir Kahire'nin, Türkiye ile birlikte Mavi Marmara davasının peşine düşmesini beklemek hayalcilik olurdu. Bu, Tunus, Libya ve -muhtemelen- yeni Suriye için de geçerliydi. Dolayısıyla, İsrail'le yaşanan mevcut kriz, hızla ve Türkiye'yi yeni bölgesel denklemlerin tamamen dışında bırakmadan çözümlenmeliydi. Türkiye'nin son girişiminin anlamı burada aranmalı.

Kaldı ki, ABD'de Barack Obama'nın yeniden başkan seçilmesi, İsrail'de ise 22 Ocak'ta düzenlenecek seçimlerde -büyük bir terslik olmazsa- Başbakan Netanyahu'nun görevinde kalacak olması, Türkiye açısından bölge siyasetinde bir değişiklik olmayacağı manasına geliyor. Ankara, Netanyahu'nun gitmesini ve daha ılımlı bir kadronun göreve başlamasını tercih ederdi. Bu durumda Mavi Marmara'yla ilgili özür mevzusu işlerlik kazanabilirdi. Ancak Netanyahu-Lieberman ikilisinin görevde kalma ihtimali, mevcut çözümsüzlüğün ve sürünceme halinin çok fazla değişmeyeceğini gösteriyordu.

Bütün bunlar bizi şu noktaya getiriyor:

İsrail, Ortadoğu'nun bir gerçeğidir. Şu anki dengeler çerçevesinde, bölgesel siyaset üretme ve uygulama derdinde olan hiçbir hükümet, bu gerçeği göz ardı edemez. Türkiye'nin (ve Mısır'ın ve diğerlerinin) yaptığı da bundan ibarettir.

 

Taha Kılınç

http://www.usasabah.com/Yazarlar/taha_kilinc/2012/11/29/israil-ortadogunun-bir-gercegidir

 

 

 

  • Filistin Devleti'nin BM'de gözlemci üye olması iyi ve ahlaken doğru bir gelişmedir. Barış sürecine zarar verecek türünden komik bile sayılamayacak bir söylemle buna karşı çıkmak ABD gibi bir büyük devlet açısından en azından mahcubiyet yaratmalıdır

 

 

 

İsrail'in bugün bölgedeki diğer tüm ülkeler gibi yeni şartlara uygun bir tavrı benimsemesi gerekiyor. İsrail kendisine dünya ekonomisi içinde anlamlı bir yer açtı, askeri açıdan çok güçlü. Soğuk Savaş sonrasında bir zamanlar hiç ilişkisi olmayan Çin ve Hindistan'la yakınlaştı, Rusya ile hayli iyi ilişkiler geliştirdi. ABD iç siyasetindeki benzersiz etkisi nedeniyle bu ülkenin neredeyse koşulsuz desteğine sahip.

Bütün bu koşulların yarattığı rehavetle ve giderek sağa kayan siyasetinin bir sonucu olarak barış yapmaya niyetli değil. Herhangi bir barış iradesinden söz etmek sayıları Kudüs'tekilerle birlikte 600 bini bulmuş yerleşimcilerin varlığı ve yerleşim bölgeleri inşaatının yani Filistin topraklarının gaspının süregelmesi ışığında mümkün değil.

Bu yazı yazıldıktan sonra yapılan oylamayla tam 65 yıl sonra Filistin Yönetimi BM'de gözlemci devlet statüsüne kavuşacak. Bu üyelik Filistin devletine çeşitli BM kurumlarına üye olma imkanı sağlıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni kuran Roma Antlaşması'na da taraf olarak İsrail'i şikayet edebilir. Kuşkusuz ki Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas bu hamleyi yaparken giderek güçlenen Hamas karşısında elindeki son kurşunlardan birini belki de sonuncusunu atıyor.

ABD ve İsrail'in bu adım karşısındaki söylemi ciddiye alınamayacak kadar akıl fukarası. ABD'nin dünkü teklifi (Obama'nın 2013'te devreye girme sözü karşısında oylamadan vazgeçilmesi) geç gelmiş bir adım. Her şeyden önce de Avrupa'nın Fransa başta olmak üzere önemli ülkelerinin ikrah ettikleri bir İsrail-ABD politikasına isyanlarını yatıştırma kaygısı taşıyor.

Filistin Devleti'nin BM'de gözlemci üye olması iyi ve ahlaken doğru bir gelişmedir. Barış sürecine zarar verecek türünden komik bile sayılamayacak bir söylemle buna karşı çıkmak ABD gibi bir büyük devlet açısından en azından mahcubiyet yaratmalıdır.

Barışçı yöntemlerle çözüm arayan Filistin Yönetimi'ni harcamaya biraz daha devam ettikleri taktirde ABD ve İsrail bir yandan Hamas'a hatta Cihad'a mahkum olacaklar, diğer yandan da Batı Şeria'da olası bir üçüncü intifadanın yol taşlarını döşeyeceklerdir.

 

Soli Özel

http://www.haberturk.com/yazarlar/soli-ozel/798938-filistin-oylamasi

 

 

 

  • Tünelin sonundaki ışık görünmedi. Filistin, tünele daha yeni girdi...

 

 

Bu adımı son bir hafta içinde yaşanan bir dizi gelişme daha anlamlı kılmaktadır. Öncelikle İsrail’in Hamas’ı dolaylı da olsa muhatap kabul etmesi ve Hamas’ın İsrail’le dolaylı yollardan da olsa görüşmeyi kabul etmesi dünkü oylamada Filistin’in sadece FKÖ olarak değil, Batı Şeria ve Gazze’nin tamamı adına temsil edilmesini sağladı. Bu gelişmeden tamamen bağımsız olduğunu iddia edemeyeceğimiz bir ikinci gelişme dün başta Almanya olmak üzere bir dizi Avrupa ülkesinin daha önce ret olarak açıkladıkları oylarını çekimsere çevirmeleri oldu. Bu gelişme, İsrailli uzmanlar tarafından “Avrupa’nın kaybedilmesi” olarak yorumlandı.

Öte yandan böyle tek yanlı atılan adımların İsrail-Filistin çatışmasında öteki tarafça hep mümkün olan en kötü şekilde yorumlandığını da görmek lazım. Daha önce Ariel Şaron yönetimi tek taraflı olarak Gazze’yi boşalttığında Filistinliler bu gelişmeyi barışa ve bağımsızlığa giden bir adım olarak görmediler. Bugün de Filistin yönetimi tek taraflı olarak devlet statüsünü dünyaya kabul ettirdiğinde İsrail yönetimi tarafından dışlanacaktır. Nitekim İsrail Başbakanı Netanyahu, bu gelişmenin iki devletli çözümü çok daha zorlaştırdığını söyledi dün.

Topraklarının sınırları net olmasa da, büyük kısmı (tamamının ne kadar olduğu bilinmediği için bir yüzde vermek doğru değil ama her durumda üçte ikiden fazlası) İsrail işgali altında olsa da, gözlemci statüsünden daha fazla bir şey kazanılmamış olsa da Filistin artık bir devlet. Bir devlet olmanın gereklerini yerine getirmeyi başarabilirse, bağımsızlık da, topraklarının bütünlüğünün de tanınması mümkün. Ama bu, Hamas’ın ve diğer örgütlerin silah bırakması, İsrail’in varlık hakkını tanıması ve artık bir devlet olduğu için devletlerarası hukuka tabi olan Filistin’in bu konumun gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmesine bağlı.

Tünelin sonundaki ışık görünmedi. Filistin, tünele daha yeni girdi...

 

Kerim Balcı

http://www.zaman.com.tr//uye-olmayan-gozlemci-statusu-filistine-ne-kazandirir/2022783.html

 

 

 

  • İki kardeşin soyu anlaşsa, barış olsa, dostluk yeniden kurulsa fena mı olur?

 

 

Yahudiler bugün zengin, zeki, bilgili, çağdaş, kendine güvenen, dünyada sözü geçen bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Araplar ise tüm bunları yaşama geçir(e)mediler. Tarikat, Şeyh, Şıh, cemaat, gericilik, bedevîlik arasında sıkışıp kaldı. Kör inançların, köhnemiş değerlerin, cahilliğin, kavgacı zihniyetin esiri oldular. Şimdi 6 milyonluk İsrail Devleti gerektiği zaman hepsini pataklıyor, gözdağı veriyor,  - haklı olarak - orada  sonsuza kadar yaşayacağını söylüyor. 300 milyonluk Araplar bilgisizliğin, mantıksızlığın, siyaset ve diplomasi yetersizliğin cezasını çekiyor. Ellerindeki tek güç, petroldür. O da bir gün biter  ya da ona denk bir üretim bulunursa... İşte o zaman yeniden kadim dönemlerdeki yaşama  geçecekler. İlkel bir yaşam, mağara  dönemini andıran, taş devrinde yaşanılan bir görüntü... Hemen yanı başlarındaki kuzenlerine bir baksalar nasıl yaşıyor, neler yapıyor? Bunu nasıl görmezler? Gözlerini açmak demek, görmek anlamına gelmez. Gözlerini açmak demek, baktığını görmek demektir. Babasının onlara ne söylediğini anlamak, uygulamak demektir. Ona yeniden yakın olmak, kardeşlerini sevmek, aynı coğrafyayı paylaşmak, bir arada yaşamayı kabullenmek demektir. Boş yere insanların ölmesi, çocukların öksüz kalması, annelerin feryatları daha ne kadar sürecek? İki kardeşin soyu anlaşsa, barış olsa, dostluk yeniden kurulsa fena mı olur?

İshak: Babasının ardından giden, becerikli, çalışkan, araştıran, üreten, zengin, kültürlü, güçlü... İsmail: Sonradan kendi soyunu inkâr eden ve bundan tamamen ayrılan, bedevî bir yaşamı seçen, akıl ve bilimden uzak kalan... Aynı babadan olma iki farklı erkek ve onların günümüzdeki nesli... Baba bir, coğrafya bir, deniz ve nehir bir, çöl bir, tarih bir... Her şey bir, görülebilirse tabi...

Aslında ikisi de İbrahim’in çocuklarıydı...

 

Tufan Erbarıştıran

http://www.hasturktv.com/arsiv/5125.htm

 

 

 

  • “Peki, İsrailli siviller” diye soruyorum, “düşmanın içine onlar da giriyorlar mı?”

 

 

Sivil-asker ayrımının olmadığı bir yer Gazze. Sadece fiiliyatta değil, algısal olarak da bu iki mefhum arasında pek bir fark yok. “Gerçekten Tel Aviv’de otobüs bombalandığında, minarelerden anons yapılıp, bu olay kutlandı mı” diye soruyorum. Sorunun tonunu yadırgayıp, “elbette” diyorlar, “tatlı da dağıttık”.

İsrail saldırısı devam ederken Gazze sokaklarında göstericilerin “Vur Hamas vur, Tel Aviv’i vur”diye slogan attıkları belirtiliyor.

“Peki, İsrailli siviller” diye soruyorum, “düşmanın içine onlar da giriyorlar mı?” Uzun bir tebliğ ile cevap veriyorlar. İsrail’de herkesin potansiyel asker olduğundan; İsrail yerleşimlerinin işgal olduğundan mütevellit, yerleşimcilerin işgalci olduğundan; İsrail bombalarının Gazze’de sivil-asker hedef farkı gözetmediğinden dem vuruyorlar.

Gazzeliler içinde, kendilerini tanımlarken de bu fark yok.. “Direnişin bir çok yüzü var” diyor bir üniversite öğrencisi. “Direniş sadece İsrail ordusuna roket atmak demek değil. İsrail’e inat hayatta kalmak, cami inşa etmek, ekonomik olarak kalkınmak da direniş. Siyonizmin anlatısına karşı durmak, davayı anlatmak da direniş. Hepimiz direnişçiyiz bu yüzden.”

 

Ceren Kenar

http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=12026

 

 

 

  • Türk ve İsrail yetkilileri ateşkes konusunda bir görüşme yapmışlar ama bu görüşme bir görüşme değilmiş

 

 

Dışişleri bakanı Davutoğlu, Gazzede ateşkesin sağlanması sırasında Türkiyenin İsrail ile temasa geçtiğini açıklarken "bu İsrail ile görüşmelerde olduğumuz anlamına gelmez" diyor. Bu açıklamadan önce İsrail basını Türk Dışişlerinin başındaki bir diplomatın Netanyahu'nun görevlendirdiği bir yetkiliyle Cenevrede buluştuğunu açıklamıştı.

İlginç. Türk ve İsrail yetkilileri ateşkes konusunda bir görüşme yapmışlar ama bu görüşme bir görüşme değilmiş. Bir tarafla konuşmayan Türkiye iki taraf arasında nasıl arabuluculuk yapabilir ki? Hadi bunu da geçelim. İsrail ile Türkiye arasında kafaları karıştıran tek olay bu değil.

2010 daki acı olduğu kadar aptal  Mavi Marmara baskınından beri Türk liderler, İsrail ile dondurulmuş diplomatik ilişkilerin İsrailin özür dilemesi, ailelere tazminat ödemesi ve Gazze ablukasını kaldırmasıyla tekrar düzelebileceğini defalarca tekrar ettiler.

Fakat Türk Dışişleri bakanlığı sitesinde bu telepler biraz değişik: "Diplomatik ilişkilerin normale dönmesi için, Türkiye İsrailden resmi bir özür ve ailelere tazminat istiyor; İsrail henüz bu taleplere cevap vermedi" deniliyor.

 

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa

Ya üçüncü şart ne oldu? Dışişler bakanlığının talepleri dışişler bakanını ve hatta başbakanın taleplerinden değişik mi?  Bakanlık neden özür ve tazminatın ilişkileri normalleştireceğini düşünüyor? Dışişleri bakanı, bakanlığının üçüncü şartı sessizce kaldırdığını biliyor mu? Ya başbakan biliyor mu? Veya Web sitesinden sorumlo diplomat acil Somali’ye tayinini mi istiyor?

 

Burak Bekdil

http://www.hasturktv.com/arsiv/5090.htm

 

 

 

  • İsrail’e bir Yahudi devletinin kurulması için Abdülhamid’i devirmekten kaçınmayan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Siyonist emellere hizmet ederken kendisine oldukça tuhaf bir yol seçiyordu.

 

 

 

Cemal Paşa ile görüşmek üzere bir heyetle 1917 Haziran’ında Şam’a görüşmeye geldiklerinde, Paşa oldukça sinirlidir. Kalvarisky’ye “Bu sefer sizin elinizi her zamanki gibi sıkamayacağım" der; “Onun yerine elimi Türklerin dostu olduğunu sürekli söyleyen sözde alim Aaronsohn'a uzatıyorum. Tam bir kara mizah! Mısır’daki General Allenby’nin karargahında casus olarak çalışan bir Türk dostu… Sizin dindaşlarınızdan herhangi birine bu tip işlerden sonra güvenmemiz mümkün mü? Size soruyorum, bay Kalvarisky!”

Kalvarisky bazı Yahudilerin, tıpkı bazı Araplar gibi, casusluk yapıyor olabileceğini, ancak herkesin Osmanlı’ya düşman olmadığını söyler. Olası bir Yahudi tehcirinin, Osmanlı’yı Avrupa ve Amerika'da zor durumda bırakacağını anlatır. Cemal Paşa bütün bunları asık bir suratla dinler ve sonra bağırarak cevap verir:

“Bay Kalvarisky, Tel Aviv'in boşaltılması sırasında bütün Avrupa'yı biza karşı kışkırtmaya çalıştınız zaten. Sizi uyarıyorum, eğer bir daha bizim işlerimizie burnunuzu sokarsanız, sizi Rosh Pina'nın ortasında astırırım." Cemal Paşa sözlerini şöyle bitirir: "Görüyorsunuz bay Kalvarisky, ben samimiyim ve kalbimde olanı söylüyorum.” [57]

Cemal Paşa tarafından iki kez emredilen Kudüs Yahudilerinin tehciri, uluslararası kınamadan korkan Almanya’nın baskısı üzerine gerçekleştirilemedi. 78 Auron, o zaman da gazetelere yansıyan Kudüs’e yaklaşan İngiliz ordularının kanıtları bulacakları endişesine kapılan Cemal Paşa’nın kırım emrini veremediğini belirtmektedir. 16 Kasım 1917'de General Allenby Yafa'ya girdi ve kutsal topraklarda Osmanlı hakimiyetine son verdi.

İslamcı, gerekse ulusalcı basın tarafından “II. Abdülhamid’i İsrail’i kurmak için Yahudiler tahttan indirdi” teorisinin bir uzantısı olarak , “Yahudiler ve onların uzantısı olan Dönmeler tarafından yönetildiği” sürekli iddia edilen İttihat ve Terakki Cemiyeti, nedense Yahudilerin Filistin’den toprak almasını yasaklıyor, Filistine Yahudilerin göçünü ve Osmanlı vatandaşlığı almalarını engelliyor, 1915’de 7,000 Yahudi’nin Mısır’a kaçmasına sebep oluyor, 1917’de Yafa’dan 8,000 Yahudi’yi sürüyor ve neredeyse bir soykırım yapıyordu.

Yani, İsrail’e bir Yahudi devletinin kurulması için Abdülhamid’i devirmekten kaçınmayan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Siyonist emellere hizmet ederken kendisine oldukça tuhaf bir yol seçiyordu.

 

Y. Emre Kocabasoglu

http://www.twitlonger.com/show/k5mcrc

 

 

  • Bundan dolayı her iki tarafın da kendi içerisindeki problemleri halletmek için elinden geleni yapması ve bu sayede barış için ortak bir paydada buluşması önem teşkil ediyor

 

 

Son günlere bakarsak, İsrail cephesinde bu tarihi oylamanın bir önemi olmadığını vurgulamak için gerçekleştirdiği yoğun çalışmalar karşımıza çıkıyor. Her halükȃrda İsrail hükümetinin tutumu, nasıl da gerçek dışı hareket ettiklerini ortaya koyuyor. Başbakan Netanyahu ve Dışişleri Bakanı Lieberman’ın bu oylama sonucu büyük bir yenilgiye uğradıklarını; daha fazla toprak alabilmek için barış sürecini sekteye uğratarak yaptıkları her şey için bir bedel ödediklerini de kabul etmeleri gerekiyor. Asıl önemli olan şeyin bu noktada dile getirilmesi gerekiyor: Filistin’e verilen oylar, İsraillilere aslında “Büyük İsrail” planının yalnızca bir rüyadan ibaret olduğunu gösteriyor.

Bu oylama, 1948 yılından önceki Filistin’in olmasa da Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin sömürgeleşmeden kurtulmaya başladığını gözler önüne seriyor. İsraillilerin şu soruları hem politikacılarına hem de kendilerine sormaları gerekiyor: Politikacılar son 45 yıldır sivil ve politik hakları gözetmeksizin meşru olarak büyük bir kitleye hükmettikleri fikrine neden sıkı sıkıya bağlılar? İsrail halkı adaletsizlikleri neden görmezden gelip herkese sırt çevirdiler? Belki de süregelen çatışmaların ağır yorgunluğu tüm bu kötü gelişmelere sebebiyet vermiştir.

Daha iyimser olmak isterdim ancak geleceğe şüpheyle yaklaşıyorum. Bundan böyle olacaklar her iki taraf için de oldukça acılı olacak. Şiddet, bir anda nasıl olduğu anlaşılmaksızın kontrolü yeniden ele geçirebilir. Bundan dolayı her iki tarafın da kendi içerisindeki problemleri halletmek için elinden geleni yapması ve bu sayede barış için ortak bir paydada buluşması önem teşkil ediyor. Unutmamak gerekir ki bundan tam 65 yıl önce Filistin'de, Araplar ve Yahudiler arasındaki kanlı savaşın tam ortasına atılmış; her iki tarafın nüfusunun yüzde birinin yok olmasına ve günümüze kadar gelen göçmen problemine neden olmuştu.

 

Louis Fishman

http://louisfishman.blogspot.com/2012/12/filistinin-buruk-zaferi-israile-guclu.html?spref=tw

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Netten okumalar

 

  • 1936 Berlin Olimpiyatının Gizli Yüzü – Ali Murat Hamarat

 

http://www.ucyuzotuzuc.com/yazidetay/1936-berlin-olimpiyatinin-gizli-yuzu-3.html

 

  • ‘İslam’ın terörle anılmasında İran’ın büyük sorumluluğu var’

 

http://www.zaman.com.tr/yorum/islamin-terorle-anilmasinda-iranin-buyuk-sorumlulugu-var/2018540.html

 

 

  • Filistin devletine nasıl varırız ? – Mustafa Akyol

 

http://haber.stargazete.com/yazar/filistin-devletine-nasil-variriz/yazi-708715

 

 

  • Mabruk' ama Filistin devleti kurulmadı – Cengiz Çandar

 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110335&Yazar=CENGIZ-CANDAR&CategoryID=98

 

 

  • Hamas – İsrail gizli ilişkisinde neler saklı – Salim Meriç

 

http://www.odatv.com/n.php?n=hamas-israil-gizli-iliskileri-3011121200

 

 

  • FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin – Ayşe Hür

 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110188&Yazar=AYSE-HUR&CategoryID=97

 

 

  • İsrail’in akıl tutulması:Gazze’ye saldırı ve BM oylaması – Uful Ulutaş

 

http://www.sabah.com.tr/Perspektif/Yazarlar/ulutas/2012/12/01/israilin-akil-tutulmasi-gazzeye-saldiri-ve-bm-oylamasi

 

 

  • Öyleyse UCM neden kuruldu? – Mensur Akgün

 

http://haber.stargazete.com/yazar/oyleyse-neden-kuruldu/haber-708360

 

 

  • İsrail’in en kötü durum senaryosu – Serdar Turgut

 

http://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut/798914-israilin-en-kotu-durum-senaryosu

 

 

  • Hamas ile Hamsi arasındaki fark, BM’ye üye olmayan devlet statüsü ve barış süreci - İsrail İstanbul Başkonsolos Yardımcısı Ohad Avidan Kaynar

 

http://israilblogu.com/2012/11/30/hamas-ile-hamsi-arasindaki-fark-bmye-uye-olmayan-devlet-statusu-ve-baris-sureci/

 

 

  • Başarısız Ortadoğu politikasından dolayı Davutoğlu’nu alevler sardı – Tülin Daloğlu

 

http://www.hasturktv.com/israilde_gundem/5112.htm

 

 

  • İsrail vurdu Hamas kazandı Filistin kaybetti! – Mesut Çevikalp

 

http://aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34157-.html

 

 

  • Türkiye Ortadoğu’da yenildi mi? – Hasan Bülent Kahraman

 

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/kahraman/2012/11/28/turkiye-odda-yenildi-mi

 

 

  • Muhteşem dizi önerisi – Yılmaz Özdil

 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22027902.asp?mnID=22027902

 

 

 

  • ‘Şehirlerin çiçeği’nden ‘sorunların anası’na Kudüs

 

http://aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34159-sehirlerin-ciceginden-sorunlarin-anasina-kudus.html

 

 

  • Varlık Vergisi Faciası

 

http://liberteryen.org/2011/11/varlik-vergisi-faciasi/

 

 

  • Yasallık Kazandı Ama Hala Gayrimenkulden Yoksun: İzmir Yahudi Cemiyeti -Ekrem Eddy Güzeldere

 

http://researchturkey.org/wp/wordpress/?p=2326&lang=tr

 

 

  • Musevi kökenli İngilizlerin işi daha zor – Taha Kıvanç

 

http://haber.stargazete.com/yazar/musevi-kokenli-ingilizlerin-isi-daha-da-zor/haber-708989

 

 

  • Netten seyredin - Ladino

 

  • Kantikas de kalejas

 

http://www.youtube.com/watch?v=JYAiK-p7z4E&feature=share

 

  • Hadass Pal-Yarden – Landariko

 

http://www.youtube.com/watch?v=cWIFKTbVcx4&feature=share

 

  • El Vendedor de Arena

 

http://www.youtube.com/watch?v=sXXThAkuJoE&feature=share

 

  • Torta de chokolata

 

http://www.youtube.com/watch?v=Ykvu2W8B9Ik

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1349