Batya Natan

Hamas İsrail’i sınıyor

Bu yazıyı kaleme aldığım sırada Kahire’de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Hamas lideri Halid Meşal öncülüğünde bir heyet ve İsrailli yetkililerle görüşmelerini sürdürmekteydi. Umarız ABD Başkanı Obama’nın isteği doğrultusunda 48 saat içinde ateşkes konusunda bir uzlaşıya varılmış ve kanlı bir savaşın önüne geçilmiş olunur.

‘Bulut Sütunu’ operasyonu süresince gazetelerin internet sayfalarının bu operasyona ilişkin yorumlarında Hamas hakkında giderek farklılaşan gerçekçi, ilginç değerlendirmeler gözüme çarptı. Buna karşın, “İsrail’in haritadan silineceği gün yakındır” türünden görüşler de pek azımsanamaz.

İsrail’in politikasına karşı çıkabilir, eleştirebilir, hatta saldırıları vahşi ve acımasız bulabilir, Gazze’nin bir açık hapishaneye dönüştürüldüğünü savunabilirsiniz. Ancak ‘İsrail’in varlığı tartışma konusu haline getirildiğinde’, ‘Ortadoğu coğrafyasında bir Yahudi devletine yer olmadığı’ ileri sürüldüğünde soruna yaklaşımın niteliği değişmektedir.

İsrail’in Gazze’ye bugüne dek düzenlediği farklı tarihlerdeki altı askeri operasyonun seçim öncesine rastladığı bir gerçektir. Oysaki vatandaşlarının can güvenliğini sağlayamayan bir lidere seçmenin oy vermeyeceğini de unutmamak gerekir.

İsrail, 2005 yılında tek yanlı olarak Gazze’den çekilmiş, şahin olarak nitelendirilen Ariel Sharon’un hiçbir güvenlik önlemi almaksızın bir iyi niyet gösterisi olarak işgal altındaki bu toprakları Filistinlilere teslim etmesi barışı sağlamayacağı gerekçesi ile sağ muhalefet tarafından sert bir şekilde eleştirilmişti.

Çekilmenin ardından Sderot gibi sınıra yakın güneydeki kent ve kasabalar Gazze’den gönderilen kassam füzeleri ve intihar saldırıları ile hedef tahtası oldu. 2005’te Likud’dan ayrılan Sharon, Filistin devletinin kurulmasından ve barış görüşmelerinden yana olan Kadima partisini kurdu. Likud ve İşçi partisinden önde gelen isimler de bu partiye katıldı. İsrail’in Gazze’den çekilmesi Hamas’ın bir zaferi olarak yorumlanınca 2006 yılı Filistin seçimlerinden, İsrail ile yapılan hiçbir anlaşmayı kabul etmeyen, İsrail’in var olma hakkını tanımayan ve Holokost’un bir Yahudi komplosu olduğunu iddia eden Hamas zaferle ayrıldı.

Hamas, Batı Şeria’daki FÖY yönetiminin aksine İsrail ile hiçbir barış görüşmesine girmedi, diyalog yolu ile sorunları çözümlemeyi yeğlemedi ve İsrail’i ‘yok edilmesi gereken bir düşman’ olarak gördü. Geçen süre zarfında roket atışlarına hedef olan ülkenin güneyindeki bir milyon İsrailli yıllar boyu yaşamını sığınaklarda geçirdi.

Son olarak yaşanan ‘Bulut Sütunu’ operasyonu öncesinde, üç gün boyunca İsrail’in güneyinin yoğun ateş altında tutulması üzerine, İsrail misilleme olarak nokta atışı ile Gilad Şalit’i kaçırarak beş yıl esir tutan Hamas’ın askeri kanadının lideri Ahmet Sait El Caberi’yi nokta vuruşu ile öldürdü. Caberi ender söyleşilerinden birinde, İsraillilerin bu coğrafyada yerleri olmayacağını ve bu korkak fareleri deliklerine göndermekle görevli bir savaşçı olduğunu söylemekteydi. Bu görüşü desteklercesine Hamas’ın roketleri 75 kilometre uzaklığa ulaşarak sadece güneyi değil, Tel-Aviv ve civarındaki kentleri de tehdit eder boyuta ulaştı.

The New York Times’da yer alan bir yazıda, 2008 yılında 1400’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği ‘Dökme Kurşun Harekâtı’ndan farklı olarak bu kez Hamas’ın İsrail’in Mısır’daki İslami güçler ve Arap dünyası ile ilişkilerini test ettiği, askeri değil diplomatik bir zaferi hedeflediği, İsrail’i farklı bir tablonun beklediği görüşü ileri sürüldü.

ABD merkezli bir düşünce kuruluşunun İsrail-Filistin araştırmaları uzmanı Nathan Thrall’a göre;” Şu an Gazze ateş altındayken, en yüksek sesler, direnç ekseni denen İran-Suriye-Hizbullah’tan değil, Mısır, Türkiye ve Katar gibi ABD müttefiklerinden yükselmekte.

Hamas’ın bölgenin önemli güçleri Mısır, Katar ve Türkiye tarafından desteklenmesi nedeniyle bu kez durumun eskisinden farklı olduğu anlaşılıyor. Bu da Arap Baharı’nın başlamasından bu yana bölgedeki güç dengesinin değiştiğini gözler önüne seriyor. Hamas İsrail’e, ‘bizimle uğraşma yoksa Kahire ile ilişkilerin zedelenir’ mesajını vermek istedi.

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Hamas’a karşı Hüsnü Mübarek’ten daha acımasız davrandığını, Müslüman Kardeşlerin karşı koymalarına rağmen askeri mühimmat ve erzak taşınmasında kullanılan tünelleri imha ettiğini unutmayalım. Ancak yeterince ekonomik sorunu olan Mursi, daha fazla Hamas’tan yana çıkarak ABD ve AB’yi karşısına almak istememekte, ABD başkanından aldığı telefonun gereğini yerine getirerek Türkiye’nin de desteği ile mekik diplomasisini sürdürerek, pek çok çocuk ve sivilin de can kaybına uğrayabileceği acımasız bir savaşı engellemeye çalışmaktadır. Böylece Mursi, Mısır’ın Ortadoğu’da hala en etkin güç olduğunu da kanıtlayacaktır.

Hamas’ın Müslüman Kardeşlere ve Mursi’ye hayır demesinin Netanyahu’ya hayır demek kadar kolay olmadığını düşünüyorum. Keza geçici olarak askıya alındığı yönünde bilgilere rağmen bir kara harekâtının sadece ölü sayısını ve İsrail’e olan tepkileri artıracağına, Filistin-İsrail sorununu çözümlemeyeceğine inanıyorum. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un ve Hillary Clinton’un da girişimleri sonuca ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Ortadoğu’da ipler hala etkin egemen güçlerin elinde… Bizim ise ölen çocuk ve günahsız siviller için göz yaşı dökmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1821