Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti Safsatası

CEHALET KORKUNUN, KORKU DA NEFRETİN ANASIDIR: Ülkemizde, kapağında İsrail’in ve Yahudiliğin sembollerinden olan Hz. Davud’un altı köşeli yıdızı veya Yedi Kollu Şamdanı olan kitaplar, yazarları gerçek bilim insanı olsunlar veya olmasınlar, korkuyla karışık bir merak uyandırdıklarından kolaylıkla çok-satarlar listesine girip hem yazarlarını hem de bu kitapların ticaretini yapanları memnun etmekteler.

Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti Safsatası

Tükenmez bir Altın Madeni

Pekiyi, genelde ‘Komplo Teorisi’olarak sınıflandırılabilecek bu cins kitaplar günümüzde niye bu kadar moda?

Teferruata girmeden temel sebebin İsrail ve Yahudilere ilişkin konuların herhangi bir riske girmeden siyaseten istismar edilmeye müsait olup iç politika bağlamında oya, dış politika bağlamındaysa  uluslararası prestije kolaylıkla tahvil edilebilmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Milli düzlemden dînî düzleme

Arap devlet adamlarının İsrail ile olan savaşlarında halklarını teşvik edebilmek için din faktörüne sarıldıklarını, Cihatlar ilan ettiklerini ve Fedayinleri dinsel motifleri kullanarak cepheye sürdüklerini biliyoruz.  Bu liderler, Arap ve Yahudi milliyetçilikleri arasında İsrail/Filistin coğrafyası üzerindeki toprak kavgasını, bir Müslüman-Musevi çatışmasına dönüştürmek için ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.                   

Konuya vakıf akademisyenler haricinde pek az kişinin bildiği önemli bir husus, 25 Eylül 1969 tarihinde kurulan İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ), 21 Ağustos 1969 günü Michael Dennis Rohan isimli Avustralyalı dengesiz bir Hıristiyanın El Aksa Camiinde yangın çıkarmasını Yahudilere mal ederek yaratılan infial temel alınarak kurulmuş olmasıdır. Böylece, Arap liderler, İslam Dünyasını, dinsel dayanışma duygularını istismar ederek İsrail ile olan kavgalarına taraf ettiler.

 

 

 

Vaat edilmiş topraklar /

Arz-ı-Mev’ud

Türkiye’de İsrail ve Yahudi konusuna ilgi duyan aydınların yanılgıya düştükleri hususlardan bir tanesi de ‘Vaat edilmiş toprakların yani ‘Arz-ı mevûd’un hudutları ile ilgili olup bu hudutların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bazı toprakları da kapsadığı konusudur.

Arz-ı mev’ud’un hudutları Tevrat’ta  Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir. Gerçekten de, İslam dinince ‘Hak Kitap’ olarak nitelendirilen Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ın Yaradılış/Tekvin Bab 15’te “ O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları (...) senin soyuna vereceğim.” denilmektedir.

Aşağıda, Yaradılış Bab 15 temel alınarak Sözde Büyük İsrail’in sınırlarına atıfta bulunan bir haritayı görüyorsunuz.

Hz. İbrahim’in zürriyeti

Ancak, bu coğrafya Tanrı’nın  Hz. İbrahim’le yaptığı akit çerçevesinde tüm zürriyetine verdiği topraklardır. Bu toprakları münhasıran Yahudilere mal etmek için Hz. İbrahim’in zürriyetinin sadece Yahudilerden oluştuğunu varsaymak gerekir ki bu yanlıştır. Zira Tevrat’ta da yazılı olduğu gibi bu zürriyet sadece meşru oğlu Hz. İshak’ı değil, Hz. İbrahim’in Mısır’lı cariyesi Hacer’den olan Hz. İsmail dolayısıyla onu ataları olarak addeden ve günümüz Yahudilerinin ataları olan İbranilerle birlikte, Arapları da kapsamaktadır. Hz. İsmail’in baba tarafından yarım kardeşi Hz. İshak, Hz. Yakup’un (İsrail) babasıdır. Bugünkü Yahudiler isimlerini Hz. Yakup’un (İsrail) oğullarından Yehuda’nın payına düşen topraklarda yaşayan İbranilerden almışlardır. Yahudi = Yehuda’lı.

Hz. İbrahim’den 2000  sene sonra onun tek tanrılı dinini Hz. Muhammed sayesinde yeniden keşfeden  Arapların Yahudi amca oğullarından bu kadar nefret etmelerinin sebebini anlamak hakikaten güç olmakla beraber bunun Arapların meşhur bir atasözüyle açıklanabileceğini düşünüyoruz: “Aşiretimle birlikte komşu aşirete karşı, amca oğullarımla birlikte aşiretime karşı, kardeşlerimle birlikte amca oğullarıma karşı”... 

Günümüz gerçeğinde, Nil ile Fırat arasındaki bu koca coğrafyada kardeşlerin birinin torunları (İsmailoğulları - Araplar), diğerine (İshakoğulları - Yahudiler) aynı toprakların bir kesri üzerinde yaşam hakkını çok görmekte ve onu yok etmeye çalışmaktadırlar.                                    

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşası

Arz-ı mev’ud konusunda kavram kargaşasını yaratan başlıca unsur Hz. İbrahim’in zürriyetine vaat ettiği coğrafya ile, Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkardığı ve İsrail topraklarına götürdüğü Yahudilere vaat edilen toprakların sınırları arasındaki farklılıktır.

Burada iki hususun açıklığa kavuşturulmasında fayda var:

Yahudilerin 400 sene esaret yaşayıp Hz. Musa önderliğinde terk ettikleri Mısır’a yani Nil Nehri’ne dönmek gibi bir merakları yok ve ‘El Toprağı’ olarak kabul ettikleri Babil Irmağı (Fırat’a) dönmek gibi bir merakları da yok. Babil kralı Nabukadnezzar tarafından günümüz Irak’ındaki Babil’e sürgüne gönderildikleri M.Ö. 586’dan Pers kralı Cyrus (Kuroş/Keyhüsrev) tarafından kurtarılmış oldukları ve M.Ö. 537’ye kadar süren Babil Esareti (Fırat Nehri) esnasında, “ Nasıl okuyabiliriz RAB’bin ezgisini el toprağında?”1  diye ağıt yakanlar gene İsrailoğulları yani Yahudi halkının kendisiydi.

 “Arz-ı Israil” olarak bilinen Kutsal Toprakların sınırı ise Güney’de Sina Çölü’dür. 10 Emir’in verildiği Sina Dağı, Sina Çölü’nde olmasına rağmen, Kutsal Topraklar’ın dışındadır. Zira, Tanrı Hz. Musa önderliğindeki İsrailoğullarını esareti tatmış nesillerin Kutsal Topraklara girmemeleri için Sina Çölü’nde 40 yıl dolaştırmıştır. Diğer bir deyişle, orası bir ara istasyon olarak telakki edilmektedir. Kutsal Toprakların doğu sınırı ise Ürdün Nehri’dir. Tanrı, hikmetini sorguladığı için, Hz. Musa’ya “İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, ‘Senin soyuna vereceğim’ diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim, ama oraya gitmeyeceksin.”(giremeyeceksin) demişti. 2

Halkını Ürdün Nehri’nin doğu yakasına kadar getiren Hz. Musa, Hz. Yuşa*(İngilizce Joshua) Komutasındaki İsrailoğulları’nın Kutsal toprakları yabancılardan kurtarmasını göremeden, Ürdün Nehri’nin Doğu yakasında öldü ve orada Tanrı’nın kendisine verdiği ceza mucibince bilinmeyen bir yere gömüldü.  RAB, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya (Hz. Yuşa3) şöyle seslendi: 2 “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin.4 Bugünkü Ürdün Devleti’nin Hz. Musa’nın hayali mezarını başarı ile turistik bir mekân haline getirmiş olduğunu da zikretmiş olalım. Dolayısıyla, İsrail’in Ürdün Nehri’nin doğusunda, Sina Çölü’nde ve ötesinde dînî saiklere dayanan bir arazi talebi olması mümkün değildir.

Tevratı teşkil eden beş kitabın ikincisi ‘Mısır’dan Çıkış’ başlığını taşıyor. Burada Hz. Musa’nın önderliğinde İsrailoğulları’nın yerleşecekleri toprakların tanımını görüyoruz.

Mısır’dan Çıkış 3: 8 Bu yüzden onları Mısırlılar’ın elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. 5 Hz. Musa’nın vefatını müteakip Hz.Yuşa komutasında Ürdün Nehrinin doğu yakasından Arz-ı Mev’ud’a yani vaat edilmiş topraklara diğer adıyla Kenan ülkesine geçen İsrailoğuları orada bulunan ve  aralarında Hititler de olan yedi halkla savaşmışlar. Buradaki Hititler Kenan Topraklarının güney doğusunda yerleşik bir halk olarak görünüyor. Diğer bir deyişle Ürdün Nehri’nin doğusunda kalan topraklar (bugünkü Ürdün Krallığı) vaat edilmiş toprakların dışında kalıyor !  Söz konusu toprakların tamamının münhasıran Kenan ülkesinde olduğunu gösteren haritayı görüyorsunuz.6  Yeri gelmişken, haritada Akdeniz kıyısındaki Gazze civarında Philistines /Filistinliler olarak görünen Ege kökenli halkın, M.S. 637’den itibaren Arap fetihleriyle aynı coğrafyaya yerleşen Araplarla yani günümüz Filistinlileriyle hiç bir alakası yoktur. Dahası, aynı coğrafyaya Palastina/ Filistin ismini veren unsur da Judea /Yehuda ismini unutturmak isteyen işgalci Roma İmparatorluğuydu. Zaten Filistinli Araplar da 20. asra kadar kendilerini Güney Suriyeli Araplar olarak tarif ediyorlardı.

Vaat Edilmiş Topraklar

Vaat edilmiş / Kutsal topraklar, Kenan toprakları olup kuzeyde Lübnan Dağları, doğuda Ürdün Nehri ve Güneyde Sina Çölü olmak üzere, Hz. Musa’nın Yahudileri esaretten kurtarıp yerleştirdiği coğrafyadır. Nitekim Tevrat’ın ‘Çölde Sayım’ bölümündeki 34. Bab’ın 1 ila 12. ayetlerinde bu sınırlar ayrıntılarıyla verilmektedir. 1 “RAB Musa’ya şöyle dedi: 2 “İsrailliler’e de ki, ‘Mülk olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak...7

Ya Vaat EDİLMEMİŞ (!) Topraklar?

 

 

 

 

 

İsrailoğullarının yanlış anlamalarını önlemek açısından vaat edilmemiş toprakların sınırları da Tevrat’ta verilmiştir: Tevratın beş kitabının beşincisi ‘Yasanın Tekrarı’ (Tesniye / Deuteronomy) Bölüm2

2-3 “RAB bana, ‘Bu dağlık bölgenin çevresinde yeterince dolaştınız’ dedi, ‘Şimdi kuzeye gidin.’ 4- Sonra halka şu buyrukları vermemi söyledi: ‘Seir’de yaşayan kardeşlerinizin, Esavoğulları’nın ülkesinden geçeceksiniz. Sizden korkacaklar. Çok dikkatli davranın. 5 -Onları savaşa kışkırtmayın. Size onların ülkesinden hiçbir toprak parçası, ayağınızı basacak bir yer bile vermeyeceğim. Çünkü Seir dağlık bölgesini mülk olarak Esav’a verdim.”

9 “RAB bana, ‘Moavlılar’a düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma’ dedi, ‘Onların ülkesinden hiçbir toprak parçasını sana mülk olarak vermeyeceğim. Çünkü Ar Kenti’ni Lut soyuna verdim.’ ”

16 “Topluluktaki bütün savaşçılar öldükten sonra, 17 -RAB bana şöyle dedi: 18- ‘Bugün Moav topraklarından ve Ar Kenti’nden geçeceksin. 19- Ammonlular’a yaklaştığında onlara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma. Çünkü mülk edinmen için Ammonlular’ın ülkesinden sana hiçbir toprak parçası vermeyeceğim. O ülkeyi mülk olarak Lut soyuna verdim.’” 8

Yukarıdaki haritada Edom, Moav (Moab) Ammon ve Bashan toprakları da görülüyor.  Seir dağlık bölgesi ise Edom topraklarında bulunuyor.

Din paradigmasıyla bakıldığında

Din paradigmasıyla bakıldığında, ilahi kaynaklı olması dolayısıyla Museviler için bağlayıcılığı olan metin sadece beş kitabı içeren Tevrat’tır. İlahi olmayan Peygamberler ve Yazılar bölümlerinin manevi, edebi ve tarihi değerleri yüksektir ama o kadar.

Dikkat ! İslam indinde ve dolayısıyla Türkçe’de  Tevrat denince, Peygamberler ve Yazılar bölümlerini de içeren Hıristiyanların Eski Ahit olarak tesmiye ettikleri Kutsal Kitap anlaşılıyor.  Bu son iki bölüm ilahi kaynaklı değildir. Yahudiler bu üç bölümün tamamına Tora(Tevrat)+Neviim(Peygamberler)+Ktuvim(Yazılar) in ilk hecelerinin birleştirilmesiyle elde edilen kısaltma ile (T-N-Kh ) TANAH diyorlar.  İslam dini TANAH’ın tamamını  Tevrat adı altında ilahi bir metin olarak kabul etmekte. Yazılar bölümü, İslam dini indinde Dört Hak Kitap’tan biri olan Zebur’u da ihtiva etmektedir.

Günümüz gerçeklerine dönecek olursak

Günümüz gerçeklerine dönecek olursak, Ürdün nehri ile Fırat nehri arasındaki coğrafyada Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak ve Türkiye’nin güneydoğusunda 50 milyondan fazla insan yaşamakta. Kendi Filistinli Arap nüfusu ile demografik sorunları olan, ve tarihî anavatanı olup Yahudi Halkı’na ismini veren Yehuda/Judea’yı (Batı Şeria) Filistin’li Araplarla barış için paylaşmaya razı olan bir İsrail’in Fırat’a kadar olan coğrafyayı sınırlarına katacağını düşünebilmek geniş bir muhayyile gerektirir. Sina’yı 1956 ve 1967’de tamamen ele geçiren İsrail’in barış karşılığı oraları iade etmiş olması ve bunun dini-bütün kitleler nezdinde bir protestoya sebebiyet vermemiş olması da bunun ilave bir kanıtıdır.

Özetle, “Nil’den Fırat’a Yahudi Devleti” masalının Arap devletlerinin İsrail’i Türkiye için stratejik bir tehdit olarak algılatmak ve tüm İslam dünyasını Arap milliyetçiliğinin davasını gütmeye seferber etmek  için kullandıkları bir saptırma olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır.

 

Not: Arama motorundaki kolaylık ve orijinal Tevrat, Peygamberler ve Yazılar bölümlerini içeren metinlerin Türkçelerinin mevcut olması açısından Bursa Protestan Kilisesi’nin Web sitesi kullanılmıştır.

 

1 İslam dini indinde dört hak kitaptan biri olan Zebur’da Mezmur 137:4 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=mez%20137

2 Tevrat,Yasanın Tekrarı 34:4 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=yas%2034

3 * Hz. Yuşa’nın İstanbul Boğazının Anadolu yakasında Türbesinin bulunması çok ilginç. Anlaşılan, Hz. Yuşa, Hz. Musa’nın vefatını müteakip, Ürdün Nehri’ni Batı’ya doğru aşıp Vaat Edilmiş Topraklara (İsrail’e) girdikten sonra, hızını alamayıp daha henüz kurulmamış olan Bizans’a kadar gelmiş ve burada (İstanbul’da) ölmüş ! ! 

4 (Tanah) Peygamberler, Yeşu (Yuşa) 1:1-2 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=ysu%201

5 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=cik%203

6 http://www.bible-history.com/map-israel-joshua/index.html

7 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=say%2034

8 http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=yas%202

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın