SEDAT SERTOĞLU

 

 

    

" />
Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Bu hafta ağımıza takılanlar

Biz Öcalan yüzünden Suriye’yi tehdit ederken İsrail’den bir ekip Ankara’ya geldi; Suriye’nin füzesi, topu, tankı, uçağı, füze rampaları nerede, önümüze koydu. SEDAT SERTOĞLU

 

 

    

Bu hafta ağımıza takılanlar

DOĞU AKDENİZ'DE YENİ BİR JEOPOLİTİK SAFLAŞMA ARTIK BUGÜN HERKESİN GÖRDÜĞÜ BİR GERÇEK

Doğu Akdeniz'de yeni bir jeopolitik saflaşma artık bugün herkesin gördüğü bir gerçek. Tohumları birkaç yıl kadar önce atılan bu saflaşmanın ana motoru bölgede keşfedilen muazzam miktarlardaki doğalgaz yatakları sayılır.

İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin kendilerine göre ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerde bulunan bu yataklar bu iki gücü birbirlerine yaklaştırmış bulunuyor. Nitekim bu yüzden taraflar ortak doğalgaz çalışması ve faaliyetlerine girişmiş bulunuyorlar.

Doğalgazla başlayan yakınlaşma ve saflaşma şüphesiz tarafları ilgilendiren başka alanlarda da kendisini göstermeye başlamış bulunuyor.

Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nın geçen şubatta Lefkoşe'ye yaptığı ilk resmi ziyaret sırasında başta enerji alanında işbirliği olmak üzere bazı önemli anlaşmalar yapılmıştı.

Netanyahu'dan önce de Rum Savunma Bakanı Dimitri İliadis taraflar arasındaki askeri ve savunma işbirliğini görüşmek, bunlarla ilgili anlaşmalar yapmak amacıyla Tel-Aviv'e önemli bir resmi ziyaret yapmıştı. Bunun sonucunda da 9 Ocak 2012'de taraflar bir anlaşmaya imza atmışlardı. Bu anlaşma da çeşitli müzakerelerden sonra geçen ayın sonunda Kıbrıs Rum meclisine onay için sunulmuş bulunuyor.

Haberlere göre, Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanlığı ile İsrail Savunma Bakanlığı arasında teçhizat ve teknoloji takası satışıyla askeri ve savunma konularındaki gizli bilgilerin teatisini de kapsayan bu anlaşma adından ve muhtevası bakımından çok önemli bir anlaşma olarak görünüyor ve elbette Türkiye'yi yakından alakadar ediyor.

Fikret Ertan

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1319938&title=rum-kesimi-israil-yeni-jeopolitik-ve-otesi

 

BİR YOLCU GEMİSİ İLE İSRAİL ÜZERİNE YÜZLERCE İNSANI SÜREREK PEK ÇOK MASUM İNSANIN CAN VERMESİNE SEBEP OLMADINIZ MI?

Siz o kocaman gemiyi, kimden, hangi para ile, nasıl bir ilişkiler sürecinde aldınız; ona hiç girmeyeceğim.

Ama, bir yolcu gemisi ile İsrail üzerine yüzlerce insanı sürerek pek çok masum insanın can vermesine sebep olmadınız mı?

Sizi bu konuda Sayın Fethullah Gülen de şiddetle eleştirmedi mi?

AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan,  2010’da Antalya’da konuşurken bu Gazze seferi sorulunca,  “Bir Co’luk yapalım dedik ama vazgeçtik.” demedi mi? Onların gemiye binmemeleri için uyarıldıklarını bu durum göstermiyor mu? Siz IHH’ciler; sorumluluktan kurtulmak için, Mavi Marmara’ya bindirdiğiniz insanların birçoğu ile “ölüm taahhütnamesi” imzalamadınız mı?

Bu durum bile sizin insanları bile bile ölüme götürdüğünüzü göstermez mi?

Siz busunuz ey IHH’cılar.

1994’te Bosna’yı kullanıp bizim iyi niyetli Müslümanları kandırdınız ama beni asla kandıramazsınız.

Şimdi hemen bu yazıyı da alın; doğruca tekzip hakimine gidin; bir tekzip daha yollayın.

Siz; bugünkü mahkemelerden lehinize karar çıkartabilirsiniz ama yüce Allah’ın mahkemesi karşısında ne yapacaksınız?

Rıza Zelyut

http://www.gunes.com/2012/07/17/yazar/2676/riza_zelyut/ihh_isgal_ediyor.html

 

İSRAİL’İN İKİ ÜLKE ARASINDA ‘SANDVİǒ HALİNE GELME RİSKİ, BATI’YI DA YAKINDAN İLGİLENDİREN BİR BOYUT KAZANDI

Denkleme ‘İsrail’in güvenliği’ de eklendiğinde, tablo daha net bir boyut kazanıyor. Mısır’daki Mübarek rejimi, İsrail yönetimiyle iyi ilişkiler içindeydi. Müslüman Kardeşler’in aynı şekilde davranması mümkün değil.

Batı, doğal olarak Suriye’deki Esad rejiminin devrilmesiyle kurulabilecek herhangi bir yönetimin ‘İslamcı dalga’yı şiddetlendireceğini hesaplıyor.

Müslüman Kardeşler’in güçlü olduğu Mısır ile İslamcıların kuvvet kazanacağı bir Suriye arasında sıkışmaktan kaygılanan İsrail, şimdiden ‘güvenlik hesapları’ içinde. İsrail’in iki ülke arasında ‘sandviç’ haline gelme riski, Batı’yı da yakından ilgilendiren bir boyut kazandı.

Kofi Annan’ın bir ‘uzlaşma rejimi’ kurulması yönündeki çabasının şekillenmesinde, bu türden kaygıların katkısı büyüktü. Ancak Esad uzlaşmaya yanaşmadı. Batı’nın tereddüdünü fark etti, Rusya’nın desteğini sağladı ve direnmeye devam etti.

Şu an esen rüzgâr ise Esad’ın diktatörlüğe dayanan rejiminin ayakta kalma şansını azaltıyor. Arap dünyasındaki ‘değişim ivmesi’nin önünde durabilmek o kadar kolay değil. Görünen o ki bu rejim ayakta kalamayacak.

Rusya ve hatta ABD, yeni kurulacak rejimin ‘İslamcı bir hegemonya’ altına düşmemesinin hesaplarını yapıyorlar. Bir koalisyon kurulmasına zemin hazırlamak istiyorlar.

Mısır’da da benzer hesaplar yapılmıştı ancak sonunda büyük ölçüde ‘İslamcılar’ın iktidarı elde ettiği bir tablo şekillendi.

Suriye bu açılardan daha seküler bir geçmişe sahip. Suriye’deki İslamcılık, en azından şimdilik, Mısır’daki kadar yoğun bir görüntü vermiyor. Tabii ‘Sünni-Nusayri farklılığı’na dayalı mezhep farkı da önemli bir etken. Esad ailesi Nusayri (yüzde 12), halkın büyük çoğunluğu (yüzde 72) Sünni. “Bu denge yeni iktidar içinde nasıl şekillenecek?”, “Farklılık, ülkeyi bölünmeye götürebilir mi?” gibi sorulara hâlâ sağlam bir cevap bulamıyoruz.

Batı’nın kararsızlığı, Esad’ın geri adım atmamada direnmesi, Suriye’de çözümü iyice kanlı hale dönüştürüyor...

Oral Çalışlar

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1094702&Yazar=ORAL-CALISLAR&CategoryID=98

 

SURİYE, SAVAŞIN BAŞINDA LÜBNAN’I KORUMAK İÇİN UÇAKLARINI KALDIRDI. AMA İSRAİL 2 SAAT İÇİNDE 82 SURİYE UÇAĞINI DÜŞÜRDÜ. SURİYE DE HEMEN PES ETTİ. PEKİ NASIL YAPTI BUNU?

Erdoğan’a “Aman sayın Başbakan biraz frene basın. Burası Ortadoğu. Size söylenen her şeye inanmayın” deyip durduk. “Elinde her salatalığı olana, tuzlukla koşmayın” dedik. Peki Başbakan ne yaptı? Yandaşlarını dinledi ve tuzluğu kaptığı gibi koştu.

Efendiler; daha dün Suriye ile stratejik ortalık yapıp ortak Bakanlar Kurulu düzenlettirdi Erdoğan... Bunu da unutmadık… Erdoğan adama tuzluk ile koştu ama bir de ne görelim, adamın elinde salatalık değil, füze varmış…

Şimdi siz değerli okurlarımıza bir tüyo verelim; 1982 İsrail- Lübnan Savaşı’nı izliyorum. Toz toprak içinde Beyrut Havaalanına geldik. Her taraf ceset dolu… O sırada İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan haber geldi. Kalkıp geri döndük. Ariel Sharon’un ne dediğini anlattılar. Golan’da “Efendiler” demiş; “Buradan Şam 19 kilometre, benim toplarımın menzili 40 kilometredir...”

Suriye, savaşın başında Lübnan’ı korumak için uçaklarını kaldırdı. Ama İsrail 2 saat içinde 82 Suriye uçağını düşürdü. Suriye de hemen pes etti. Peki nasıl yaptı bunu? Önce Suriye üzerine uçak benzeri balonlar gönderdi. Suriye hava savunma sistemleri bunları uçak sanıp ateş açınca yerleri hemen saptandı ve kalkan İsrail uçakları hava savunma sistemlerini yok etti..

Biliyor musunuz değerli okurlarımız, biz Öcalan yüzünden Suriye’yi tehdit ederken İsrail’den Alfa Birliği üyesi, yanılmıyorsam 4 kişilik bir ekip Ankara’ya geldi ve Suriye’nin füzesi, topu, tankı, uçağı, komuta kontrol merkezleri ve füze rampaları nerede, önümüze koydu... Ona göre planladık her şeyi... Dönemin Mısır lideri Mübarek, işte bu yüzden Ankara’dan apar topar ayrılıp Şam’a gitti ve Hafız Esad’a, başına gelecekleri anlattı... Bunların belgeleri Başbakanlık, Genelkurmay ve Dışişleri Bakanlığı’nda duruyor. Meraklısı bakabilir...

İşte bu yüzden Suriye’nin tepesinde 3 tane uydusu olan İsrail, uçağımızı alçakça düşüren Suriye’nin o füzeyi nereden ve saat kaçta fırlattığını, cinsini ve uçağımızın nerede vurulduğunu biliyor... Sorsak ya Kudüs’e! İsrail’de bu bilgi olduğuna göre, ABD’de de vardır mutlaka…

Sen kalkıp kendinde olmayan güçleri vehmedersen, elin oğlu atıverir füzeyi ve karizmanı yerle bir eder...

Sedat Sertoğlu

http://www.enerjienergy.com/artikel.php?artikel_id=375

 

GÖRÜYORUZ Kİ BU BÖLGEDE, BU COĞRAFYADA, DOĞU AKDENİZ’DE, ORTADOĞU’DA GERÇEK DEMOKRASİYLE YÖNETİLEN, HALKLARIN KENDİ KENDİNİ YÖNETTİĞİ İKİ ÜLKE TÜRKİYE VE İSRAİL’DİR

Basında bu konuyla ilgili çok şeyler çıkmıştır. Atfettiğiniz herhalde İsrailli emekli bir generalin sözleridir. Bu konuda söyleyebileceğim tek şey bunun Hizbullah tarafından İran güdümlü Hizbullah örgütü tarafından yapılmış olmasıdır. Tarih çok manidardır. Çünkü 18 Temmuz’da gerçekleşmiştir ve bilindiği gibi 18 yıl önce de Buenos Aires’te Musevi cemaati binasına yapılmış olan büyük bir intihar saldırısının yıldönümünde rastlamaktadır. Aynı zamanda da yine bilindiği üzere, uzun bir süredir İran ve Hizbullah İsrail’e hedeflere yönelik terör saldırıları planlamaktaydılar. Birkaç ay önce gördüğünüz gibi Delhi’de, Bakü’de, Bangkok’ta Tiflis’te bazı eylemler yapıldı ve bunlar başarısızlıkla sonuçlandı, can kaybına mal olmadı. Ama maalesef bu sefer talih yüzümüze gülmedi. Benim demek istediğim Hizbullah’ın bir terör örgütü olduğu, İran güdümlü bir terör örgütü olduğu herkes tarafından anlaşılmalı ve bu konuda uluslar arası dayanışma içinde terörü bertaraf etmek için çalışmalar yapılmalıdır. Bu konuda ayrıca bizim burada güvenliğimizi sağlayan, rahatça bugün dahil olmak üzere bu röportajı yapabilmemiz için elinden gelen çabayı gösteren Türk Emniyet yetkililerine de teşekkür etmeyi bir kez daha borç bilirim.

...

Biz Ortadoğu’da geleceğe yönelik olarak, gerçek bir demokrasinin oluşmasını isteriz. Çünkü demokrat ülkeler hiçbir zaman savaşmamıştır. Savaşçı ülke değildirler. Genellikle diktatörlükle yönetilen ülkeler birbirleriyle savaşır. Onun için, biz de uzun vadede herkes gibi, Türkiye gibi Ortadoğu’da gerçek demokrasiyle yönetilen devletler ve halkların huzur içinde, refah içinde yaşayacağı bir ortam görmek istiyoruz. Bugünkü gelişmeleri bu açıdan dikkatle izliyoruz.

...

Görüyoruz ki bu bölgede, bu coğrafyada, Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da gerçek demokrasiyle yönetilen, halkların kendi kendini yönettiği iki ülke Türkiye ve İsrail’dir. Yani sandıktan çıkan rejimler var. Bu da sorunuza cevap verecek mahiyette. Onun için tabiî ki Türkiye ile İsrail arasında çok ortak çıkarlar var. Halklar birbirine dost. Bizim de görevimiz hükümetler arası anlaşmazlıklar olduğu zaman bile halklar arasındaki bu dostluğu korumak ve pekiştirmektir.

MOŞE KAMHİ

http://tr.euronews.com/2012/07/21/burgaz-saldirisi-israil-nasil/

 

KEŞKE İSRAİL'İN ELİNİ DAHA İYİ OKUMA, HATTA BAZI MÜŞTEREK ÇIKARLARDA İŞBİRLİĞİ İMKANI OLSAYDI

Suriye'de çoğulcu rejim fikrine İsrail'in öteden beri pek sıcak baktığı söylenemez. Zira bu, çoğunluktaki Sünni Arapların dümenin başına geçmesi demek. İsrail ise onlara genelde 'İslamcı tehdit' perspektifinden bakıyor. ABD'nin korkularını da körüklüyor. İsrail'in katı tutumu, İslami hareketlere daha pragmatik yaklaşımlar sergileyebilen Washington'un muhaliflerle verimli çalışmasına da engel oluyor.

Benzer handikaplar, ABD'nin Mısır politikası için de geçerli. Gerek Tel Aviv gerek Washington, Müslüman Kardeşler'den hiç hazzetmiyor. Ancak Amerikalılar, İsrail'den farklı olarak, sandıktan cumhurbaşkanı da çıkaran bu köklü hareketle kerhen yaşamaları gerektiğinin farkındalar. Ordu ile İslamcılar arasında denge tutturmak istiyorlar. Ordudaki eski dostlarını kaybetmemeye, siyaset dünyasında tüm yeni oyuncularla bağlar kurmaya çalışıyorlar. Clinton'un son Mısır ziyaretinin temel amaçları bunlardı. İsrail ise eski rejimin mirasçısı orduyu, Mısır'la barış anlaşmasının tek garantörü görüyor. ABD'yi de daha askerci çizgiye itmeye çalışıyor.

ABD'nin Ortadoğu siyasetinde İsrail'in doğrudan ve dolaylı etkileri aşikar. Dolaylı etkilerin önemli bir kısmı Amerika'daki etkili Yahudi azınlıktan geliyor. Söz konusu etkiler her zaman İsrail hükümetinin görüşlerine paralel olmayabiliyor. Mesela Amerikan soluna yakın Yahudiler, sağcı Netanyahu hükümetinin çoğu politikasını onaylamıyor. ABD son dönemlerde Ortadoğu politikasını İsrail'in orantısız etkisinden biraz arındırmaya çalıştı. Ancak henüz buna muvaffak olamadı. Zira İsrail sempatizanı lobilerin Amerikan iç siyaseti ve kamuoyundaki etkisi hayli fazla.

Ortadoğu yeniden şekillenirken İsrail tepki çekmemek için nispeten düşük profilden ve daha çok ABD üzerinden oyuna dahil oluyor. İstediği an topa girme kabiliyeti olan bir güç. Türkiye'nin de artık masada yerini aldığı bu karmaşık oyunda, İsrail'i iyi analiz etmeden yapılacak değerlendirmeler eksik kalır. Ne var ki Mavi Marmara krizinden dolayı resmi diyaloğun neredeyse tamamen kesilmiş olması, bu noktada Ankara'nın işini zorlaştırıyor. Keşke İsrail'in elini daha iyi okuma, hatta bazı müşterek çıkarlarda işbirliği imkanı olsaydı

Ali H. Aslan

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1321831&title=israilin-elini-okumak

 

Netten okumalar

 

PARSİLER VE YAHUDİLER, SÜRGÜN VE GERİ DÖNÜŞ - SCHAİ SECUNDA

http://www.hasturktv.com/israilde_gundem/4061.htm

 

YERUŞALAYİMDEN DÜNYAYA MEKTUP - STANLEY GOLDFOOT

http://www.hasturktv.com/yahudilik/4035.htm

 

ETNİK TEMİZLİK VE EKONOMİNİN TÜRKLEŞMESİ - MURAT KORALTÜRK

http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=863&makale=Etnik

 

SURİYE'NİN KİMYASAL SİLAHLARININ AKIBETİ NE OLACAK? – FİKRET ERTAN

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1321835&title=suriyenin-kimyasal-silahlarinin-akibeti-ne-olacak

 

Netten dinleyin

 

YASMİN LEVY - MUESTRO SENYOR ELOHENU

http://www.youtube.com/watch?v=-_gt-mG8qpA

 

YASMİN LEVY - DE EDAD DE KİNZE ANYOS

http://www.youtube.com/watch?v=ydA_EwUiPAc

 

YASMİN LEVY - BU GÖNÜL

http://www.youtube.com/watch?v=p_RrNzEI9uc

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın