Batya Natan

Gemiyi yürüten kaptan

İstanbul trafiğinin nasıl işleyeceğinden emin olamadığımdan Kabataş’a gitmek için vakitlice yola çıktım. Şansıma zamanından çok önce vardım. Fırsat bu fırsat sahilde oturup bir çay keyfi yapmayı düşündüm. İDO iskelesinin önünde sıralanmış seyyar satıcılara takıldım. Simitçi, mısırcı ve bademci. Ne zamandır ‘buzlu badem’ yemiyordum. Hani dışı ince kahverengi çizgili, içi bembeyaz, soyarken elinizden ‘cırt’ diye kaçan bademler. 150 gramdan az satmıyordu adam. Tertemiz şeffaf naylonun içine doldurdu. Yanına da bir küçük kese kâğıdı iliştirdi. Çok hoşuma gitti. Gerçekten AB standartlarına yaklaşıyoruz; satıcı yerlerin kirlenmemesi için vatandaşa yardımcı oluyordu.

Aynı gün Ada’da bir eczaneye girdim. Eczacı daha ilacı raftan çıkarmadan otomatik olarak bir poşet hazırladı. Nerede olursam olayım, en küçük malzeme için poşet kullanılmasına karşıyım. Bu da kendimce çevreye katkı.  Eczacı başını kaldırıp dik dik baktı, “Hanımefendi bunlar naylon değil, çevreye uyumlu, yani doğada eriyor,” dedi. Hem sevindim, hem utandım, yine de bildiğimi yaptım. “Teşekkür ederim, çantamda yer var, almayayım,” dedim. Herkes o kadar işin kolayına kaçıyor ki, beklenmedik bir zamanda yapıcı hareketlerle karşılaştığınızda şaşırıyorsunuz. Gerçi bademci örneğinde, o da bademleri kese kâğıdında satsaydı daha iyi olurdu. Ama eminim onu da etrafı yani müşterileri ‘kâğıt deliniyor, naylon daha ucuz’ diyerek bozmuştur.

***

Yıllarca her yazlığa gelişimizde ya telefonlar çalmıyor durumda olur, ya da büyük tesadüf (!) sıradan birçok evin telefon tellerini kesik bulurduk. Bu tiyatroya ilaveten, bir kış çevre evlerden birinin bahçıvanı birkaç hatta girerek memleketinden başlayıp yurtdışındaki hemşerileriyle bol miktarda sohbet edince, hayli yüklü telefon faturalarını bizler ödemek zorunda kaldık. Benzer bir vukuatla karşılaşmamak için, yaz sonunda Kadıköy’deki Telefon İdaresine bir dilekçe verip telefonu kapattırır, Ada’ya gelmeden evvel de tekrar bir dilekçe verir, açtırırdık. Uzun zaman sorunsuz devam etti. Bu yaz dilekçe vermemize karşın, telefon bir türlü açılmadı. Hiç beklemediğim bir tepkiyle eşim, “varsın kapalı kalsın,” dedi. Gerçi sonra bir şekilde açıldı ama pekâlâ artık sabit telefonsuz yaşandığını anlamış olduk.

Aynı şekilde dostlarımız da Ada telefonlarını tümüyle kapatacaklarını söylüyorlar. “Çocuklarımız ve arkadaşlarımıza zaten cep telefonuyla ulaşıyoruz. Gençler desen ev telefonları çaldığında gidip açmıyorlar bile. Geriye su, aygaz, manav gibi siparişler kalıyor. Onları da cep telefonundan ararsak, yıllık abone masrafını geçmez,” diyorlar. Ne dersiniz bir devir kapanıyor mu?

***

Hafta sonunda birkaç kişi yolumu çevirdi. ‘Son yazınız çok iyiydi’ dediler. Genelde birkaç olayı kaleme aldığım için önce tepki veremiyorum. Sonra Adalar Belediyesinin faytona binemeyen yaşlılara akülü arabalardan yararlanabilmeleri için Encümen’e teklif götürülmesi konusundan söz ettiklerini anladım. Gerçekten ümitlenmişlerdi. Yaz sezonu Ada’da 2-2,5 ayı kapsıyor. Belediye Başkanımız Mustafa Farsakoğlu yoğun temposunda bu işi ön plana getiremiyor sanırım. Başkan Vekili Raffi Harmon Araks’ın sözleri ise kulaklarımda çınlıyor, ‘karar çıkmadan bir kişiye bile kullanım izni verirsek insanlar kıyameti koparır.’ Doğrusu karar filan çıkmadı; ama belediyenin akülü arabaları vızır vızır sivil taşıyor. Ne demeli? Gemiyi yürüten kaptan. Ne var ki, rota yanlış.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1722