Batya Natan

Buhafta ağımıza takılanlar

70 yıl önce Karantina Yahudileri öyle fakirlermiş ki Ermeni, Rum, Türk evlerini ziyaret eder, sofrada kavun ve karpuz çekirdeklerini toplar; tuzla kavurur, sonra yine bu ailelere satarak geçinirlermiş. Karantina, Yahudiler için hazin örnek olarak dikkat çekiyormuş. Hele bir de “Lemoni“ keyfi sürülürmüş ki insanın ağzını şapırdatıyor. Lemoni, ekmek hamuru ile kurulan özel bir sofra turşusuymuş. En meşhuru, Turşucu Davit’in beyaz emaye kovalarda sattığı Lemoni imiş... YILMAZ KARAKOYUNLU

Buhafta ağımıza takılanlar

“GAYRİMÜSLİMLERE HOŞGÖRÜLÜYÜZ” NAKARATINDA KULLANDIĞIMIZ KELİMELERİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATMAYA BAŞLAYINCA İÇİMİZDEKİ IRKÇILIKTAN ÖZGÜRLEŞMENİN YOLUNU AÇMIŞ OLACAĞIZ

Günlük dilimize bakılırsa bence Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 99’u, farkında olmadan, ırkçı.

Acaba tanıdıklarımızdan tek bir kişi var mıdır ‘gâvur’ kelimesini kullanmamış olan? Soframızda, Meclisimizde azınlıklar diye adlandırdıklarımız olunca da içselleştirdiğimiz ırkçılığı örtbas ederek, nazikleştiğimizi zannederek ‘gayrimüslim’ diyen biz değil miyiz? Hiç başkalarının, kendi dinlerinden olmayanlar için ‘gayrihıristiyan’, ‘gayribudist’, ‘gayrihindu’ kullandığı duyulmuş mudur? (Benzeri bir tek Yahudilerde var, ‘Goyem’.) Türkiyeli politikacılar, sık kullandıkları ‘gayrimüslim vatandaşlar’ deyiminin, bir gün Türkiye Avrupa Birliği’ne girecek olsa ırkçılık suçu sayılacağını biliyorlar mı?

Günlük dilimizde gelişigüzel kullandığımız kimi kelimeler, askerin siperden kimi öldürdüğünü bilmeden sıktığı kurşunlar gibi.

Hatırlatmak babında Vikipedi’de gayrimüslim maddesinden bir alıntı:

Osmanlı devletinin geleneksel düzeninde gayrimüslim toplulukları millet-i mahkûme (egemenlik altına alınan millet) veya zimmi (zimmet altında bulunan) olarak adlandırılırdı. Fetih sonucunda İslam egemenliği altına giren bu toplumların askerlik yapması ve kamu yönetimine katılması (birtakım marjinal istisnalarla) yasaktı. Sadece gayrimüslimlerin ödediği iki İslami vergi olan haraç ve cizye, Osmanlı maliyesinin en önemli gelir kaynakları arasında idi... Günümüzde bazı Yargıtay kararlarında gayrimüslim TC vatandaşları ‘yabancı’ olarak sınıflandırılarak mülk edinme ve örgütlenme haklarına sınırlamalar getirilmiştir.

Müslüman olmayanlara karşı üstünlüğümüzü vurguladığımızın farkında olmadan kullandığımız bir kelime de ‘hoşgörü’. Sesi bile kulağımıza güzel geliyor.

Kimi ‘hoş görürüz’? Mesela, daha iyisini bilmedikleri, ‘terbiye’ olmadıkları için aşağıdaki ifadede yer aldığı şekilde çocukları: “Hoş gör babası. Bilerek yapmadı çocukcağız.” Aynı şekilde, saksıyı devirdiğinde, gürültüsüyle konu komşuyu uyandırdığında, evlerimizde beslediğimiz hayvanlarımız, kediler, köpekler de hoş görülür. Ve de içselleştirdiğimiz ırkçılığın farkında olmadan övünürüz “Azınlıklara karşı hoşgörülüyüz” diye. Yetmiyormuş gibi, yabancı birisi, bizler gibi Türkçe konuşup üstüne rakı da içince, ona “Sen bizdensin” diye iltifat ettiğimizi sanırken kültürünü ötekileştirip dışladığımızı göstermiyor muyuz?

“Gayrimüslimlere hoşgörülüyüz” nakaratında kullandığımız kelimeleri tarihin çöplüğüne atmaya başlayınca içimizdeki ırkçılıktan özgürleşmenin yolunu açmış olacağız.

Gündüz Vassaf

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1092777&Yazar=GUNDUZ-VASSAF&CategoryID=113

 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP ÇIKAN VE SONUNA KADAR İNANAN AMA NEFRET SÖYLEMİNE KARŞI DA DUYARLI, BİLİNÇLİ BİR SİVİL TOPLUMLA MÜMKÜN İLERLEME ANCAK

Nefret söylemi, bir ya da birkaç bireyi, bir ya da birkaç azınlığı veya alt kültürü, yani mevcut güç ilişkileri dağılımında görece güçsüz ya da "az" olan bir kesimi doğrudan hedef alan ve şiddet içeren ya da şiddete davet eden tüm söylemlere verilen ortak isim.

Bugünlerde nefret söylemi İsviçre'de karşımıza çıktı. Hem de şaşırtıcı bir şekilde. Zürih kantonunda bir politikacı, Alexander Müller, Twitter hesabından yazdığı mesajda, "Belki bir Kristal Gece daha düzenlemek gerekiyor, ama bu sefer camilere" dedi.

Kristal Gece, azıcık tarih bilinci olan herkesin tüylerini diken diken eden bir tarihsel dönemeç. Almanya'da Nazizm'in yükselişinde kritik bir dönüm noktası. Yahudilerin katledilmeye başlanmasının ilk adımı. 10 Kasım 1938 günü Yahudilere ait işyerlerine, sinagoglara, mezarlıklara saldırılar düzenlendi.

"Kristal" kelimesi de kanlı saldırılar sonucu sokakları ve meydanları kaplayan cam kırıklarından gelmekte. Gecenin sonunda onlarca masum insan yaralandı, 91 kişi hayatını kaybetti. Ve insanlık tarihi çok daha karanlık bir mevsime girdi.

İşte bugün Müller o hadiseye referans vermekle hem Yahudilere hem Müslümanlara düşmanlık güden bir mesaj yazmış oldu. Bir ülkedeki azınlıkları hedef alan ve Twitter'daki takipçilerini doğrudan şiddete yönelten bir nefret söylemi.

Müller hakkında hemen savcılık soruşturması açıldı. Politikacı aynı zamanda partisinden ihraç edildi.

Görünen o ki sosyal medya dediğimiz uçsuz bucaksız alan, bir yanıyla özgürlük ve eşitlik getirdi hayatımıza.

Bilgiye erişimi hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı, ucuzlaştırdı ve evrenselleştirdi. İnsanları ve kültürleri birbirine yakınlaştırdı. Ama bu madalyonun sadece bir yüzü.

Öteki yüzü ise ne yazık ki çok daha farklı. Sosyal medya aynı zamanda nefret söylemlerinin cirit attığı bir gayya kuyusu haline geldi. Hakaret etmenin kolaylaştığı...

Önümüzdeki yüzyıl, teknolojiyle beraber yepyeni hukuksal düzenlemeler yapması gerekecek hemen her gelişmiş ülkenin. Ama tek başına yasalarla hallolacak bir akış değil bu.

İfade özgürlüğüne sahip çıkan ve sonuna kadar inanan ama nefret söylemine karşı da duyarlı, bilinçli bir sivil toplumla mümkün ilerleme ancak.

Elif Şafak

http://www.haberturk.com/yazarlar/elif-safak/754529-nefret-soylemi-ve-sosyal-medya

 

MAVİ MARMARA SALDIRISI, BU KONUDA SADECE TÜRKİYE'YE DEĞİL, İSRAİL'E DE BÜYÜK ZARAR VERDİ. BU İKİ ÜLKENİN PAYLAŞACAĞI O KADAR ÇOK KONU VARKEN, BİRBİRLERİNE TERS DÜŞMELERİ BÜYÜK TALİHSİZLİKTİR

Suriye ile yaşanan kriz, İsrail ile ilişkilerin önemini bir defa daha bize hatırlatmış olmalı.

İsrail ile ilişki olmadan Orta Doğu'da politika yapmanın imkansızlığı bir defa daha ortaya çıktı.

Bu satırları, "Aman hemen İsrail'e kollarımızı açalım" diye yazmıyorum. Atılacak bir adım varsa, bunu ilk önce Netanyahu'nun yapması gerektiğine inananlardanım.

Ancak, İsrail'in bölgedeki önemine de çok inanırım.

Türk Dışişleri Bakanlığı'nın şu sıralarda herhalde en çok aradığı eski ilişkilerden biri İsrail'dir. Mavi Marmara saldırısı, bu konuda sadece Türkiye'ye değil, İsrail'e de büyük zarar verdi. Bu iki ülkenin paylaşacağı o kadar çok konu varken, birbirlerine ters düşmeleri büyük talihsizliktir.

Eminim İsrail de, Türkiye'nin yokluğundan aynı derecede rahatsızdır.

Karar Netanyahu koalisyonunun elinde.

"Türkiye ile ilişkiler yararlarına mı, değil mi?" sorusuna yanıt vermeli ve yanıt EVET ise o zaman Haziran 2011 anlaşmasını uygulamaya sokmalılar.

Aksi halde, karşılıklı olarak uzaktan birbirimizi izler ve hayıflanıp dururuz.

M.Ali Birand

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20861326.asp

 

FOTOĞRAF

Fotoğrafa hızlıca bakalım. Suriye: Neredeyse savaşacağız. Irak: Sünni adayı destekledik, seçimi kaybedeceğini bile bile. Ayarı en diplomatik dille yedik. Kaçan başkan yardımcılarına ev tuttuk, döşedik. Irak Kürdistanı: Bombalıyoruz, inşa ediyoruz; bombalıyoruz, inşa ediyoruz. İran: İşine geldiğinde bizi mesaj için kullanmak dışında dinlemiyor. Diplomasisi ustalıklı. Saldırırlarsa Kürecik’i vururum diyor. Düşman görüyor. Ermenistan: Malum, Ortadoğu’nun dışında.

Kuzey Afrika’ya inelim. Fas sakin. Bizim yerimizi bilmez. Tunus örnek. Vereceğimiz ders yok. Libya dağıldı gitti, kanton devlet. Mısır rakip ve çalkantıda. “Kendi işinize bakın” diyor. Filistin: İsrail’le kavgadan sonra yaklaşamıyoruz bile. Sonra, Ürdün: Arap olduğu halde İsrail Filistinlilerle konuşmaya oraya gidiyor. Yemen: Uzak, etkisiz, yoksul ve güzel.

Kime sözümüz geçiyor? İran bizi dinliyordu, bölgesel küresel vs. güç olmuştuk. Uranyum işini de ayarlamaya soyunmuştuk. Dinlediler mi? Yok. Irak’ta büyük abiydik. Başkanla başkan yardımcısı kavga etti. Arayı yapabildik mi? Yok. Dinlediler mi? Tehdit ettiler. Suriye’de ne oldu? Esad haddini bil dedi, uçağımızı düşürdü. Filistin’le zamanında arabulucu bizdik. Yardımı biz götürür, toplantıyı biz yaptırırdık. Nerde o günler?

Koray Çalışkan

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1092603&Yazar=KORAY-CALISKAN&CategoryID=98

 

İSRAİL HEM DEMOKRAT, HEM YAHUDİ BİR DEVLET OLABİLİR Mİ?

İsrail hem demokrat, hem Yahudi bir devlet olabilir mi? Bunu çoğunluk istiyor. Fakat ülkenin doğusundaki yerleşim birimlerinde ve Filistinli Araplarla iç içe yaşayan dindar-milliyetçiler bazen inanılmayacak sert ve şiddet davranışları sergiliyor ve İsrail Devletini zor durumda bırakıyorlar.Kneset’te İsrail’deki Arap toplumu oldukça iyi temsil edilmekte, fakat bunlar kendilerini seçen toplumum çıkarlarından ziyade İsrail’in güvenliği için aldığı tedbirleri en sert şekilde eleştirmekteler. Bir tanesi Mavi Marmara’ya bile binmiş, hala bununla gurur duyuyor ve hala Knesset'te.

İsrail, Yahudilerin çölden cennete, yaşayanlarını ilksel bir hayattan son derece ileri düzeyde bir hayata getirmiş olduğu ülke. Sadece tarihi olduğu için değil, uğruna kan döktükleri için Yahudilerin vatanı. 1948’de topraklarından kaçan Filistinliler hala (mülteci) statüsünde iken, aynı devirde Arap ülkelerinden kaçmış, mal-mülklerini orada bırakmış yüz binlerce Yahudi İsrail’de yeniden evlerini kurmuşlar,çocukları arsında bugünün İsrail yöneticileri var.

Aralarındaki din, dil, şehir köy ve mahalleler, politik yakınlıklar, vatan sevgisi, günün hükümetine olan sadakat, kültürel ve ulusal simgeler bakımından farklara rağmen İsrail, Yahudilerle Yahudi olmayan topluluk, yani iki tarihi, iki inancı, iki büyük kültürü paylaşan halkların birlikte yaşamağa mecbur olduğu bir ülke.Bugün İsrail toplumu için bütün sosyal ve ekonomik problemlerin halli mümkün değil. Fakat Ortadoğu’da Batı kültürünü, demokrasiyi, kişisel ve toplumsal özgürlükleri, demokratik rejim ve yüksek düzeyde ekonomik durum,vatandaşlarına (Yahudi, Arap, Hıristiyan, Dürzü, Çerkez, Bedevi, hatta yabancı işçilere) giderek eşit bir yaşam sağlayan bir ülke.Problemleri olan, fakat asla kaos içinde olmayan, kendisini kabul etmeyenlere karşı korumasını bilen bir ülke.

İnsanlık tarihinde bitmeyecek gibi gözüken düşmanlıklar barışla sonuçlanıyor, hiçbir aşırı ideoloji ve diktatörlük ayakta kalmıyor. İşte bunlara bakarak, İsrail toplumunun geleceğe büyük ölçüde ümitle bakması ve kendisini mutlu hissetmesini izah etmek mümkün.

Selim Amado

http://www.hasturktv.com/yahudilik/4007.htm

 

SURİYE REJİMİ İSRAİL İÇİN MEŞHUR TABİRLE “BİLDİKLERİ BİR ŞEYTANDIR” VE KAPASİTESİNİ VE DOĞASINI BİLMEDİKLERİ VE KESTİREMEDİKLERİ DİĞER AKTÖRLERE KARŞI TERCİH SEBEBİDİR

Tel Aviv’in de Suriye’ye benzer şekilde dillendirilen ve dillendirilmeyen iki bakış açısı söz konusudur. Dillendirilen yönü George W. Bush’un ortaya koyduğu “şer üçgeni” retoriğinden farklı değildir. Yapılmak istenen Suriye’nin dillendirdiği anti-İsrail retoriğine karşı yerli-milli bir İsrail retoriğinin kurulması ve düşmanlık kavramı üzerinden milli güvenlik ve tehdit algısının oluşturulmasıdır. İsrail’in güvenlik paranoyasının iç siyasette büyük bir karşılığı vardır ve bu paranoyaya yağdanlık yapan siyasiler ve kavramları İsrail’de her zaman vücut bulmuştur. Bu sebeptendir ki 2007 saldırısını düzenleyen İsrail hükümetinin başındaki Ehud Olmert’in popülaritesi saldırıyla beraber dikkat çekici ölçüde artmıştır.

Tabi ki Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek de İsrail için baş ağrıtıcı olmuştur; fakat iki oluşum için de Suriye merkezi öneme sahip ülke değildir. Söz konusu Hizbullah olunca arka planda İran yer alırken, Suriye’nin Hamas’a verdiği desteğin yeri de doldurulmaz değildir. Zira, Mart 2011’den itibaren Suriye’de yaşanan süreçte Hamas tedricen Suriye’den ayrılmış ve Suriye rejiminin Hamas üzerindeki nüfuzunda ciddi azalma meydana gelmiştir. Meseleye bu yönüyle baktığımızda İsrail için Hamas’a Suriye gibi “korsan” bir devletin destek vermesi, Mısır veya Türkiye gibi uluslararası sisteme entegre olan ülkelerin destek vermesinden daha kabul edilebilir ve elverişli bir seçenektir.

İsrail’in dillendirmediği Suriye algısı da yukarıdaki Hamas tartışmasıyla ilişkilidir. Tel Aviv Suriye’yi Suriye’nin uluslararası toplum nezdindeki “olağan şüpheli” sıfatı sebebiyle lüzum gördüğü vakit itham altında bırakabilme fırsatına sahiptir. Kullanımı geniş olan bu fırsat, örneğin 2007 bombalaması akabinde sadece İsrail ve Suriye’nin değil uluslararası toplumun da sesini çıkarmamasına sebep olmuştur. Oysa ihlal edilen bir hava sahası ve bombalanan bir tesis vardı, fakat uluslararası toplum için “İsrail yapıyorsa bir bildiği vardı” ve “Suriye hak etmişti’. Bu yönüyle Suriye, İsrail için “kullanışlı bir düşmandır”.

Dillendirilmeyen bu algıda aynı zamanda İsrail’in reel askeri hesaplamalarının da rolü vardır. Yukarda bahsedildiği şekliyle Suriye rejiminin hasmane retoriğine rağmen cansiperane bir şekilde İsrail’in kuzey sınır güvenliğini koruması İsrail için takdire şayandır. Özellikle Arap Baharı sürecinde, güneyde Sina yarımadasındaki kaos ve yükselen İhvan-ı Müslimin ve Selefi hareketleri “tehditi”ni kara kara düşünürken, kuzeyde Lübnan’da Hizbullah’la yaşamak zorunda kalırken, doğuda Ürdün’de muazzam bir Filistinli nüfusu hesaba katmak zorundayken, İran’ın nükleer çalışmaları konusunda bu kadar endişe duyarken ve izlediği agresif politika ile Türkiye ile arasını açmışken İsrail, Suriye rejiminin sunduğu güvenlik hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır.

Bununla birlikte Suriye İsrail için kontrol edilebilir bir düşman hüviyetindedir. Suriye’nin askeri kapasitesi, Şam’da operasyonel kabiliyeti oldukça yüksek olan İsrail için malumdur ve endişe kaynağı değildir. Suriye sınırındaki Cebel-i Şeyh üzerindeki radar ve gözetleme sistemi sayesinde Şam’daki tüm hareketlenmelere vakıf olan İsrail’in Suriye’den konvansiyonel anlamda algıladığı tehdit tolere edilebilir düzeydedir. Bu sebeptendir ki İsrail’in askeri yapılanmaları bile radar sisteminin elde tutulması ve su kaynakları konusunda düzenlemelerin yapılması kaydıyla Golan’dan çekilmenin kabul edilebileceğini ve bunun İsrail için bir güvenlik zafiyeti oluşturmayacağını dillendirmiştirler. Yine bu sebeptendir ki Suriye rejimi İsrail için meşhur tabirle “bildikleri bir şeytandır” ve kapasitesini ve doğasını bilmedikleri ve kestiremedikleri diğer aktörlere karşı tercih sebebidir.

Ufuk Ulutaş

http://stargazete.com/acikgorus/suriyeisrail-kullanisli-dusmanlik/haber-626310

 

70 YIL ÖNCE KARANTİNA YAHUDİLERİ ÖYLE FAKİRLERMİŞ Kİ ERMENİ, RUM, TÜRK EVLERİNİ ZİYARET EDER, SOFRADA TADINA VARDIKLARI KAVUN VE KARPUZ ÇEKİRDEKLERİNİ TOPLAR; BUNLARI TUZLA KAVURUR, SONRA YİNE BU AİLELERE SATARAK GEÇİMLERİNİ SAĞLARLARMIŞ

Karantinalı Yahudilerin yaşamları, geçimleri, aile düzenleri ve eğitimleri konusunda verilen öyle ilginç detaylar var ki okuyanları şaşkınlık içinde bırakıyor.

Öyle anlaşılıyor ki Yahudi cemaati iki katmanlı olarak yaşıyormuş. Bir yanda bolluk içinde dünya nimetlerinin keyfini süren varlıklı kesim; öte yanda açlıktan nefesi kokan sabırlı ve dualı bir kesim...

70 yıl önce Karantina Yahudileri öyle fakirlermiş ki Ermeni, Rum, Türk evlerini ziyaret eder, sofrada tadına vardıkları kavun ve karpuz çekirdeklerini toplar; bunları tuzla kavurur, sonra yine bu ailelere satarak geçimlerini sağlarlarmış.

Karantina, Yahudiler için hazin örnek olarak dikkat çekiyormuş.

Hele bir de “Lemoni“ keyfi sürülürmüş ki anlatımı bile insanın ağzını şapırdatıyor.

Lemoni (aman ha; limoni değil), ekmek hamuru ile kurulan çok özel bir sofra turşusuymuş. En meşhuru, Turşucu Davit’in beyaz emaye kovalarda sattığı Lemoni imiş...

Yılmaz Karakoyunlu

http://www.haberturk.com/yazarlar/yilmaz-karakoyunlu/755643-cocukla-buyuyen-sehir

 

Netten okumalar

VLADİMİR PUTİN’İN İSRAİL ZİYARETİNİ NASIL OKUMALI – İLYAS KEMALOĞLU

http://www.pressturk.com/dunya/haber/81332/vladimir-putin%E2%80%99in-israil-ziyaretini-nasil-okumali.html

 

PUTİN’İN ZİYARETİ VE RUSYA-İSRAİL İLİŞKİLERİ/ GEORGE FRİEDMAN

http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=18064

 

ARAP BAHARINIZ KUTLU OLSUN – BURAK BEKDİL

http://www.hasturktv.com/yahudilik/3999.htm

 

SIFIR SORUNUN ÇÖKÜŞÜ – İLHAN UZGEL

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1092971&CategoryID=42

 

BİR KÖPEĞİN GÖZÜNDEN SOYKIRIM – YASEMİN YURTMAN

http://www.posta.com.tr/cumartesipostasi/HaberDetay/Bir-kopegin-gozunden-soykirim.htm?ArticleID=127343

 

Netten seyredin

LADİNO -SHİMON SHİMON- TİO DANİEL BUSHKA KAZA EN TEL AVİV

http://www.youtube.com/watch?v=ZIZJY5MmlTQ&feature=player_embedd

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
621