Batya Natan

Geçmiş ile gelecek arasında

Dünyanın Nobel Barış Ödülü sahibi ünlü bir devlet adamı; geleceğin artık siyasetçi veya iktisatçılar, hatta hükümetler ve ordular tarafından değil, insan beyninin inanılmaz kapasitesini kullanan âlimler ve ileri teknolojiler tarafından belirleneceğini söylüyor. Bu gelişmenin insanlar arasındaki dil, din, ırk, renk gibi farkları ortadan kaldıracağını öngörüyor.

Geçenlerde CNNTürk ekranında yayınlanan Cüneyt Özdemir’in hazırlayıp sunduğu 5N1K programını izledim. Programın konuğu üç günde 500.000 kişinin izlediği ‘Berlin Kaplanı’ filmiyle gişede büyük başarı sağlayan Ata Demirer’di. Yaptığı esprilerle sunucuyu kahkahalara boğarken bu arada tweet’leri okumaktan senaryo yazmaya dahi vakit bulamadığından yakındı ve herkese yılda bir hafta sosyal medyadan uzaklaşmayı önerdi.

Hani toprak yedi yılda bir dinlendirilir, nadasa bırakılır ya, onun gibi bir şey…

Twitter’e bir türlü ısınamadım, ama Facebook’da sayısı oldukça fazla arkadaşım var; bir kısmı yıllardır görmediğim gerçek dostlarım, bir kısmı da ‘ignore’u tıklatmak ayıp olur düşüncesi ile davetlerini kıramadıklarım.

Dünyada bir milyar kişi Facebook’da günde ortalama 27 dakikalarını geçiriyorlar. Ben o denli bağımlısı değilim, hatta 2-3 hafta hiç zaman ayıramadığım oluyor. Bazen eski dostların sayfalarına girip fotoğraflarına bakıyorum, özlemli dinletileri izlemeyi seviyorum, süper beğendiğim karikatürler oluyor. Yıl 1980, o kap kalın televizyon ekranlarının yanında zayıfça bir bey. Yıl 2011, LED ekran incecik, beyefendi ise iyice göbek bağlamış…

Şalom yazarlarından Miryam Şulam şöyle bir not düşmüş: “Hayat Facebook’a benzemez. Arkadan yorum yapılır, sana bildirim de gelmez:)”

Tartışılır… Benim Facebook’daki yorumların ne denli samimi duyguları yansıttığından da şüphem var. Şahsen dostların gönderilerinde ‘beğen’i tıklıyorum, neme lazım deyip çok nadiren de yorum yapıyorum. Sanal dünyada ‘beğen’lerin sayısının çokluğu keyif veriyor, bir nevi tatmin duygusunu gideriyor. Oysa bu sadece bir gönül alma mı? Aynen günlük yaşamda, kimi tanıdıkların; “seni okuyorum, son yazını çok beğendim” övgüsüne, “hangisini?” diye sorduğumda apışıp kaldıkları örneğinde olduğu gibi…

Tel-Aviv Üniversitesi’nde Beyin Araştırma Enstitüsü’nün kurulmasındaki katkıları için Türk asıllı Sami Segol’e Fahri Doktora unvanı verildi. Düzenlenen törende, Şeref Ödülü alan İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres yaptığı konuşmada; “Dünyanın geleceği artık siyasetçi veya iktisatçılar, hatta hükümetler ve orduları tarafından değil, insan beyninin inanılmaz kapasitesini kullanan âlimler ve ileri teknolojiler tarafından belirlenecektir. Bu gelişme insanlar arasındaki dil, din, ırk, renk gibi farkları ortadan kaldıracaktır. Nitekim 27 yaşında bir genç olan Mark Zuckerberg yüz milyonlarca insanı birbirine Facebook sayesinde ordusuz ve hükümetsiz, sadece beyni ile bağlamayı başardı” dedi.

TNT Digital Life’ın araştırmalarından bazı ilginç bulgular:

-Türk halkının yüzde 22’si cep telefonundan internete giriyor. Cep telefonunda internete en çok girilen saatlerin,  işe giderken ya da eve dönüşte, yani trafikte geçirilen zamanlar ya da gece yatarken, uykuya dalmadan önceki dakikalar olduğu göze çarpıyor. Çoğumuz gece yatmadan önce son bir kez acaba Facebook’ta ya da Twitter’de neler oluyor diye bakıyoruz.

- Geçtiğimiz yıl ortalama arkadaş sayımız 191’den bu sene 219’a yükseldi ve Dijital Dünya’da 8. sıradayız. 

- Türk halkı Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerine sıklıkla giriyor. İnternet kullanıcılarının yüzde 36’sı her gün sosyal paylaşım sitelerinde geziniyor. 

***

20 yıldır gazetemizde karikatürleri yayımlanan İrvin Mandel’in Mozotros Ailesi’nden Judeo-Espanyol lisanına çevrilmiş bir seçki ‘La Famiya Mozotros’ başlığı altında Gözlem Gazetecilik ile Osmanlı-Türk Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi’nin ortak girişimi olarak yayımlandı.

Kitap dünyada bir ilk… Yaşatılmasına çalışılan Judeo-Espanyol lisanında oyun sahnelenebileceği, roman, şiir yazılabileceği, şarkı söylenebileceği, gazete yayımlanabileceği gibi karikatür de yapılabileceğini kanıtlamakta adeta.

Dünyada unutulmuş, unutulmaya bırakılmış pek çok lisan var. Judeo-Espanyol da bunlardan biri. İlginç olan dünyanın farklı bölgelerine dağılan Yahudilerin kovuldukları ülkenin dilini yüzyıllar boyu korumaları, kendilerini bu dilde ifade etmeleri.

Türkiye Yahudileri geçen yüzyılın başlarında ‘Alliance Israélite’in etkisi ile Fransızcayı benimseyerek İspanyolcayı ‘elit’ olmayan kesimin lisanı olarak görmüş, sonrasında da ‘Vatandaş Türkçe konuş’ politikasının bir sonucu olarak bu değerli mirasını terk etmiştir.

 İspanyolcanın dünyada en çok konuşulan üçüncü dili olduğu ve 500 milyon kişi tarafından ana dil olarak kullanıldığı gerçeği ne yazık ki zamanında değerlendirilemedi.

 Günümüzde de cemaat yetkililerinin konuya pek duyarlı yaklaştıkları söylenemez. Cemaat eski Başkanı Silvyo Ovadya’nın kişisel çabası ile bir dernek çatısı altında oluşturulan ‘Osmanlı-Türk Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi’ hali hazırda oldukça önemli bir desteği Şalom Gazetesi’nden sağlamaktadır. 

 Karen Gerson Şarhon’un keyif alarak gerçekleştirdiğine inandığım olağanüstü çevirisi ile İrvin’in çizimleri çok farklı bir tat kazanmış, bir çırpıda okuyuverdim. Gazetedeki çizimlerinden de tanıdığımız o ince mizahın altında ‘La Famiya Mozotros’ düşünce tarzımızı, olaylara bakışımızı, alışkanlıklarımızı, kültürel değerlerimizi gelecek kuşaklara taşıyor.

İrvin Mandel’in çizimlerini Facebook’ta arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz...

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1477