Batya Natan

‘Yılbaşı gecesi’

Eskilerden söz etmek çok sevdiğim bir konu değildir. Geleceğe yönelik projeler ise, yaşıtlarım için çoğu kez, kaygı içerir. Dolayısı ile yaşam coach’larının ağızlarından düşürmediği ‘anı yaşa’ felsefesi, başka seçeneğimiz olmadığı için yaşam şeklimiz haline dönüştü.

Her ne kadar eskileri dile getirmeyi çok sevmesem de, yitirilen değerleri kabullenmek bir o kadar zor geliyor.

Çevremdeki tanıdıkların evinde olduğu gibi, annemlerde akşam saat dokuzdan sonra telefon edilmezdi. Aynı şekilde de başkalarından gelmezdi. Tartışılacak tarafı olmayan bir görgü kuralıydı bu. Ayrıca gece geç vakit çalan telefonlar, genelde kötü haber içerirdi. Nitekim çocuk yaşlarımdan anımsadığım uygunsuz saatteki telefonlar, babamın işyerinde çıkan yangınların habercisiydi.

Çocuklarım büyüme yaşına geldiklerinde telefon konusundaki kural, bizde de geçerli oldu. Sadece biraz daha esnek davranarak, saati dokuz buçuk şeklinde belirledik. Daha geç arayanlara kızar, ‘bu çocukların anneleri babaları yok mu?’ diye söylenirdim.

Delikanlılar lise çağına geldiklerinde, telefonlar daha çok onlar için çalmaya başladı. Peşpeşe çalmaya başladığında eşim bazen kızar, ben ise, “bırak çalsın; bir evin yaşam göstergesidir” derdim. Bu arada kendimizi de korumaya aldım; odamdaki telefonu yok ettim. Nasılsa telefon çalınca çocuklar fırlıyordu.

Derken cep telefonları hayatımıza girdi. Önceleri, çalan ‘cep’lere ‘kapat kapat evden ara’ gibi bir tutum veya tutumluluk söz konusu oldu. Zaman içinde mertlik hepten bozuldu. Geçen gün dikkatimi çekti. Evde dört kişiydik. Kısa aralıklarla cep telefonlarımız çaldı. Herkes bir köşede konuşmasını sürdürdü. ‘Yeter artık’ diye söylendiğimiz ev telefonu artık nadiren çalıyor. Kimi gençlerin evlerine telefon dahi bağlamadıklarını duyuyorum. Sağlıklı mı, sağlıksız mı? Yanlış mı, doğru mu? Tembellik mi, teknolojinin zaferi mi? Karar veremiyorum.

***

Yeni yıl dileklerinin içinde mutlaka bir ‘mutlu/mutluluk’ sözcüğü vardır. Böylelikle dostlar sayesinde 1 Ocak gününü mutlu geçirdim. Gerçi benim için küçük mutluluklar hep değerli olmuştur. Sonbaharda hafta sonlarını Ada’da değerlendirdik. Uzun süren bir Kurban Bayramı tatili, ardından sağlık sorunları derken hiç sinemaya gidemedik. Yılbaşının ertesi günü yakınımızdaki sinemaya gittiğimde gördüğüm kalabalığa şaşırdım. Uzunca bir süre Almodovare’ın filmine gitmekte tereddüt ettik. Gerilim içerdiğini okuduğumdan daha neşeli olduğunu tahmin ettiğimiz ‘Yılbaşı Gecesi’ni seçtik. Kırmızı koltuklara oturup ekran karardığında başka bir boyuta geçtim. Sinema bana hep mutluluk katmıştır. Yılbaşı ertesi, New York’ta bir ‘Yılbaşı Gecesi’ni yaşamak çok hoştu.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1443