Konseri iptal edilen Erez'den Türk dostlarına "Selam"

Akbank Caz Festivali kapsamındaki konseri güvenlik nedeniyle iptal olan Itamar Erez ile müzik kariyeri ve Anour Brahem ile Ömer Faruk Tekbilek’e adadığı son CD’si ‘Hommage’ (İthaf) üzerine sohbet ettik.

Rina ALTARAS
29 Haziran 2011 Çarşamba

İsrailli kompozitör, piyanist ve gitarist Itamar Erez ve grubu Adama, Akbank Caz Festivali kapsamında, 24 Haziran Cuma akşamı bir workshop gerçekleştirmek, ertesi akşam da bir konser vermek üzere İstanbul’a gelecekti. Ancak program, güvenlik nedeniyle 24 saat kala iptal edildi. Şahsen bu bende ciddi bir kafa karışıklığı yarattı. Aylarca önce açıklanmış bir program neden 24 saat önce iptal edilir ki? İsrail-Türkiye ilişkilerinde o 24 saat içinde nasıl bir olay gelişti ki, Türkiye İsrailli sanatçılar için güvenli bir yer olmaktan çıktı?

Geçen haftanın olaylarına baktığımızda ise iki ülke yöneticileri arasında gerginlikten ziyade, Erdoğan’ın seçim başarısını kutlayan ve barış çubuğu uzatan Netanyahu’yu, ikinci bir Mavi Marmara vak’asının önlendiğini görüyoruz.

Hepimizin bildiği üzere son dönemlerde İsrailli sanatçı ve sporcular güvenlik nedenleriyle ülkemize gelemiyor. Hâlbuki sanatın en önemli işlevlerinden biri kültürler, halklar arasında köprü görevi üstlenerek iletişimi sağlamak değil mi? Bu bağlamda organizasyonları düzenleyen kurumların gerekli güvenlik önelemlerini alarak konserlerin gerçekleşmesini sağlamaları çok daha büyük anlam kazanıyor diye düşünüyorum.

Anlayacağınız Itamar Erez ve Adama’yı, içinde uluslararası sanatçımız Ömer Faruk Tekbilek’e de atfedilmiş bir eserin de yer aldığı, ‘Hommage’ CD’sinden eserleri seslendirecekleri konseri hayıflanarak dinleyemedik. Ama gene de size bu yetenekli İsrailli sanatçıyla yaptığımız söyleşiyi aktarmayı istedik.

Okuduğum kadarıyla anne ve babanız eklektik bir zevke sahip müzikseverlermiş. Bu da sizi doğal olarak etkilemiş. Ancak müzikle gerçekten ilgilenmeye, enstrüman çalmaya başlamanız nasıl oldu?

6 – 6,5 yaşları civarındaydım ve annem babamdan bana bir piyano almalarını istedim. Neden bilmiyorum. Neden özellikle ve ısrarla piyano, onu da bilmiyorum, hatırlamıyorum. Çok şanslıydım, çünkü annem babam hemen bir piyano aldı. Ve birdenbire iki kızkardeşim de dahil olmak üzere piyano dersi almaya başlar olduk.

Kızkardeşleriniz de müzisyen mi?

Hayır, ailede başka müzisyen yok.

Aile başına bir dahi çocuk yeter!

 (Gülerek) Aslında komikti. Aynı zamanda başlamıştık. Ancak birkaç ay sonra ben parçalar çalmaya başlamışken, kızkardeşlerim arkadan geliyordu. Sonunda dayanamayıp vazgeçtiler…

Almanya ve İngiltere’de aldığınız müzik eğitimi tamamen klasik müziğe dayalı. Dünya müziği olarak tanımlayabileceğimiz, şu an yaptığınız müziğin temelinde ise doğaçlama yatıyor. Klasik müzik eğitimi almış sanatçılar doğaçlama konusunda sorun yaşarlar. Sizin için nasıl oldu?

İlginçtir doğaçlama hep ‘içimde’ olan bir şeydi ve bunu gerek piyanoda gerekse sonra gitarda hep yaptım. Klasik müzik bestelediğim zaman bile önce doğaçlama çalarım ondan sonra notaya geçiririm. Londra ve Almanya’daki eğitimlerin ardından müzikte aradığımın tam olarak da kompozisyon olmadığını anladım. Sonuçta bir kompozisyon yaptığınızda bunu notaya döküyorsunuz ve çalması için bir müzisyene veriyorsunuz. Bu durum benim için dayanılmaz bir hayal kırıklığıydı her seferinde. Ben kendi müziğimi kendim çalmak istiyordum. Diğer taraftan güncel çağdaş klasik müzik beni temsil etmiyordu. Başka bir şey bulmam gerekti. Birkaç yıl beste yapmaya ara verdim. Ve ne tarafa yol alacağımı bekledim. Oldukça uzun ara verdiğim - 8 sene kadar- gitarı elime aldım ve çalmaya başladım, hem kendim hem başkaları için. Bu benim için çok yeniydi. Çünkü sonuçta bir besteci müziğin mutfağındadır, dinleyici ile doğrudan teması olmadığı gibi, hep kendisiyle baş başa çok yalnızdır. Dinleyiciyle karşı karşıya olmak beni çok mutlu etti ve ufak ufak her şey bir araya gelmeye başladı. Seyirciye çalmanın yanı sıra yalnızca entelektüel bir müzik yapmak istemediğimi, insanların duygularını derinden etkileyecek müzikler bestelemeyi arzu ettiğimi anladım. Bu doğrultudaki çalışmalarıma 2002 gibi Kanada’dayken başladım. Zaman içerisinde bir grup oluşturduk ve ilk kaydımız 2006 yılında yayınlandı. İşte o zaman “Evet işte yapmak istediğim bu: Bestelemek, doğaçlamalar yapmak, seyirci önünde çalmak ve kaydetmek” dedim.

‘Hommage’ başlıklı son CD’nizdeki eserleri dinlediğimde atıfta ve saygı duruşunda bulunduğunuz her müzisyenin ruhunu, tamamen kendinize ait bir yaklaşımla çok iyi yansıttığınızı düşünüyorum. Özellikle ‘Anour’ ve ‘Omar’ parçalarında…

Kesinlikle bu insanlardan ve müziklerinden çok etkilendim… Ömer Faruk Tekbilek ile uzun yıllar birlikte çalıştık. Kendisine adadığım parçayı Yunanistan’daki bir konserimiz esnasında kuliste tıngırdatıyordum. Ömer yanıma geldi ve “Ne kadar güzel” dedi, ben de ona yeni bir bestem olduğunu ve üzerinde çalıştığımı söyleyince, eseri çok beğendiğini ve istersem bana eşlik etmekten büyük keyif alacağını söyledi.

Şu an birlikte çaldığınız Adama grubundan önce gitarist Brian Gore ve arkadaşlarıyla da çalışmışsınız. Anladığım kadarıyla ‘çeyrek sesleri’ de çalabileceğiniz kendinize münhasır bir gitarınız var…

Evet, evet. Ömer Faruk ile müzik yaparken kesinlikle yapabilmem gereken şeylerden biri de,  batı müziğinde olmayan, doğu müziğine özgü olan ‘çeyrek sesleri’ çalabilmekti. Bunun için kendimce pratik bir çözüm buldum: gitarın sapına, istediğim zaman rahatlıkla çıkarabileceğim, çift taraflı bantlar koydum. Özellikle taksimleri çalarken bu çözümü kullanmak hem çok pratik hem de çok keyifli. Aslına bakarsanız oldukça yakın zamana, dört yıl kadar öncesine dayanıyor bu icadım…

Batı müziği eğitimi almış insanların kulak yapısı ‘well tempered’ bir sistemde duymaya alışkındır. Çeyrek ve aslında daha küçük aralıklar içeren doğu müziklerine nasıl adapte oldunuz?

Hayatımın büyük bir bölümünü İsrail’de geçirdim. İsrail ise başta Arap müziği olmak üzere çok farklı müzik türlerinin harmanlandığı bir ülke. Tüm bu sesler küçüklüğünüzden beri kulağınızda ve beyninizde. Dolayısıyla bu sesler ve müzikler benim için son derece tanıdık. Ancak henüz daha Türk müziğinin karmaşık yapısına tam olarak hakim değilim. Yavaş yavaş öğreniyorum. 

Türkiye’ye ilk gelişiniz değil. Türk dinleyicisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türk dinleyicisi çok sıcak ve keyifli. Şimdiye kadar hep Ömer Faruk Tekbilek ile çaldım. Ancak bu sefer kendi bestelerimi seslendirmek üzere grubum Adama ile geliyorum ve nasıl karşılanacağını merakla bekliyorum. Dolayısıyla oldukça heyecanlıyım. Gruptaki bazı arkadaşlarım ise ilk defa Türkiye’ye gelecek, onlar için ayrıca heyecan verici.

Önümüzdeki günlerde Caz Festivali kapsamında “Mujeres de Agua’- ‘Suyun Kadınları” adlı bir konser var. Konserin Akdenizli kadın solistleri Türk, Yunanlı, İsrailli ve İspanyol asıllı. Ne dersiniz bu konser de iptal olur mu?