Batya Natan

Benimle oynar mısın?

Bülent Ortaçgil’in şarkısını bilirsiniz: Su olsam, ateş olsam, / Göklerdeki güneş olsam / Konuşmasam, taş olsam, / Yine de oynar mısın benimle?, Güzel şarkıdır, çünkü sahicidir./ Biz yaştakiler, “benimle oynar mısın?” sorusunun ciddiyetini bilirler. Benimle zaman geçirir misin, hayallerini benimle paylaşır mısın, çocukluk anılarına benden bir şey katar mısın, demektir bu sorunun arkasındakiler...

Çünkü oynardık...

Deli gibi oyun oynardık sokakta.

Sabahları bebek arabalarımızla bebeklerimize hava aldırır ve günü planlarken, öğle saatlerine doğru bisiklete binip gölge yerler aramak; öğlende annemizin tek bir bakışıyla bütün bunlara veda edip istemeye istemeye eve girerdik. Erkekler misketlerini, kızlar evciliklerini birkaç saatliğine de olsa terk etmek zorunda kalırdı. Dörtten sonra yazın bir türlü serinlemeyen öğleden sonralarında evdekilerin uyumalarından yararlanıp gizlice bahçelere kaçardık.

Sonrası ver elini yakantop, istop, dokuz taş, sessek, lastik, ip atlama, gazoz kapağı yarışı, daha geç saatlerde kukalı saklambaç!

Geçen yaz bir deniz kıyısında evli bekar bir grup insan izinlerin çakışmasıyla bir araya gelmiştik.

Hepimiz neredeyse aynı yaş grubundan olduğumuz için, hadi artık eve, baban geldi; uyarısının yabancısı değildik. Bizim yaştakilerin eve giriş saati, babaların eve geliş saatiydi. Eve gelecek babaların çoğunun hayatta olmadığı yaşlarda ve eve giriş saati bile olmamanın tuhaf boşluğunda otururken içimizden biri, haydi yakantop oynayalım, dedi.

Etraftan bu çağrıyı duyan çocuklar boş boş baktılar, bu soru karşısında.

Güneşin altında sıcaktan kendinden geçmiş bir grup genç adam ve kadınsa doğruldu yerinden...

Olabilir miydi?

Hemen bir top bulundu.

On altı kişiydik, sekiz sekiz ayrıldık, hatta grupları oluştururken yuvarlak olup sayıştık. Çocuklar hala boş boş bakıyorlardı bize, kimse sayışmak nedir, tekerleme nedir bilmiyordu:

“Oooo piti piti, karamela sepeti, terazi lastik, jimnastik, biz size geldik, bitlendik.”

İşaret parmağını ağzında “Ooooo !” diye şöyle bir sallayan arkadaşımız işaret parmağıyla tekerleme ilerledikçe bizlere tek tek işaret ederek tekerlemenin bitiş anına denk gelen kişilerden birini kendi grubuna alıp diğerini karşı gruba göndererek grupları belirledi, sonra oyun başladı.

Sekiz kişilik gruplardan biri ortaya geçti, diğeri dörder kişilik iki gruba ayrılıp eşit mesafelerde ortadaki grubu aralarına alacak biçimde uzaklaştılar. Ellerindeki topla ortadaki kişileri vurmaya çalışıyorlardı. Eğer ortadaki kişilerden biri atılan topu tutarsa bie can kazanmış olacak, vurulup dışarı çıkan arkadaşını oyuna geri alabilecekti.

En küçüğü otuz yaşında olan arkadaş grubumuzla küçüklüğümüzdeki gibi can toplayıp bir o yana bir bu yana gelen toplardan kaçmaya çalışırken düşündüm:

Bu sebeple her zaman yan yanaydık işte!

Hayatımızın en sağlam, en güvenli, en kalabalık döneminde;  yalnızlık, güvensizlik ve sallantının ne olduğunu bilmediğimiz zamanlarda, birine güvenmenin, onunla birlik olmanın, zaman geçirmenin, sır paylaşmanın ne demek olduğunu öğrenmiştik.

Oyunun kurallarını kimseye hatırlatmaya gerek yoktu. Herkes hayatın içinde de tıpkı oyunda olduğu gibi ne zaman, nerede olması gerektiğini biliyordu çünkü. Herkes düğünlerin, doğumların, kayıpların, hastalıkların, ne olursa olsun hayat denen bu hazinenin her şeyden daha değerli olduğunun farkındaydı.

Ve en önemlisi birbirinin...

Çünkü birinin “Benimle oynar mısın?” diye soru sorduğu biri artık hiçbir zaman onun hiç kimsesi olmazdı.

Benimle oynar mısın, diye soru sorduysanız birine, bir oyun dahi bile oynadıysanız, yaşamın neresinde karşılaşırsanız karşılaşın, ona güvenir, onunla sohbet edersiniz. Onunla konuşmadan bile anlaşırsınız.

Onunla oyun oynamışsınızdır çünkü.

Onunla hayatın en değerli zamanını, çocukluğunuzu paylaşmışsınızdır.

Bütün adamların amca, bütün kadınların teyze olduğu o savunmasız dönemde, aynı insanlara amca, teyze demiş, aynı ipte atlamış, aynı saatte eve girip aynı yemeği yemekten kaçmış, aynı baloncudan balon almış; adına kader denebilecekse onu paylaşmışsınızdır.

Benimle oynar mısın, sorusunun önemini bilenler, hayatın değerini de bilirler.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1307