Fenerbahçe ve Oligopoli

Spor Toto Süper Lig sona erdi ve sezonu ilk sırada bitiren Fenerbahçe oldu. Dikkat ettim, Şampiyonlar Ligi ne zaman konuşulmaya başlanacak, ne derece tutarlı tahminler yapılacak; aynı tas aynı hamam. Bu insanlar mağarada fener tutarak yön bulmaya çalışanlar; her zaman tek bir hedefe odaklanıp, hiçbir zaman tüm resmi göremeyenler.

Cem MENASE Spor
8 Haziran 2011 Çarşamba

 24 saat geçti, yazılı ve görsel medya atıp tutmaya başladı; “Fenerbahçe’nin bu sezon Avrupa’da çok ileriye gitmesi bekleniyormuşmuş.”

Bir takımın bu tarz bir organizasyonda başarı sağlayabilmesi için belirli özelliklerinin sağlam olması gerekir. Tesadüflere fırsat vermeyecek bir formatı var Avrupa kupalarının. Lig usulü olması, hem içeride hem deplasmanda maç yapılması, ardından eleme usulü oynanması gibi faktörler oyuncu grubunu ve teknik heyeti kriz yönetiminden istikrara kadar birçok testten geçiriyor. Bunları en fazla kadrosunda barındıran da zaten her sene yarı finalde görmeye alıştığımız takımlar.

Şimdi neden Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olma ihtimalini çok zor görüyorum, bundan bahsedeyim. Başarıya etki eden doğrudan ve dolaylı etkenler var. Bunların çoğu konuşulsa da birini ne duyuyorum ne okuyorum son yıllarda. O da ligdeki üst sıralara oynayan takımın azlığı. Bursaspor şampiyon olduğundan beri rekabetin tavan yaptığını düşünen bir zihniyet oluşmuş durumda. Bunu ekonomideki tam rekabetçi piyasa ile oligopoli arasındaki farktan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım.

Örnek olarak, bu kulvarda belli bir istikrar sağlamış İngiltere’yi alalım. İngiltere Premier League’de son 40 senede şampiyon olmuş takımlar:

Arsenal, Derby Country, Liverpool, Leeds United, Nottingham Forest, Aston Villa, Everton, Manchester United, Blackburn Rovers, Chelsea

Ligde yer alan 20 takım arasından on takımın şampiyonluk görmesi, bir başka deyişle yüzde 50’lik bir başarı oranı, rekabeti artırıyor.

Buna karşın Süper Lig’de son 40 yılda şampiyonluk gören takım sayısı 5: Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor. On sekiz takımlı ligimizin şampiyonluk gören takım oranı yaklaşık yüzde 27.

Bu neye yol açıyor?

Ekonomideki iki çeşit pazar türünden bahsedeceğim. Biri gerçekte hiçbir zaman var olamayan tam rekabetçi sistem, diğeri ise oligopoli.

Tam rekabetçi sistemde:

• Pazar üzerinde gücü bulunan bir firma yoktur. Tüm firmalar eşit ve nötr etkiye sahiptir.

• Çok fazla alıcı ve satıcı vardır.

• Piyasaya giriş-çıkış kolaydır.

• Fiyatlar herkes tarafından bilinir ve bir düzen vardır.

• Benzer ürünler satılır.

Buna karşın oligopolide:

• Pazardaki bazı firmaların piyasa üzerinde gücü vardır, fiyatlar belirleme avantajları bulunur.

• Az satıcı vardır.

• Yeni firmaların piyasada söz sahibi olması zordur.

• Fiyatlarda tam rekabetçi sistem kadar net bir düzen yoktur; daha değişkendir.

• Ürünler benzerlik gösterebilir de göstermeyebilir de.

Örneğin; Amerika’daki operatörleri buna örnek olarak gösterebiliriz. AT&T, Verizon Wireless, T-Mobile ve Sprint Nextel tüm piyasaya hakim durumda ve yukarıdaki özelliklere sahipler.

Futbola dönersek; bizim ligimizi oligopoliye benzetiyorum. İngiltere ise görece tam rekabetçi sisteme daha yakın.

İngiltere liginde son 40 yıldaki başarılı olan takımlarının fazlalığı piyasaya hükmeden takım sayısını artırıyor ve aralarında belli bir denge oluşuyor. Buna karşın Süper Lig’deki beş takımın şampiyonluk görmüş olması lige ne derece bir ağırlık koyduklarını ortaya koyuyor.

İngiltere’deki bu rekabet, seyirci miktarını da çok üst seviyelerde tutuyor. Halk takımlarından daha fazlasını umabiliyor ve desteğini hiç çekmiyor. Bizde ise 5 takımın hükmü diğer şehirlerdeki insanları da o beş takım arasından birini desteklemeye itiyor, bu da o takımlar haricindeki maçlara talep olmamasına yol açıyor.

Premier League’de yeni takımların şampiyonluğa oynama olasılıkları bize oranla çok daha yüksek görünüyor.

İngiltere’deki takımların bize göre daha denk olması oyuncuların piyasa değerlerine de yansıyor. Oyuncuların değerleri arasındaki fark bize göre çok daha az.

İngiltere’deki oyuncuların kalitesi arasında uçurum yokken Süper Lig’dekilerde ciddi farklar bulunuyor.

Bütün bu etkenler ligin ve takımların kalitesini belirliyor. Bir pazar ne kadar rekabetçiyse ortaya o kadar kaliteli ürünler çıkar. Takipçi sayısının fazlalığı onları daha iyi ürünler ortaya çıkarmaya iter. Aynı şekilde ligin rekabet seviyesi ile o takımların ekonomik ve sportif gücü arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu da Şampiyonlar Ligi’ne yansır.

Bu sebeple ligimizdeki rekabetin azlığının Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nde büyük iddiası olmamasına ittiğini ve bu değişmedikçe de iteceğini düşünüyorum.