Batya Natan

Bir masal düğünü

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu yazıyı geçen haftaki gazete için kaleme almıştım. Ancak pazartesi akşamı  Soykırım’ı anma törenine katılınca, konu ivedilik kazandı. Dolayısıyla yazı bu sayıya kaldı.

Bu haftaya damgasını vuran iki olay yaşadım. Çok önemli olduklarını sanmayın. Küçük veya büyük mutluluklar için fazla çaba sarfetmek gerekmiyor. Birincisi aylardır konuşulan ve nihayet geçtiğimiz cuma günü gerçekleşen kraliyet düğünüydü. İkincisi ise metroda izlediğim bir müzisyen. İngiltere tahtının ikinci varisi Prens William ile halkın gönlünde şimdiden yer etmiş güzel Prenses Kate‘iyi günde-kötü günde, sağlıkta ve hastalıkta’ diyerek yüzlerce konuk önünde yemin ettiler.

Beklenen diğer görkemli an ise genç çiftin sarayın balkonunda halkı selamlayıp, birbirlerini öpmeleriydi. Kırmızı halının üzerinde çift atlı saltanat arabasıyla törene gelen dük ve düşes, düğün sonrası arkasında ‘yeni evliler’  yazan arabalarıyla yola çıktılar…

Tabii böylesi bir olay tüm dünya basınını günlerce meşgul etti. Düğünün ertesi günü bizim gazeteler de haliyle boy boy resimler ve röportajlarla olayı sayfalarına taşıdı. Konuyla ilgili görüşü alınan adını anımsamadığım bir sanatçı: “İnsanların masalımsı bir olay için televizyonun önünde kilitlenmelerini anlamıyorum” diyordu. Ama gerçek şu ki, insanların masallara ihtiyacı var. Yaşamın kısır döngülerinden sıyrılmak için sıra dışı güzelliklere tanıklık etmek çok hoş. Kısa süre için de olsa tarihle çağdaşı aynı anda yakalamak güzel bir duygu. Öyle veya böyle 29 Nisan’da asrın düğünü yaşandı.

***

Baharla kış iç içe bir dönem yaşıyor. Ne soğuk ne sıcak; güneş ışınları kendine çıkacak yer arıyor. Dostlar sormaya başladı bile. ‘Ada’ya gidiyor musunuz?’ Henüz şehirdeyiz. Kraliyet  düğününün başladığı saatlerde, Levent’e gitmek üzere metroyu kullanıyorum. Yeraltında bambaşka bir dünya var. Bitmez tükenmez yürüyen merdivenleri kullanırken kulağıma ilginç bir müzik sesi geliyor. Sokaktan mı, içerden mi kestiremiyorum. Aşağı inip koridorda yürümeye başlayınca, ses de yakınlaşıyor. Müzik çok etkileyici. Sonra küçük bir tabureye oturmuş delikanlıyı görüyorum. Elinde kanun; çalıyor. Tınılar gidip geliyor. Bir türlü önünden ayrılmak istemiyorum. Bu kısa anlar insana hem büyük mutluluk katıyor, hem de en seviyeli konserler kadar haz veriyor.

***

Nişantaşı’ndaki bir AVM’nin içinde bulunan sinemanın 19:00 seansı müdavimlerindenim. Bir müddettir eşimle bu seansın bize çok uyduğuna karar verdik. Sinema çıkışında da istersek hala bir şeyler yapmak için vaktimiz oluyor. 19:00 seansında çoğunlukla yaşıtlarıma rastlıyorum (50+). Ayrıca en çok tanıdığa rastladığınız saatlerdir. Zira siz içeri girmeyi beklerken, 17:00 seansından çıkanları görürsünüz. Genelde bir veya iki üst yaş grubundandırlar (70+). Selamlaşır, hal hatır sorarız. Sonra da işin en sevdiğim bölümüne sıra gelir. Aralarından iki-üç tanesi yaklaşır, ‘Gazetede önce seni okuyoruz’ derler… Biz filmden çıkarken de 21:30 seansına girecek olanlara rastlarız (35+). Onların arasında da bildiklerimiz çıkar. Doğrusu sinemaya gitmek büyük keyif.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1489