Yom Aşoa’nın Pesah Bayramı ile başlayıp, Yom Hazikaron / Yom Haatzmaut ile sona eren iki haftalık dönemin ortasında durması bir tesadüf olmasa gerek. Bu dönem kolektif bellek tarafından Yahudi tarihine kazılmış. Tıpkı Mısır’dan çıkışın bir sederi, olayların yeniden ve bıkmadan anlatılmasını hak ettiği gibi, Holokost da benzer bir anmayı hak ediyor

" />
Batya Natan

6 MİLYON İNSAN ve Bir Şoa Agadası Denemesi

Yom Aşoa’nın Pesah Bayramı ile başlayıp, Yom Hazikaron / Yom Haatzmaut ile sona eren iki haftalık dönemin ortasında durması bir tesadüf olmasa gerek. Bu dönem kolektif bellek tarafından Yahudi tarihine kazılmış. Tıpkı Mısır’dan çıkışın bir sederi, olayların yeniden ve bıkmadan anlatılmasını hak ettiği gibi, Holokost da benzer bir anmayı hak ediyor

6 MİLYON İNSAN ve Bir Şoa Agadası Denemesi

“Yahudi takviminde, gök kubbe altında var olan her şey için özel bir gün vardır: Kötü talih için bir gün, pişmanlık için bir gün; bayram için bir gün, oruç için bir gün; Exodus’u bir kez daha sahneye koymak için bir gün, Sürgün’ü yeniden yaşamak için bir gün… Geçmişi anma ve ondan ders çıkartmak adına düzenlenmiş bütün bu karmaşık yapıda kızgınlık için bir gün var mı? Kızgınlığın ifade edilemediği bir yaşamda, Tora’da da söylendiği gibi, ‘Tanrı’yı tüm kalbimizle ve ruhumuzla’ sevebilir miyiz? Anlaşmanın yerine getirilmemiş yönlerini dile getirmeden, Tanrı ile İbrani halkı arasında akdedilmiş mutabakatı olumlayabilir miyiz? Ne kadar sağlam olursa olsun, bir evlilik, yaşanmış hayal kırıklıklarının ifade edilememesi veya olası bir ihanete tepki verilememesi üzerine dayandırılabilir mi?

Bu anlamda “Ve Sinai’da Tora’yı aldık” ifadesi ile imza altına alınan kutsal akit, Jacob Glatsten’in hatırlattığı gibi  “…ve Lublin’de”, Majdanek Ölüm Kampı’nın gölgesinde, “onu geri verdik…” sözleri ile hayal kırıklığı ve ihanetle yoğrulur. Yom Aşoa, anlaşmanın koptuğu, şartlarının yerine getirilmediği günlerin anısıdır. Yom Aşoa, Tanrı’ya karşı duyulan kızgınlık gününün anısıdır…”

GECE SÖZLERİ

‘Gece Sözleri – Bir Şoa Agadası Denemesi’ son birkaç senedir Neve Şalom Sinagogu’nda okunuyor. Holokost’un yarattığı travmayı ve Yahudi halkının başından geçenleri benzersiz şekilde yorumlayan bu metnin önsözünden yaptığım alıntı, uzun ve yıpratıcı bir muhasebenin bizleri nerelere savurabileceğini fısıldıyor kulaklara…

‘Gece Sözleri’ bir tespit ile başlıyor ve yeni bir referans tanımlıyor.

“İlk başta Soykırım vardı. Bu yüzden yeniden başlamamız gerekir. Yeni bir Talmud yaratmalı ve yeni midraşları derlemeliyiz, tıpkı hurbandan, yani ikinci Bet Amikdaş’ın yıkılışından sonra yaptığımız gibi. Bunu yapma nedenimiz, yeni başlangıcı belirtmekti: o zamana dek tek bir yaşam biçimimiz vardı; o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı…”

Daha önceleri de Bene İsrail benzer bir yol ayırımına gelmişti. Günah dolu tekliflerle karşılaşmış, rahipleri ve bilgeleri susturulmuş, Tanrı’nın varlığı Kudüs’teki mabetten çıkarılmıştı. Bu felaketten kurtulanlar ne yaptılar? Yaşanan felakete kendini uzak hisseden bazıları gündelik yaşantılarına devam ettiler. Ancak diğerleri, o yıkımı, inançlarının amacı haline getirdiler. Harap olmuş Tapınak Tepesi’ne çıkarak yakardılar. Bazı başkaları ise, basitçe Yahudilikten kopup gittiler.

Holokost’u Yahudi kültürüne egemen bir pota, takvimdeki her günü, tutulan ulusal yasın bir dönüm noktası haline getirmekten ziyade, Yahudi kültürünü, felaketlerle de yoğrulmuş olsa, bütün bu olaylarla anlam bulan birleştirici bir öğe haline getirmek hem tercih edilen hem de doğru olandır. Bu yaklaşım ikinci tapınağın yıkılışından sonra bazı Rabiler tarafından uygulanmıştır. Bu bilgeler, inançlarına yapılan saygısızlığa halkın gönlünde oluşan tepkiyi gerilere, büyük kutsiyetin kaynağına yönlendirmeyi bilmişlerdi

Nasyonal Sosyalizmin ırkçı ideolojisi mi daha çok Yahudi düşmanıydı, yoksa ikinci tapınağı yıkıp Eretz Yisrael’deki Yahudi varlığına son veren Roma İmparatorluğu mu? Ya da, daha gerilere gidecek olursak, İbranileri köle olarak çalıştıran Firavunlar mı?

PESAH İLE GELEN DİRENİŞ İLHAMI

Varşova Gettosu’nda Almanların çizmeleri altında ölüp gitmektense, kaderlerini elleri arasına alanların direnişlerini anmadan devam etmek doğru değil. Onlar, kendilerini özgürlüklerine kavuşturacakları yola, anlamlı bir dönemde, Pesah Bayramı’ndan hemen önce (14 Nissan – 19 Nisan 1943 ) çıktılar. Özgürlüğün bayramı Pesah mutlaka o bir avuç gence ilham vermiş, atalarının Mısır’dan çıkarken çektikleri acılar, kendi acılarını dindirmede yol gösterici olmuştu. Peki, başardılar mı yoksa başaramadılar mı? Sayıca ve donanımca çok daha güçlü olan Alman kuvvetlerine direnebilmekti, dünyaya ama daha da önemlisi Yahudi halkına bir mesaj vermekti, amaçları. Yoksa gettodan sağ çıkmak gibi bir planları yoktu. Sonuna kadar direnmek ve direnerek özgürce ölmekti arzuları… Bu insanlık gururunu ayaklar altına alanlara, düşmanlığı, ırkçılığı kendilerine bayrak yapanlara, onlara sessiz kalarak destek olanlara, gettolarda ve kamplarda, Rus steplerinin diplerinde neler olup bittiğini bilip de bilmezden gelenlere, bir başkaldırıydı

Dolayısı ile “Diyaloglar, sesler ve yönetilebilen bir kızgınlık. Bütün bunlar Pesah sederinde var olan öğeler. Yom Aşoa’nın Pesah Bayramı ile başlayıp, Yom Hazikaron / Yom Haatzmaut ile sona eren iki haftalık dönemin ortasında durması bir tesadüf olmasa gerek. Bu dönem kolektif bellek tarafından Yahudi tarihine kazılmış. Tıpkı Mısır’dan çıkışın bir sederi, olayların yeniden ve bıkmadan anlatılmasını hak ettiği gibi, Holokost da benzer bir anmayı hak ediyor”. Aile ile, arkadaşlarla, toplumun bir araya gelmesi ile hep birlikte okunacak Gece Sözlerini…

Benzersiz ve öncesiz olma özelliği ile Yahudi belleğine kazılmış, ya da aynı özellikleri nedeni ile antisemitizmin tepe noktası olmuş Holokost süreci. 

Benzersiz ve öncesiz çünkü, hiç o kadar ayakkabı, tarak, saç, protez, gözlük, bavul daha önce bir araya gelmemiş, dağlar oluşturmamış. Onlar masum insanların katledilişlerine tanıklık yapmışlar; onların özel olan her şeylerinin, anılarının bile ellerinden alınışına sessizce katlanmak zorunda kalmışlar.

Benzersiz ve öncesiz çünkü, insanlar toplama kamplarına girmelerinden itibaren isimsiz oluyorlardı. Onlar, kollarına dağlanan bir numaraya indirgeniyorlardı. Sarı Yıldız takma zorunluluğu ile başlayan bir yolun son durağıydı ‘markalanma’… Yalnız kollara değil, yüreklerin taa dibine dek giden benzersiz bir acının, aşağılanmanın kaydıydı bu.

Onun içindir ki Elie Wiesel  “İlk önce Holokost vardı”  der.

Benzersiz ve öncesizdir Holokost çünkü, ilahi düzeni yerle bir etmiş, Yahudi öğretisini kendisi ile ikileme sokmayı başarmıştır.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
603