Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Sinema maratonu başlıyor

Geçen yıl 150 bin izleyiciyle Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali, 30. yıldönümünü kutluyor. 21 bölümde 256 yönetmenin 231 filminin yer aldığı zengin programda 52 ülke sinemasından örnekler var.

Sinema maratonu başlıyor

Prestijli festivallerde yarışmış, ödül almış filmlerin yanında, ülkemizde vizyon şansı olmayan sinema ürünleri İstanbullu sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Festivalde dört İsrail filmi gösterilecek. Scander Copti İnsan Hakları Yarışması’nda jüri başkanlığı yapacak. Claude Lanzmann “Shoah”ı anlatacak

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali’nin otuzuncusu, 2-17 Nisan tarihleri arasında yapılacak. Geçen yıl 150 bin izleyiciyle yine Türkiye’nin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali’nin programı her zaman olduğu gibi oldukça zengin.

Bu yıl 21 bölümde 256 yönetmenin 231 filmi yer alıyor. 52 ülke sinemasından örnekler, Cannes, Berlin, Venedik gibi prestijli festivallerde yarışmış veya ödül almış filmler, az bilinen üçüncü dünya ülkelerinden bizde ticari gösterim şansı bulunmayan sinema ürünleri, İstanbullu sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Bu yıl festival programında dört İsrail filmi var. İçlerinde en önemlisi, “Kelebek ve Dalgıç” başyapıtıdan tanıdığımız Julian Schnabel’ün yönettiği, uluslararası bir oyuncu kadrosuna sahip “Miral”.

“Dünya Festivalleri”nden bölümünde İsrail-Filistin ortak yapımı, 9 yönetmenli “Kahve-Gerçekle Hayal Arasında / Cafe – Bein Metziut Ledimion”u izleyeceğiz.

NTV Belgesel Kuşağı’nda iki İsrail Akademi Ödülü sahibi, Doron Tsabari’nin “Devrim Dersleri / Hamadrich Lamahapecha” var.

Avrupa Konseyi ve Eurimage işbirliğiyle verilen Avrupa Konseyi Sinema Ödülü kamuoyunda duyarlılık ve bilinç uyandıran filmler yarışacak.

Aralarında, ünlü İsrailli yönetmen Eran Riklis’in “İnsan Kaynakları Müdürü / Shlihuto Shel Ha’memuneh Al Mash’ Abei Enosh” 2010’da çeşitli festivallerden ödülle ayrıldı.

Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nın jüri başkanlığını, geçen yıl bu bölümün galibi “Ajami” filminin iki yönetmeninden biri olan Scandar Copti üstleniyor. İstanbul Film Festivali’nin yetiştirdiği sinefiller arasında, sinemacılığı kariyer olarak seçen ünlülerin seçtikleri 19 film arasında Claude Lanzmann’ın “Shoah”sı var. 30. yıl özel bölümü Film Gibi 30 yıl için Derviş Zaim’in seçtiği dokuz saatlik “Shoah”nın festivalde iki saatlik versiyonu gösterilecek.

Geçen yıl Fransız Kültür’ün bir etkinliği için şehrimize gelen Claude Lanzmann, festivalin konuğu olarak, 10 Nisan Pazar günü saat 14.00’te, ilk gösteriminin üstünden 25 yıl geçmesine rağmen öneminden hiçbir şey kaybetmeyen, bir anıt niteliğindeki efsane filmi konuşmak üzere “SALON”da hazır bulunacak.

Bu yazımda,  sınavda sorulan sorulara bildiği yerden yanıtlamaya başlayan öğrencilerin yaptığı gibi öğrenciler gibi, evvelce izlediğim, rahatlıkla önerebileceğim filmlerden bahsedeceğim.

CANNES FİLMLERİ

İstanbul Film Festivali programında yer alan filmlerin dokuzu son Cannes Film Festivali’nde ödül alan veya yarışan filmler. 30. festival yazılarıma evvelce gördüğüm bu 9 filmle başlayacağım.

İçlerinden en beğendiğim film İngiliz Mike Leigh’in “Ömrümüzden Bir Sene / Another Year”i. Evli bir çiftin hayatını bir yılın dört mevsimi süresince takip eden film, arkadaşlık, sevgi arayışı, dostluk, mutluluk üzerine özel şeyler söylüyor. Kişisel filmler yapmayı sürdüren yönetmen bu insancıl ve samimi filmiyle yalnızlık üzerine adeta bir senfoni yazmış. İncelikli, zarif ama hüzünlü bir mizah duygusu içinde filmde iletişimsizlik sorunu yaşayan beş mutsuz ve yalnız insanın dramı anlatılıyor. Bu insanların ortak özellikleri yalnızlıklarını alkole sarılarak unutmaya çalışmaları.

Yılın en iyi 10 filmi listelerine giren “Ömrümüzden Bir Sene”nin başrol oyuncusu Lesley Manville bu filmdeki rolüyle 2010’da ABD Ulusal Sinema Kurulu tarafından verilen En İyi Aktris Ödülü’nü kazandı.

“Kanunsuzlar / Hors La Loi” Fransızların Cezayir soykırımını anlatan bir film olarak Cannes’da çok gürültü koparmıştı. Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı Fransız sinemasının tabu konuları arasında sayılıyor. Zira Fransızlar Cezayir’de bir soykırım gerçekleştirdiklerini kabullenmeye yanaşmıyorlar. Hele son Oscar adaylığına “Les Hommes et Les Dieux” yerine “Kanunsuzlar”ın Yabancı Film Oscar’ı için aday gösterilmesi Fransa’yı derinden yaralamıştı.

Cezayir asıllı auteur Rachid Bouchareb’in Fransız politikacıların öfkesini çeken destansı filmi Fransız hakimiyetindeki Cezayir’in bağımsızlığıyla sonuçlanan olayları arka plana yerleştiriyor. 1925’ten 1962’ye uzanan film, evlerini kaybettikten sonra dünyanın dört bir yanına dağılan üç kardeşi izliyor.

Fransızlar Cezayirli mukavemetçilerin örgütlenmesini “Kanun Dışı” buldukları için, filmin orijinal ismi ironik bir şekilde Fransız görüşünü yansıtıyor. Film, İtalyan Guilo Pontecorvo’nun unutulmaz başyapıtı “Cezayir Savaşı”ndan bu yana, bu konuda yapılmış en ciddi, en kapsamlı çalışma.

Güney Koreli Lee Chang Dong’a Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandıran “Şiir / Poetry” 2010 yılının en dokunaklı filmlerinden. Eski Kültür Bakanı ünlü yönetmen Lee Chang Doug, küçük bir banliyö şehrinde yaşayan ve şiir yazmayı öğrenen yaşlı bir kadının öyküsünü mükemmel bir sinematografi eşliğinde anlatıyor.

Kocasının ölümünün travmasını göğüslemeye çalışan kadının, 15 yaşındaki torununun bir insanlık suçu işlediğini öğrenmesiyle dünyası yıkılıyor. Modern hayatın insanları nasıl zorladığını da anlatan filmde, büyükannenin insanlar ve teknoloji tarafından rahat bırakılmadığına tanık oluyor, bu rolde devleşen Yun Jung Hee’ye Cannes da En İyi Aktris Ödülü’nün verilmemesine şaşıyoruz. Jüri Cannes’dan eli boş gönderdikleri Abbas Kiarostami’nin, başrol oyuncusu Juliette Binoche’u ödüllendirerek, adeta gönlünü alıyordu.

CANNES ÖDÜLLÜ İKİ FİLM

Cannes’da En İyi Aktör Ödülü’nü Javier Bardem ile paylaşan İtalyan Elio Germano “Hayatımız / La Nostra Vita”da yönetmen Daniele Luchetti ile “Kardeşim Tek Çocuk”tan sonra tekrar biraraya geliyor. “İşçi Sınıfı Cennete Gider” başyapıtını anımsatan “Hayatımız” bir işçi ailesinin hikâyesini duygusal bir biçimde ele alıyor.

Günümüzün toplumsal sorunlarını, sınıf farklılıklarını sosyal açıdan eleştiren filmin konusu Roma banliyölerinde inşaat sektörü içinde geçiyor. Hiçbir sosyal güvencesi olmadan, boğaz tokluğuna çalışan göçmen işçiler, sistemin dişlileri arasında ezilen inşaat işçileri, küçük insanlar senarist-yönetmen Luchetti tarafından iyi gözlemlenmiş. Taptığı karısının kaybıyla travma geçiren basit bir insanın çocukları için verdiği mücadeleyi, Elio Germano müthiş performansıyla inandırıcı kılıyor. Karısının sevdiği şarkıyı, ölümünden sonra tek başına söylerken yaşadığı isyanı izlerken gözleriniz dolacak.

Cannes’da ilk kez yarışan Çad sineması “Haykıran Adam / Un Homme Qui Cri” ile Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oldu. Afrika’nın bu sancılı ülkesinde bitmek tükenmek bilmeyen iç savaşından çok çekmiş bir sanatçı Mahamat-Saleh Haroun, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak senaryosunu yazdığı filmde, umudunu yitirmiş ülkesinden ve baba-oğul sevgisinden söz ediyor.

Dokunaklı hikayesi ile film günümüzde iç savaşın pençesindeki Çad’da geçiyor. Filmi bu savaşın mağduru bir baba-oğul üzerinden anlatan Haroun, umutsuz bir barış çığlığı atıyor. “Haykıran Adam” bir savaş filmi değil. Kendi kaderine sahip çıkmayan insanların kara yazgıları ile ilgili bir film. Eski yüzme şampiyonu baba Adam gerillalara ya para ödeyecek ya da bir yakınını savaşa yollayacaktır. Sepetli motosikleti ile cepheye yaptığı yolculukta, ağır yaralı olarak bulduğu oğlunu eve getirebilecek midir?

Nikita Mikhalkov’un tam 16 yıldır beklenen filmi “Güneş Yanığı 2 / The Exodus-Burnt by the Sun 2”, üçlemenin ikinci bölümü olarak festival programında. 1994 yapımı Oscar Ödüllü “Güneş Yanığı”ndan beş yıl sonrasından devam eden filmde, Mikhalkov’un canlandırdığı kahramanımız Alboy Kotov, ilk filminin sonunda idama mahkum edilmesine rağmen kurtulmuş, 2. Dünya Savaşa’nda cephede savaşmaktadır.

Bugüne kadar çekilmiş en pahalı Rus filmi olan “Güneş Yanığı 2” Stalin dönemine ciddi bir eleştiri getirmeyi sürdürüyor. Bu ırmak filmin birinci bölümün başarısını yakalayamadığını belirtelim.

ÜÇ GÖRKEMLİ CANNES FİLMİ

Son Cannes Festivali’nin en keyifli, en eğlenceli, en “kendini iyi hisset” filmi ünlü İngiliz yönetmen Stephen Frears’ten geliyordu. Yarışma dışı gösterilen “Tamara Drew”da keder yok, aşk ve eğlence var.

“Tehlikeli İlişkiler” ile ünlenen, “Kraliçe” ile hayranlığımızı kazanan 69 yaşındaki yönetmen bu toplumsal eleştirisi ile komedi türünde de başarılı olabileceğini kanıtlıyor. Bu renkli insan portreleri resmi geçidinde toplumunun çeşitli sosyal sınıflarına mensup insanlar üzerine ilginç tespitler yapılıyor.

Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden Kim-ki Young’un 1960’da çektiği “Hizmetçi / The Housewaid’in” İm Sang So tarafından yeniden çevrimi, pembe dizilerin rahatsız edici görsel estetiğe sahip, erotik gerilim formuna bürünmüş toplumsal taşlama, şaşırtıcı bir aile dramı.

Bir çocuklu zengin bir burjuva ailesinin yanında hizmetçi olarak çalışan Eun-yi, aile reisi erkeğin metresi olunca evin bütün dengeleri alt üst olar. Evin diğer hizmetçisi olup bitenleri evin hanımına anlatınca, hamile kadın kıskandığı kocasını muhafaza etmek için, annesinin işbirliğiyle, hizmetçiyi ortadan kaldırmaya çalışır. Bu stilize melodram, sınıf farklarına, toplumsal sorunlara ince bir eleştiri getiriyor.

Kariyerini ABD’de sürdüren tanınmış İngiliz belgesel ustası Lucy Walker iki ayrı belgesel ile festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. Uzmanları ve dünya liderlerini konuk ederek nükleer silahların yarattığı tehlikenin korkutucu bir manzarasını gözler önüne seren “Geri Sayım / Countdown to Zero” ve bol ödüllü “Çöplük / Wasteland”.

Cannes Festivali’nde ilgi odağı olan Walker’in basın konferansında, Ürdün Kraliçesi Nur ile CIA’den uzaklaştırılmasıyla adını duyuran Valerie Plame Wilson’u izleme fırsatını bulmuştum. Japonya’daki deprem felaketinden sonra dünyayı tehdit eden nükleer tehlike ile gündeme cuk oturan “Geri Sayım”ı takdim etmek için Lucie Walker İstanbul’a gelecek.

KAÇIRILMAYACAK FİLMLER

30. festivalin kaçırılmayacak filmler listesine sinema klasiklerini almıyoruz.

1. Ömrümüzden Bir Sene – Mike Leigh

2. Tamara Drew – Stephen Rears

3. Daha İyi Bir Dünyada – Susanne Bier

4. Kanunsuzlar – Rachid Bouchareb

5. Kadın İsterse – François Ozon

6. Bir Ayrılık – Ashgar Farhadi

7. Küçük Beyaz Yalanlar – Guillaume Cantet

8. Hayatımız – Daniele Luchetti

9. Miral – Julian Schnabel

10. Şiir – Lee Chang-Dong

11. Torino Atı – Bela Tarr

12. The Conspirator – Robert Redford

13. Hizmetçi – Sang-So Im

14. Copacabana – Marc Fitoussi

15. Aşk Suçu – Alain Corneau

16. O Ağacın Altı – Zang Yimou

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın