Gönlüm Çanakkale’de kaldı

Köşe Yazısı
29 Aralık 2010 Çarşamba

Vladi BENBANASTE


Eveeet, Çanakkale’den döneli çok oldu, ama bu yazıyı sizlere iletmeye ancak fırsat buldum. Gündemden düştü diyemezsiniz, her zaman güncel, her zaman geçerli bir konu olduğu için sizlerle paylaşmakta fayda gördüm. Yine geziyoruz Çanakkale’de, cumartesi sabahı sinagoga da gittik, “meşhur ve özel” Şabat kahvaltımızı da ettik, etraftakiler ile sohbet ediyoruz… Herkesten küçük küçük notlar, bilgi kırıntıları, minik hikâyeler topluyor ve sizler için derliyorum. Bir dönemin tarihine tanıklık edenlerin ağızlardan, yorumsuz, sohbet formatında, sahibinden birinci el…

“Çanakkale’de çok güzel günlerimiz oldu, ama çok zor günlerimiz de oldu…  60’ların sonlarında çok zor günler geçirdik. Daha önceki zamanlarda da olaylar yaşadık hep bir olaylar oldu buralarda. Şimdi bize sorsanız ‘O günlere dönmek ister misiniz?’ diye… Kim istemez ki? O Şabat günü Kordon’da gezmeler… Şabat günleri bütün çarşı kapanırdı. Sinemalar tiyatrolar vardı… Her şeyimiz vardı buralarda, cumartesi günleri eş dost, çoluk-çocuk buluşup yemeğe çıkmalar. Şimdi durumlar çok çok değişti… Biz Çanakkale’den ayrıldığımızda toplam nüfus 20.000 idi, şimdilerde 100.000…  Buradaki Yahudi nüfusu sürekli düşmüş… Ailesi büyüyen ayrıldı… En büyük göç 67’ harbinden sonra oldu… Burada kendini bilmez birkaç kişi varoşlardan adamları topladılar ‘birisinin sarf ettiği bir söz üzerine’ bütüüüün Yahudi mahallesini, evleri abluka altına aldılar abluka altına aldılar. Evlere baskın yapacaklardı… Yapamadılar… Neden? Güvenlik güçleri (Allah razı olsun onlardan) anında tüüüm Yahudi mahallesini, Yahudi evlerini polis ile korumaya aldılar bizi… Başlarında adı lazım olmayan kişi olmak üzere ki bu aynı zamanda bizlerin okul arkadaşıydı… Bunlar varoşlardaki gençleri bizlere karşı kışkırttılar…  Çanakkale’nin sayılı saygın ailelerinin çocuklarıydılar… Aralarında avukat, dişçi vs gibi okumuş insanlar vardı bu elebaşlarının…  Nümayiş çıkacak diye haber aldığımızda buradaki hatırı sayılır Yahudi ailelerine haber verdik onlar da… ‘Böyle böyle bir duyum aldık’ diye emniyet güçlerine bildirdiler… Buranın idari ve mülki amirlerine haber verdiler… Böyle bir durum var nümayiş olacak, saldıracaklar diye, o zaman jandarma bekçi polis ne var ise mahalleyi koruma altına aldılar… Neden bu ortam bozuldu peki? Kendini bilmez Yahudi gençlerden biri abuk sabuk bir laf edip ortamı germiş, bu laf tabii ki buradakilere ağır geldi, çok tatsız, çok manasız, vade üstelik gerçek dışı bir laf imiş çocuğun söylediği ama kim ne bilecek? Bunu kim söyledi, ne tarzda söyledi, kime söyledi bilemedik… Ama söylenmiş deniliyor… Bunu söyleyen dükkânda çalışan başka bir tezgâhtar bunu, kendi bildiği gibi anlamak istediği gibi, her tarafa gizli gizli yaydı ve bu isyan için hazırlıklar başladı…”

Ancak bu konular hakkında konuşmak, hatırlamak istemiyoruz… Bütün bunlar hep geride kaldı, geldiii, geçtiiii bittiiii… Buralar bizim memleketimiz, doğup büyüdüğümüz yerler, buralara, bu olaylara, Çanakkale’mize asla küskün değiliz… Et tırnaktan ayrılır mı? Ancak tabii ki o zamanlar zor dönemlerdi… Babam beş çocuklu idi… Askere gitti sonra Varlık Vergisi’ni verdi…  Yine askere aldılar, gitti… Abim doktordu… Okulu bitirmesine bir sene vardı onu da aldılar… Böyle şeyler oldu… Bilinen şeyler…

İstanbul’da nispeten dağınık yaşıyoruz… Yahudiler nerede yaşıyor bilinmiyor ama burası öyle değildi… Burası küçük bir yerdi toplu olarak bir mahalle vardı… Herkes bilirdi…  O isyan günü sabah erkenden mahalleye geldiler. Yağma yapılacak zenginlerin evlerini belirlediler ‘bu… bu… bu…’ diye… Çanakkale’de evlerde zengin fakir dışarıdan bilinmez, anlaşılmaz…  Öğrenmeleri lazımdı. Mahallede bizler ile arkadaş olanları konuşmaya zorladılar. Hangi evler diye. Öncelikle onlar yağmalanacak diye… Zenginlerin evlerinden başlayacaklardı… Ama o zamanlar zengin ile fakir arasında dışarıdan pek bir fark bilemezdiniz… Fakirin evlerinin içinde samandan yastık vardı… Zengininde ise kanepe… Öyle çok büyük farklılık yoktu evler arasında… Az ışık olan evler daha fakirdi, çok parası olanın evi daha aydınlıktı… O gece herkes ışıklarını söndürdü. Dışarıdan gözükmemek için, ampulleri az yaktı… Korktuk tabii ki çok korktuk, korkulmaz mı?

O gün sabahtan mahallede bir hazırlık oldu. Hamileyim… Sabahına akşamına doğuracağım… Evde hazırlık yapıyoruz… Odamızı filan hazırladık. Doğum her an olabilir… Çocuklarım kapıda oynuyor… Ben de evdeyim… Bakıyorum camdan caddeye… Caddeyi görüyorum uzunlamasına… 10 – 15 genç ellerinde koca koca taşlar ile dolanıyorlar… Ara ara taşları birbirine vurup ses çıkartıyorlar… Çocukların geçtiğini fark edince… Pencereden İspanyolca bağırdım ‘çabuk eve, içeri girin’ çocuklar içeri girdiler hemen… Sokaktaki taş tutan çocuklar, bizim komşunun çocuğu kıstırdılar… ‘Bu sokakta mı oturuyorsun?’ Evet. ‘Eviniz nerede?’ Burada… diye işaret edip gösterdi… “Hadi bakalım göster bakayım bana Yahudi evlerini…’ diye çocuğa baskı yaptılar… Bu olanları pencereden görüyorum ama hiiiiç sesimi çıkartmıyorum… Çocuk da naaapsın evleri tek tek gösterdi… Bu ev… Şu ev… O ev diye… Yağmacılara evleri gösterdi… Bu çocuklar da, erkek sanat okulundan çocuklardı… Yıllar geçti tabii ki… Şimdi her şeyi unuttuk bitti… Ama o günler zordu bizlere gençler taşlara vurup vurup tehditkâr bir şekilde ‘şimdilik’ mahalleden uzaklaştılar… Ben de komşu çocuğun yanına gittim… ‘Evladım’ dedim, sordum… ‘Bütün Yahudi evlerini teeek tek gösterdin… Bizim evi niye göstermedin. Hemen yanınızdayım, komşunuzum… Neden göstermedin?’diye sordum… O da büyük bir samimiyet ile cevap verdi… ‘Seni gösteremezdim ablacığım’ diye cevap verdi… ‘Neden göstermedin? Ben de Yahudi’yim’. ‘Seni söyleyemezdim abla’ diye tekrarladı… Meğer o gece saldıracaklarmış… Hamileyim ya, çocuk yılların komşusu, kıyamamış bana, kötülük gelsin istememiş… Korumuş bizleri… Ben hemen annemin evine gittim. Telefon vardı… Acil durumda doktoru çağırmak isteyen olur diye telefon almışlardı… Durumu asayişe haber verdik… Onlar da ablukaya aldılar çevremizi… Ama yine de ufak tefek olaylar oldu… Cam kırmalar… Taş atmalar… Hatta filanın evinde bir yatakta bebek uyuyordu, tesadüf bu ya çocuk ağlamaya başladı diye annesi çocuğu yatağında kucağına aldı. Sen gel, tam o sırada kocamaaan bir taş camı kırarak, cam kırıkları ile birlikte çocuğun yatağına düşmesin mi?

Boşveeer geçti gitti… Ondan sonra hemen durumlar düzeldi… Bu gençlere kandıran elebaşlarını hemen yakalandılar… Çanakkale’nin büyükleri, hatırı sayılır saygın insanları geldi. Yaptıklarının yanlış olduğunu söylediler…

Bensiyon Pinto, yazdı birçok şeyi… Komşularımız, Müslüman’ı Yahudi’si, birçokları bizleri aradı biz bunları bilmiyorduk dediler… Ama gerçekti, olmuştu… Aslında geçmişte olanları ders çıkartmak için anlatmak lazım…   Bak şimdi yine buradayız, Çanakkale’deyiz… Mahallemdeyim… Evimdeyim…”

Sohbetimiz burada bitmese de yerimiz bitiyor… Naaapacaksınız, kader kısmet.  Daha anlatacak çooook şeyler var… Bir fırsatını bulup da yazabilirsek…

Sevgiyle kalın…