Batya Natan

Bu hafta ağımıza takılanlar

Evet, Türkiye'nin İsrail'e tepki göstermesi, Filistinlilerin yaşadığı zulmü dile getirmesi çok normal. Normal olmayan nerede duracağını bilmeden akıl tutulmasıyla verilen demeçler. Normal olmayan,‘eksen kayıyor/kaymıyor' tartışmalarına odaklanırken kaygan zemindeki ekonomiyi hesaba katmamak. Normal olmayan, İsrail'i yöneten fanatiklere ve yandaşlarına sert mesaj vereceğim derken bu mesajların aynı zamanda kendi ayağımıza sıkılan birer kurşun olduğunu da hesap edememek.Sefer Levent

Bu hafta ağımıza takılanlar

Güncel

TÜRKİYE’DE YAHUDİLERE YÖNELİK ‘DÜŞMANLAŞTIRMA’ RETORİĞİNDEN SIYRILMAK GEREKİYOR

İsrailli insan hakları savunucularının ahval-i şeraitinin takipçisi olmak, İsrail hükümetinin politikaları yüzünden Türkiye’de Yahudilere yönelik ‘düşmanlaştırma’ retoriğinden sıyrılmak gerekiyor. 21. yüzyılda İsrail’in tersine kürek çeken Türkiye için yukarıda anlattıklarım ibretlik bir manzara sunuyor.

Ceyda Karan

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1002417&Yazar=CEYDA

“HAİN ARAP ARKADAN VURMUŞTU” SÖYLEMİNE NE KADAR KOLAY GEÇİLDİĞİNİ GÖRMEMİZ İÇİN ÇOK FAZLA BEKLEMEMİZ GEREKEMEYECEK

Mısır’a gelince, Cumhurbaşkanının Türkiye’nin sokaklarında “İsrail işbirlikçisi” sloganları altında aşırı dinciler tarafından lanetlenmesini, “Başbakan Erdoğan ne iyi ediyor” diye mi karşılıyor sizce? Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Ortadoğu’yu ‘İslamiyet’ kadar ‘Arap milliyetçiliğinin’ güttüğünü bilmemesi mümkün değil. Duyguların esen rüzgâra göre anında değiştiği Türkiye’de şimdi ortaya atılan “Türk Arapsız yaşayamaz” söyleminden, “Hain Arap arkadan vurmuştu” söylemine ne kadar kolay geçildiğini görmemiz için çok fazla beklememiz gerekemeyecek gibi geliyor bize. Zira sorun sadece Mısır’la bitmiyor.

Semih İdiz

http://www.milliyet.com.tr/hamas-turkiye-ye-degil-misir-a-bakiyor/semih-idiz/siyaset/yazardetay/14.06.2010/1250568/default.htm

BAŞBAKAN’IN BU ÇIKIŞLARI OLMASA TÜRKİYE’DE ANTİSEMİTİZM DAHA ÇOK ARTAR

Biliyorsunuz, mesela 1940’larda Cevat Rıfat Atilhan’ın antisemit kitabı Türk ordusu tarafından satın alındı ve 50 bin adet orduya dağıtıldı. Ve bu da devlet eliyle yapıldı. Antisemitizmi esas alan kitaplardı bunlar. Cevat Rıfat Atilhan’dan bugüne Türkiye’de birçok antisemit gelmiştir. Türkiye’de antisemitizmin bir geçmişi var. Fakat bizimle birlikte antisemitizm falan yok. Aksine bakın Sayın Başbakan’ın bu çıkışları olmasa Türkiye’de antisemitizm daha çok artar.

Hüseyin Çelik

http://www.milliyet.com.tr/basbakan-bu-tavri-koymasa-antisemitizm-daha-cok-artar/devrim-sevimay/siyaset/yazardetay/14.06.2010/1250569/default.htm

İLGİNÇ BİR MUTLAK DOĞRU

Bu üç konuşmayı yan yana getirince ilginç bir mutlak doğru ortaya çıkıyor. Müslümanlar soykırım yapmaz. Soykırımı Yahudiler yapar. Konfüçyanizme, Şintoizme inanan Çinliler yapar. Gregoryen Ermeniler yapar. Hıristiyan Almanlar, Hıristiyan/ animist Hutu’lar, Ortodoks Sırplar yapar. Ama Müslümanlar yapmaz. Onların medeniyetinde soykırım diye bir şey yoktur. Ama mademki dünyada soykırım vardır, o zaman Müslüman olmayan medeniyetlere özgüdür bu. Nitekim “Karabağ olayları nasıl soykırım uygulandığını çok açık, net ortaya koyuyor”. Bu mutlak doğrular kahve sohbetinde, aile meclisinde gevezelikle kalsa, genel insanlık halidir der, geçilir. Ama iktidar mevkiinden dile getirilince, işin rengi değişiyor.

Ahmet İnsel

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1002525&Date=17.06.2010&CategoryID=42

AĞLAMA DUVARI’NI GEZERKEN MUTLAKA BAŞINIZ KAPALI OLMAK ZORUNDADIR

Ağlama Duvarı’nı gezerken mutlaka başınız kapalı olmak zorundadır. Bu zorunlu bir adettir. İlker Başbuğ bu nedenle kasketiyle duvarı gezmişti. Eğer yanınızda şapka yoksa burada kağıttan ödünç bir kipa alınır. Gürdere’nin de başında bulunan örtü işte bu ödünç kipadır. Duvarı gezmek için her yıl binlerce turistin yaptığı gibi bir zorunlu uygulamadır. Kısacası, yandaş medya kendi başına önemsiz bir hatıradan ibaret bu fotoğrafları, her zamanki çiğ üslubuyla Yahudilik iması için kullandı. Oysa unuttukları bir şey vardı...

İslam inancına göre Hazreti Muhammed, Burak isimli atını burada bırakarak Miraç’a yükselmişti. Başbuğ ve Gürdere’nin bulunduğu yerde 1400 yıl önce Hazreti Muhammed vardı. Hazreti Muhammed’in şansı belki de o dönemde Vakit gibi bir gazetenin olmamasıydı. Bir de ordusunu çökertmeye çalışan cahil İslamcılar’dan etrafında bulunmaması.

http://www.odatv.com/n.php?n=hazreti-muhammedin-sansi-neydi-1706101200

ÖLÜME PROGRAMLANMIŞ, BİLE BİLE ÖLÜME GİDEN BİR ÇOCUĞUN SATIRLARI

Furkan’ın gemide bulunan defterindeki şu notlara dikkat edin: “Şahadet şerbetine son saatler. Var mı daha güzel şey? Varsa o da sadece annemdir ama ondan ben de emin değilim. İkisinin kıyası çok zor. Şahadet mi, annem mi? “ Bu satırlar; ölüme programlanmış, bile bile ölüme giden bir çocuğun satırları. Kafasına 5 kurşun yemesinin ardındaki gerçek bu satırlarda gizli. O, 19 yaşında ‘ölümün yaşamaktan daha önemli’ olduğu öğretilmiş bir genç. O nedenle sırf ölmek (şehit olmak) için İsrail askerine saldırdı gazaplarını çekti ve diğerlerinden fazla kurşun yedi. Bir asker, operasyon sırasında boşu boşuna ayni hedefe bu kadar mermi sıkmaz. O çocuğun yaptığı farklı bir şey bir saldırı var.

Tuncer Bahçivan

http://gazeteci.tv/furkanin-olumu-ve-mossad-3070y.htm

ANTİSEMİT İLAN EDİLMEKTEN KORKARAK İSRAİL’İN KARŞI KONULAMAZ CAZİBESİ

Komitenin başkanı 75 yaşındaki Yacob Turkel’in Sefarad kökenlerinden gelen ‘küçük Türk’ anlamındaki soyadının (Hikâyenin ayrıntılarını Zaman’da Kerim Balcı yazdı) vaat ettiği bir genetik tarafsızlık ihtimalini hesaba katmazsak ABD’nin ve en başta uluslararası soruşturma diyen Avrupa ülkelerinin bu çakma uluslararası soruşturmaya tav olmasını anlamak zor. Antisemit ilan edilmekten korkarak İsrail’in karşı konulamaz cazibesi diyebiliyorum sadece. İsrail öyle cazibeli bir ülke ki 2006 yılında Güney Lübnan’daki Kana şehrinde İsrail ordusunun bombaladığı bir evde 37’si çocuk 60 sivil öldürüldüğünde Türk basını İsrail ordusunun “Hizbullah onları kalkan olarak kullandı” açıklamasına inanmıştı. Hem de aynı şehirde 10 yıl önce İsrail’in bir BM binasını bombalayıp, orada saklanan 106 sivili öldürmüş olmasına, Human Rights Watch’un raporlarına aldırış etmeden. İsrail’in laik Türkleri etkileyen o cazibesi olmazsa Güney Afrikalı bir soykırım kurbanı Richard Goldstone’un BM adına hazırladığı İsrail’i 100 kez eleştiriyorsa Hamas’ı bir kez eleştiren raporu, Türk köşe yazarları tarafından nasıl olur da İsrail ve Hamas’ı eşit biçimde eleştiren bir rapor olarak sunulabilir ki?

Yıldıray Oğur

http://taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-icimizdeki-israil-sorusturma-komitesi.htm

ERDOĞAN'IN ARAP ÜLKELERİNDEKİ POPÜLERLİĞİ

Kıssadan Hisse: Ortadoğu'da İsrail'in izlediği siyasete karşı tutum belirleyen ülkeler, kendi içlerinde demokrasiyi ve istikrarı korumayı öncelikle gündemde tutmalıdırlar. Özyeğin Üniversitesi'nin davetlisi olarak İstanbul'da bir konuşma yapan The New York Times'ın dış politika yazarı Thomas Friedman'ın şu değerlendirmesini herhalde dikkate almak durumundayız:

"- Maalesef, Erdoğan'ın Arap ülkelerindeki popülerliği demokrasi, modernizm ve İslam'ın bir sentezini sunmasından değil, ancak İsrail'i işgali yüzünden yüksek sesle eleştirmesinden ve Filistin Devleti'nin kurulması için gerçekten çaba gösteren Filistin Yönetimi yerine Hamas'ı övmesinden kaynaklanıyor."

Mehmet Barlas

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2010/06/17/israil_hep_ayni_ama_ona_karsi_olanlar_surekli_degistiriliyor

SİZ AVRUPALI BİR TURİST OLSANIZ BU YAZI NEREDE GEÇİRMEK İSTERSİNİZ?

Siz Avrupalı bir turist olsanız bu yazı nerede geçirmek istersiniz? Adı her gün Ortadoğu sorunu ile anılan, İsrail ile her an sıcak bir savaşa girebileceği ima edilen Türkiye'de mi yoksa İspanya, Fransa, Güney Kıbrıs gibi diğer Akdeniz ülkelerinde mi? Şimdi kendinizi bir de Antalya'da, Alanya'da ya da Bodrum'da geçen yılki kriz sonrasında bu yıl dört gözle turist bekleyen tekstilci, turizmci, işadamı yerine koyun. Onların tedirginliğini bir düşünün.

Ya da halka arza hazırlanan bir işadamısınız. Uluslararası boyutta hisse satışı için yabancıların kapısını çalıyorsunuz. Bu dönemde hissenizi almalarına nasıl ikna edersiniz onları? Yabancılar ABD ile problemli, İsrail ile gerilimli Türkiye'deki bir şirkete mi ortak olur, gelişmekte olan huzur içindeki başka bir ülkeye mi?

Evet, Türkiye'nin İsrail'e tepki göstermesi, Filistinlilerin yaşadığı zulmü dile getirmesi çok normal. Normal olmayan nerede duracağını bilmeden akıl tutulmasıyla verilen demeçler. Normal olmayan, ‘eksen kayıyor/kaymıyor' tartışmalarına odaklanırken kaygan zemindeki ekonomiyi hesaba katmamak. Normal olmayan, İsrail'i yöneten fanatiklere ve yandaşlarına sert mesaj vereceğim derken bu mesajların aynı zamanda kendi ayağımıza sıkılan birer kurşun olduğunu da hesap edememek.

Sefer Levent

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140976&YZR_KOD=94

YAHUDİ SOYKIRIMINI TARTIŞMAK KİMİN HADDİNE

Neymiş efendim, "Gerçekten 6 milyon Yahudi öldürüldü mü? Tartışmak bile yasak" demişiz. Demişiz de ne yapmışız; büyük günahlardan birini (!) işlemişiz. Eee 'Holokost'a iman (sümme haşa) imanın şartlarından ya... Yahudi soykırımını tartışmak kimin haddine değil mi!

M.Kurdaş-M.Yılmaz

http://www.milligazete.com.tr/makale/millî-gorusun-degistirmek-istedigi-dunya-167198.htm

TÜRK-İSRAİL İLİŞKİLERİ BİRBİRİNE DOĞRU HAREKET EDEN İKİ FORMULA 1 ARABASI GİBİ SÜRATLE ÇARPIŞMAK ÜZERE BİRBİRİNE DOĞRU İLERLİYOR

Bu krizi aşmak için bize tavsiyelerde bulunan Amerikalı dostlarımıza şunu soruyorum: “Tavsiyelerinizi tabii ki dikkatle dinliyoruz, fakat benzer tavsiyeleri İsrail'e de yapıyor musunuz?” diyorum. “Henüz onlarla konuşmadık” diyorlar. Amerikan yönetiminden beklentimiz şudur: Türk halkının hassasiyetlerini giderecek şekilde bağımsız, kredibilitesi yüksek ve BM Genel Sekreteri gözetiminde bu olayı soruşturacak bir komisyonun kurulmasına destek vermeliler.

İsrail ilişkilerinin gerçekten önümüzdeki dönemde Irak'tan Lübnan'a kadar ortaya çıkabilecek gelişmeler bakımından mükemmel bir diyalog içinde olması lazım. Fakat şu anda Türk-İsrail ilişkileri birbirine doğru hareket eden iki Formula 1 arabası gibi süratle çarpışmak üzere birbirine doğru ilerliyor. Burada genellikle İsrailli dostlarımız, “Türkiye İsrail'i kaybetmenin nasıl bir tablo ortaya çıkaracağını görüyor mu?” diyorlar. Biz de şunu diyoruz: İsrail, Türkiye'yi kaybetmesinin nasıl bir tablo ortaya çıkaracağını görüyor mu acaba?"

Ömer Çelik

http://www.haber7.com/haber/20100618/Turkiye-Israil-iliskileri-icin-sok-tespit.php

“HİTLER’İN TAM OLARAK YAPAMADIĞINI TÜRKİYE’NİN YAPMA ZAMANI GELMİŞTİR.”

Ancak gelen mesajlardan bir tanesi gerçekten vahimdi: “Hitler’in tam olarak yapamadığını Türkiye’nin yapma zamanı gelmiştir.” Protesto ve destek gösterilerinde kullanılan dil de benzer bir vahamet içindeydi. Televizyon ekranlarına yansıdığı haliyle, İsraillilerin operasyona destek gösterileri karşısında, Türkiye’den yükselen protesto sesleri arasında, kullanılan militarist dil bakımından bir fark yoktu. Barışın sesi biraz cılız çıkıyordu. Aynı dil şu sıralar ‘Mehmetçik Gazze’ye mottosunu kullanıyor. Oysaki barış için yapılan eylemler sorumluk ister ve şiddetten arınmış bir tarz gerektirir.

Doğrusunu söylemek gerekirse bölgede barış ve insan hakları için mücadele eden aktivistlerin, stres ve baskı altında nasıl savunuculuk yapılabileceği konusunda, bizden çok daha başarılı olduklarını söyleyebilirim. İşgal altındaki topraklarda, İsrail tanklarının altına yatan barış aktivistlerinin yanı sıra, 1989’da Carter-Menil İnsan Hakları Ödülünü birlikte alan ve her daim şiddetten arınmış bir şekilde hareket eden İsrailli B'Tselem ve Filistinli Al-Haq örgütlerini buna örnek verebilirim. Onlar Samiler olarak Arilere karşı barış için birleşmiş gibi görünüyor! Hem de tüm gaddarlıklara rağmen şiddetsiz bir şekilde. Sonuç olarak, eğer yaptığımız eylemin adına “barış ” diyeceksek, Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin ve aktivistlerin şiddet arınmışlık ve barış konularında , gerek söylem gerekse eylem düzeyinde militarizmi, taşı ve sopayı bırakıp bölgedeki aktivistlerden öğrenecek çok şeyleri varmış gibi görünüyor.

Hakan Ataman

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1002513&Date=20.06.2010&CategoryID=83

İSRAİL BELKİ İLK DEFA BİR TRAVMA YAŞIYOR KENDİ ASKERLERİNİN YAPTIKLARI İLE YÜZLEŞMEK KONUSUNDA

İsrail belki ilk defa bir travma yaşıyor kendi askerlerinin yaptıkları ile yüzleşmek konusunda. Tamam, özür dilemediler. Tamam, tazminata da şimdilik yaklaştıklarına dair bir emare yok. Ama neredeyse bütün gazeteler, bütün sütunlarını bu konuda ya iktidarı eleştirmek, ya iktidara akıl vermek veya iktidara destek vermek konularına ayırmış durumdalar. İsrailli düşünce kuruluşları her şeyi bırakmış Mavi Marmara ve sonrasını konuşuyor. Bu yoğun zihnî meşgale bir dizi hatanın yapılmasına da sebep oluyor. Herkes bir şeyi konuşuyorsa, bilen de bilmeyen de konuşuyor demektir. İsrail'deki bu travma bir cinnet halini andırıyor. Bunun neticesi ya bir iç dönüşüm olur ve iktidar el değiştirir; ya da şoku şokla tedavi etmeye çalışan bir militan kafa, söz gelimi, İran'a bir askerî müdahaleye kalkışır.

İsrail'e kızgınız elbette. İsrail'i uluslararası siyasette yalnızlaştırmak gibi ilan edilmiş bir taktiğimiz de var. Ama İsrail'in bütün düşünen kafalarını bu yalnızlaşmanın içine itmek kalıcı ve düzeltilemez krizlerin yaşanmasına da yol açabilir. Sivil tavrın en mühim bir rüknü otoriter, herkesi bağlayan, herkesi kendi gibi düşünmeye zorlayan kanaatler üretmemesidir. Klasik mantıkta modalite derler. Şart önermelerinde mevzunun veya yüklemin sıfat, zarf ve zaman ifadeleriyle kayıt altına alınmasıdır. Şimdilerde konuşurken, "bazı, bir kısım, şimdilik, bir müddet, bu durum devam ettiği müddetçe" türünden modaliteleri kullanmaya ihtiyacımız var.

Kerim Balcı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=995105

TÜRKİYE’NİN İRAN-HAMAS ÇİZGİSİNDE GÖRÜNMESİ TÜRKİYE’Yİ SOYUTLAR, YALNIZLAŞTIRIR

PKK terörünün daha da tırmanacağı uzun bir sürece girmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin Ortadoğu ve Batı politikalarında uçlara savrulmaktan sakınması ve diplomasiyi ‘ince ayarlar’la yürütmesi daha bir önemli hale gelmiştir. Tarihimizde Âli Paşa, Abdülhamid, Atatürk, İnönü gibi büyük çalkantı dönemlerinde başarılı diplomasi yapmış devlet adamlarımızın “ince ayar” tecrübelerinden öğrenilecek çok şey vardır. Elbette İsrail saldırganlığı yaptırımsız kalamaz. Ama nasıl bir yaptırım?.. Dünyada kimleri yanımıza çekebilerek, kimleri nötralize edebilerek?.. Türkiye’nin İran-Hamas çizgisinde görünmesi Türkiye’yi soyutlar, yalnızlaştırır; İsrail’deki şahinlerin de ekmeğine yağ sürer üstelik! Öbür uca savrulup lobilere boyun eğmek de Türkiye’yi başka türlü soyutlar, yalnızlaştırır... Böyle uçlara savrulmadan “ince ayar” diplomasisiyle bu çalkantıdan çıkmak zorundayız.

Taha Akyol

http://www.milliyet.com.tr/yahudi-lobileri-turkiye-ye-karsi-/tahaakyol/siyaset/yazardetay/19.06.2010/1252795/default.htm

TÜRK-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE GELİNEN NOKTAYI ANLAYABİLMEK İÇİN, TÜRKİYE’DE SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRMESİ VE TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU MERKEZLİ YENİ BİR STRATEJİK ROL SAHİBİ YAPILMASI SÜRECİYLE İLİNTİLİ YENİ KÜRESEL PROJELERİN DİKKATE ALINMASI ZORUNLUDUR.

Konuyu dağıtmadan toparlamak gerekirse, Türkiye’de sermayenin el değiştirmesine direnen bir grup ile hükümet arasında ilan edilmemiş bir savaş yaşanıyor. Bu savaşta İsrail’in hükümetin yanında yer almayacağını biliyoruz. Çünkü, İsrail’e yakın olan çok sayıda işadamı, bu süreçte bilinçli olarak ekonomik hayattan dışlanmıştır. İsrail’in bunu kolay hazmetmesi düşünülemezdi. Bu önemli neden, İsrail-Türkiye ilişkilerindeki gerginliğin nedenlerinden birisidir.

İkinci olarak, Türkiye’de eksen kaymasından söz ettik. Türkiye’nin laik Batı kampından Orta Doğu coğrafyasında lider rol oynayabilecek bir stratejiye yönelmesi ya da yönlendirilmesi, İsrail için hiç de kabul edilebilecek bir gelişme sayılmazdı. Yıllardır parçalanmışlıklarıyla İsrail’e tehdit oluşturmayan Orta Doğu ve özellikle Arap ülkeleri, Türkiye’nin liderliğinde İsrail için bir tehdit noktasına gelebilirdi. Özellikle İran ve Suriye’nin Türkiye ile yakınlaşan ilişkileri, Türkiye’nin Lübnan ve Filistin sorunlarına aktif müdahale etmeye başlaması, İsrail için tehlike çanlarının çalmaya başlaması demekti.

Türk-İsrail ilişkilerinde gelinen noktayı anlayabilmek için, Türkiye’de sermayenin el değiştirmesi ve Türkiye’nin Orta Doğu merkezli yeni bir stratejik rol sahibi yapılması süreciyle ilintili yeni küresel projelerin dikkate alınması zorunludur.

Birol Ertan

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1002512&Date=22.06.2010&CategoryID=83

Netten Okumalar

YOM KİPPUR STATÜKOSU BOZULDU – Barış Zeren

http://www.odatv.com/n.php?n=eksen-aslinda-kime-kaydi-1906101200

Ortadoğu, İsrail ve Türkiye 1/2 – Ali Bulaç

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=995919

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=997230&title=ortadogu-israil-ve-turkiye-2

Kırılgan bir ittifak için dayanıklılık testi

http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-594/i.html

Siyasi Islamcılar için Gazze neden önemli – Soner Yalçın

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15079630.asp?yazarid=218&gid=61

İsrail’e tarihi hatırlatma

http://aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-26966-israile-tarihi-hatirlatma.html

Anılar

Roz Kohen: Dikiş Makinesi / "La Makina"

http://kanalkultur.com/de/content/view/1613/1/

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
568