“Durumumuz parlak değil Rafael Sadi, giderek geriliyoruz, kopuyoruz. Ne ramazan bildiğin ramazan, ne Rosh Hashanah bildiğin Rosh Hashanah. En fenası insanlar. Biz aynı insanlar değiliz artık ve korkarım bir daha da olamayacağız”. Kanat Atkaya

" />
Batya Natan

Bu hafta ağımıza takılanlar

“Durumumuz parlak değil Rafael Sadi, giderek geriliyoruz, kopuyoruz. Ne ramazan bildiğin ramazan, ne Rosh Hashanah bildiğin Rosh Hashanah. En fenası insanlar. Biz aynı insanlar değiliz artık ve korkarım bir daha da olamayacağız”. Kanat Atkaya

Bu hafta ağımıza takılanlar

Güncel

TAHTAKALE ESNAFININ VERDİĞİ İFTAR SOFRALARININ DAİMİ MİSAFİRLERİ ARASINDA YER ALMAK NASIL ÖZLENMEZ Kİ

Babam Rahmetli Aron usta, ramazan günlerinde öğlen yemeğini evden getırdiğimiz sefertaslarını ısıttığımız ispirto ocağı ve yemekler komşuları rahatsız etmesin diye, işyerinin yarısını kaplayan yazıhaneyi koliler ile surlar gibi çeviren düşünceli adam babam, oruç tutan insanların yanında da uzağında da sigara içmeyen babam.

Tahtakale esnafının verdiği iftar sofralarının daimi misafirleri arasında yer almak nasıl özlenmez ki. Yahudi olmanın bir ayrıcalık bir kültür rengi sayıldığı o Türkiye nasıl özlenmez. Sanırım en son iftar yemeğini Rahmetli Sadık abim Kaşıbeyaz'da Florya’da vermişti ailece hepimiz katılmıştık.

Rafael Sadi

http://odatv.com/n.php?n=ramazani-ozledim-1408101200

NE RAMAZAN BİLDİĞİN RAMAZAN, NE ROSH HASHANAH BİLDİĞİN ROSH HASHANAH

Rafael Sadi'ye ne anlatayım şimdi ben?

Ya kendime ne anlatayım?

“13 Eylül'de birbirimizin yüzüne bakamayacak hale geliyoruz Rafael Sadi” mi diyeyim, “Hoşgörü ayında yabancı temsilcilere verilen iftar yemeğine sadece İsrail Büyükelçisi'ni çağırmadık” diye haber mi salayım?

Ne olurdu çağırsaydı Ömer Çelik o iftara Levy'yi? Küçülür müydü, büyür müydü?

Fehmi Koru “Ramazanda hep beraber yaşıyoruz, işte oruç tutan, oruç yiyen” yazısı yazmış dün.

AVM izlenimlerini aktarıyor. İyi niyetli olduğunu söylüyor, vallahi ben de inanıyorum kendisine.

Ama hem “Kınadığım veya hoş görmediğim sanılmasın” diyor hem de hoşgörü temalı yazısında AVM'lerde yemek yiyenleri “Ramazan ayı içinde bulunduğumuza aldırmaksızın aç karınlarını doyurmakla meşguldüler” diye sunuyor.

Fikirlerimiz aksi istikamette seyretse de kalem erbabıdır Koru, yine de “aç karınlarını doyuruyorlardı”dan başka ifade bulamıyor.

Durumumuz parlak değil Rafael Sadi, giderek geriliyoruz, kopuyoruz.

Ne ramazan bildiğin ramazan, ne Rosh Hashanah bildiğin Rosh Hashanah.

En fenası insanlar. Biz aynı insanlar değiliz artık ve korkarım bir daha da olamayacağız.

Kanat Atkaya

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15557005&yazarid=25&tarih=2010-08-15

ERDOĞAN ŞU NETANYAHU'NUN KULAĞINA EĞİLİP DESE Kİ...

Aslında var ya... Başbakan Erdoğan şu Netanyahu'nun kulağına eğilip, dişlerini gıcırdata gıcırdata, "Bana bak! Bu saçmalığı kesip adam gibi özür dileyin ve Gazze ablukasını kaldırın, yoksa 100 tane Mavi Marmara birden geliyor. Bu defa gemileri bizzat ben göndereceğim ve yanlarına koruma olarak savaş gemileri de vereceğim. Hodri meydan!" diyecek ki...

Şimdilik hayal. Ama Türkiye komşularıyla sorunlarını çözüp bölgesel entegrasyon sürecini ilerlettikçe, kendini her gün biraz daha emniyette hissedip korkularını attıkça, Ortadoğu'daki manevra sahasını genişletip kuvvetlendikçe, böyle cesur ve devrimci tavırlar hayal olmaktan çıkıyor. Beş yıl önce hayal bile edemediğimiz şeylerin şu son zamanlarda gerçekleştiğini (mesela İsrail'le ortak askeri tatbikatların iptal edilip Suriye ile ortak askeri tatbikatların yapıldığını, mesela Ankara'nın Tel Aviv'i 62 yıllık ilişkileri tamamen kesmekle tehdit ettiğini) görmedik mi?

Bunlar daha bir şey değil. Dev, 100 yıllık uykusundan daha yeni uyanıyor...

Hakan Albayrak

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=11.08.2010&y=HakanAlbayrak

İSRAİL ASKERLERİNİN EYLEMİ ONURLU BİR OPERASYON DEĞİL, SİLAHSIZ İNSANLARA KARŞI İŞLENMİŞ ‘CİNAYET’TİR

Gazetelere yansıyan bilgiye göre ne Başbakan Netanyahu, ne Savunma Bakanı Barak, ne de Genelkurmay Başkanı Aşkenazi baskının vuku bulduğu yerden (coğrafi koordinatlarından) söz etmişler.

Onları dinleyen sanır ki bu gemiler İsrail karasularını ihlal etmiş de İsrail askerleri o yüzden müdahalede bulunmuş. Oysa olay ‘abluka’ alanının dahi dışında yani uluslararası sularda meydana geldi. O nedenle İsrail askerlerinin gemidekilere kurşun değil havadan taş atması dahi hukuka aykırı.

Keza İsrail yetkililerinin, askerler canlarını kurtarmak için ateş açmaya mecbur kalmışlar gibi konuşmaları düpedüz gerçeğe aykırı çünkü gemide bir tane dahi ateşli silah çıkmadı.

O nedenle İsrail askerlerinin eylemi onurlu bir operasyon değil, silahsız insanlara karşı işlenmiş ‘cinayet’tir. Faturası da bu gerçeğe göre ödenmelidir.

Oktay Ekşi

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15537403.asp?yazarid=1

İRAN ADETA 3. REİCH MİSALİ SUNULMUŞ, HOLOCAUST KORKULARIYLA İSRAİL’İN ‘VAROLUŞSAL TEHDİT’ ALGISI BİR GÜZEL PAKETLENMİŞ

Goldberg’in son çalışmasının hedefi, Amerikan halkında İran’ın katiyetle nükleer silah geliştirdiği ve İsrail’i ‘yok edebileceği’ kanaati uyandırmak, Obama’ya da ‘Bak İran’ı vurma işini sen yapmazsan İsrail yapacak’ mesajı vermek. Goldberg, aralarında Netanyahu’nun da bulunduğu çoğu isimsiz/cisimsiz 40 kadar İsrailli, ABD’li ve Arap zevata dayanarak ‘savaşa zar atmakta’. Şöyle bir senaryoyla: ‘Gelecek baharda bir gün, İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Uzi Arad ve Savunma Bakanı Ehud Barak, Beyaz Saray ve Pentagon’daki muhataplarını eşzamanlı arayacak ve Netanyahu’nun emri uyarınca 100 kadar savaş uçağının Suudi Arabistan, Suriye ve Türkiye ile ABD kontrolündeki Irak havasahalarından geçerek İran’ın nükleer tesislerini vuracağını haber verecek.’

İran adeta 3. Reich misali sunulmuş, Holocaust korkularıyla İsrail’in ‘varoluşsal tehdit’ algısı bir güzel paketlenmiş. Adı sanı belirsiz İsrailliler, Obama’nın bu işi ‘halledip halletmeyeceğini’ sorgulamış. İçlerinde Obama’nın ‘anti-semitik’ olup olmadığını soran dahi çıkmış! Goldberg ne yapsın eski Kongre üyesi ve Obama’nın akıl hocası Abner Mikva’nın 2008’de sarf ettiği ‘Gördüğüm ilk Yahudi Başkan’ ‘cilasını’ atmak zorunda kalmış! Ama ‘Obama’nın Likud’un arzuladığı türde olmadığını’ ekleyerek... Bir İsrailli de bunun üzerine “Sorun da bu. Eğer J Street Yahudisiyse (ABD’de barış yanlısı lobi grubu) başımız belada” deyivermiş. Aslında yok yok! İsrail askeri istihbarat şefi Amos Yadlin’in, Obama’nın destekçisi milyarder Lester Crown’la görüşüp kaygılarını Başkan’a iletmesini istemesi. Bir başka İsrailli’nin, ‘bu işi tek başına yapmanın İsrail’i zorlayacağı ama aksinin Şoah’la (Holocaust) kıyaslanabileceğini’ fısıldaması. Tüm Arap yetkililerin Obama’nın İran’ın emellerini anlayamamasında şikayet etmesi...

Ceyda Karan

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1013849&Yazar=CEYDA

ÇEKİLSE, KABAHATİ BÜYÜK VE ORTAYA ÇIKMASIN İSTİYOR DENECEK; ÇEKİLMESE KABAHATİ TESCİLLENECEK

BM’nin inceleme yapmasını kabul ederek bir ilki gerçekleştiren İsrail, bu yolla kendi haklılığının tescillenmesini ya da küresel sistemle barışma kararlılığını göstermek istemiş olabilir. Kimbilir belki bu arada herkesin kirli ilişkilerinin ortaya dökülmesini bile ummuş olabilir. Ancak, komisyonun daha doğru dürüst çalışmaya başlamadan bazı çekinceler açıklaması, İsrail’in umduğu türden gelişmelerin olmadığını düşündürüyor. Komisyon, gerektiğinde İsrail’deki askeri kesimlerin de ifadesinin alınabileceğini beyan ettikten sonra İsrail hükümeti komisyondan çekilebileceğini açıkladı. İddia, bu konuda BM’den söz aldıkları yolunda. BM Genel Sekreteri askerlerin soruşturulmayacağı yolunda söz vermediklerini söylediyse de belki başkaları söz vermiş olabilir.

İsrail için zor bir durum. Çekilse, kabahati büyük ve ortaya çıkmasın istiyor denecek; çekilmese kabahati tescillenecek. Bir de sorunun iç politika boyutu var. Çekilse, bunu ulusal egemenliğe zeval vermedik diye açıklayacaklar ama tüm dünyayı kızdıracaklar, kalsalar hükümetin vatanı sattığı ileri sürülecek.

Beril Dedeoğlu

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/beril-dedeoglu/komisyonlar-onundeki-israil-285448.htm

BUGÜN MAVİ MARMARA OLAYI, İSRAİL İÇİN TAM BİR ULUSLARARASI HALKLA İLİŞKİLER FACİASINA DÖNÜŞMÜŞTÜR

Bugün Mavi Marmara olayı, İsrail için tam bir uluslararası halkla ilişkiler faciasına dönüşmüştür. İsrail’deki iç siyaset de bu nedenle karıştı. Başbakan sorumluluğu Savunma Bakanı’na, o da Genelkurmay Başkanı’na atarken muhalefet kıyamet koparıyor.

Ancak, Ankara’nın gelen tüm uyarılara duyarsız kaldığı ortaya çıkarsa, Türkiye’de de benzeri bir siyasi kavganın patlak vermesi olasılığı göz ardı edilemez. Bu durumda muhalefetin, “insanlarımız göz göre göre ölüme gönderilmiş” temasını işleyeceğini tahmin etmek güç değil. 

Mavi Marmara baskınından dolayı İsrail’in dünyaya rezil olması, AKP iktidarı açısından yeterli değil tabii. Kuşkusuz kendi tabanını da gözeten Hükümet, İsrail’den ısrarla özür ve tazminat istiyor. Ancak ne Palmer Paneli, ne Turkel Komisyonu, ne de BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kurulan soruşturma paneli bunu sağlama yetkisine sahip değil. 

Semih İdiz

http://www.milliyet.com.tr/netanyahu-nun-hesapli-cikisi/semih-idiz/siyaset/yazardetay/14.08.2010/1276328/default.htm

İSRAİL, TOPRAĞIN IRKININ OLDUĞUNA İNANAN BİR KURUCU İDEOLOJİ TARAFINDAN VAR EDİLMİŞ BİR ÜLKE

Dahası İsrail, Abbas'ın görüşmelerin başlaması için asgari ön şart olarak gördüğü yerleşimcilik faaliyetlerinin durdurulması kaydını bile yerine getirmiş değil. Getirmesi de mümkün değil. Bütün siyasi dinamizmini Doğu Kudüs'te yapılanma ve Batı Şeria'da yayılma faaliyetlerinin üzerine bina etmiş olan İsrail rejiminin yerleşimcilik faaliyetlerinden vazgeçmesi düşünülemez. İsrail, toprağın ırkının olduğuna inanan bir kurucu ideoloji tarafından var edilmiş bir ülke. Toprak, gerektiğinde bağrında yatan "gayr-i Musevi" cesetler başka yerlere taşınmak suretiyle, gerektiğinde üzerine İsrail evleri, binaları, parkları inşa edilmek suretiyle ırkî anlamda arındırılıyor. Böyle bir yaklaşımı olanlarla El-Fetih ne konuşacak?

İlginç olan Ashton'un liderliğini yürüttüğü bu süreç hakkında ABD'nin henüz net bir tavır ortaya koymamış olması. ABD, görüşmelere evet veya hayır diyecek bir taraf değil. O, İsrail'e gerekli baskıyı yapıp yapmayacağına karar verecek olan taraf. Amerikan Başkanı, kendi ülkesindeki bir özel araziye İslami referansları olan bir bina yaptırılmasına destek verdiğini açıkladığında, Yahudi lobisi tarafından taşa tutuluyor. Manhattan'daki yapılaşma konusunda bile Yahudi lobisiyle başa çıkamayan Amerikan Başkanı, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail yapılaşmasına müdahale edecek de evde başı derde girmeyecek, öyle mi?

Doğrudan görüşmelerin önündeki engeller çok ve aşılmaları da zor. Ama bu yöndeki bir irade beyanı bile Türkiye'den samimi destek görecektir. Bu, Türkiye'nin kendisinin arabulucu olmadığı barış süreçlerinden hazzetmediğini zanneden "mediation-mania" yazarlarına da gerekli cevabı verecek bir tavırdır.

Kerim Balcı

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1016323&title=israilfilistin-gorusmeleri-bizi-de-memnun-eder

“BAYRAMIN” ARDINDAN İLİŞKİLER YENİDEN KIZIŞABİLİR!

Kendisinin bir iftar daveti vereceğini açıklayan Büyükelçi Levi, sanıyorum, İsrail’in, Türkiye ile ilişkileri koparma istekliliği içinde olmadığını göstermeye çalışacak. Bu yemeğin davetli listesi ve katılanları ile katılmayanları gündem yaratacaklar. Ancak, asıl mesele, Erdoğan’ın, İsrail’le ilişkileri – belki tam anlamıyla koparma değil ama – diplomatik olarak indirgeme kararını verip, vermeyeceğinde düğümlenecek. BM panelinin ilk ara raporu da referandum sonrasına denk geleceği için “bayramın” ardından ilişkiler yeniden kızışabilir!

Zira Erdoğan, İsrail’e olan çıkışları ile seçmeninin sayısını katladığını hesaplayarak - seçim yılında - bu çıkışlarının arkasını getirmediği takdirde sandıkta kaybedeceğini öngörebilir.

Tülin Daloğlu

http://www.hasturktv.com/homepage_articles/73.htm

BİRÇOK KİŞİNİN TAHMİNİNİN AKSİNE KOMİSYON RAPORU İKİ ÜLKE ARASINDAKİ BUZLARI ERİTMEK BİR YANA GERİLEN İLİŞKİLERİ DAHA DA SERTLEŞTİREBİLİR

İsrail'in en büyük beklentisi ise raporda Türkiye aleyhine de satırların yer alması. NTV'nin ulaştığı kaynaklar İsrail'in, Gazze konvoyunun Türkiye hükümeti denetiminde olduğu, gemidekiler arasında militanlar olduğu tezini rapora yazdırmaya çalışacağını söylüyorlar. Yani gerçekleştirdikleri katliamı hafifletmek için ellerinden geleni yapacaklar. Aksi takdirde İsrail'in herhangi bir komisyon kabul etmesi, herhangi bir BM kararına evet demesi görülmüş bir şey değil. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un komisyonun kurulması ile birlikte sevinmesine gelince. Ban, başında bulunduğu kurumu değil kendi prestijini kurtarma derdinde. BM kararlarını hiçe sayan İsrail'in böyle bir komisyonu kabul etmesini kendi hanesine yazmak, Gazze Savaşı sırasında yerlerde sürünen itibarını bir nebze olsun kazanmak istiyor.

Ancak bu sürece Türkiye de hazırlıksız yakalandı gibi görünüyor. Komisyon, ülkelerin kendi iç soruşturmalarını baz alacağını açıklayınca alelacele bir iç komisyon kuruldu. Başında Büyükelçi Mithat Renda var. Adalet, İçişleri, Ulaştırma, Dışişleri bakanlıklarından raporlar alınıp komisyona iletilecek. Ama aralarında nasıl bir koordinasyon var belli değil. Çünkü şimdiye kadar organize bir araştırma yapılmadı.

Anlaşılan, Türkiye ile İsrail'in komisyona yaklaşımı ve beklentisi farklı. Birçok kişinin tahmininin aksine komisyon raporu iki ülke arasındaki buzları eritmek bir yana gerilen ilişkileri daha da sertleştirebilir.

Mete Çubukçu

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=171&HBR_KOD=142965

 

Anılar

Roz Kohen -  Büyükada / Prinkipo

http://www.kanalkultur.com/kks/yazarlar/roz-kohen/2173-roz-kohen-buyukada-prinkipo.html

Roz Kohen – Büyükada

Splendid Oteli çok lüks olup klasik yağlı boya sanat eserlerine sahipti; hasır koltuklar, türlü saksılarla donanmış odaları ve balkonlarıyla denize bakardı. Babamın patronu David Safra bu otelin müdavimlerindendi ve bizleri sevinçle karşılardı. Rumca başlayan sohbetleri Fransızca'ya dönüşür, Babam ezilip, büzülür, kibar iltifatlara başı önünde ve hürmetle karşılık verirdi.

Rum Madam Katerina ile evli olan babamın kuzeni Rafael Benşuan, tepe üzerindeki deniz manzaralı bahçeli şirin villada otururdu. Ada'nın diğer evlerindeki gibi bu evde de egzotik yağlı boya tablolar, vazolar, ayna ve kristaller olup, geniş balkon kapıları dantel perdelerle süslüydü.

http://judeo-spanishmemoires.blogspot.com/2010/08/turkish-translation-of-prinkipo.html

Netten Okumalar

Osmanlı Yahudileri ve Hoşgörü-Sekiz ( Son )

http://fikirmahsulleriofisi.blogspot.com/2010/08/osmanl-yahudileri-ve-hosgoru-sekiz.html

İsrailoğulları Sosyal Medyada/Ortadoğuda Savaş Sanatı

http://www.haberx.com/israilogullari_sosyal_medyadaortadoguda_savas_sanati(19,w,7083,904).aspx

TÜRK MEDYASI BU HABERİ NEDEN GÖRMEDİ?

http://odatv.com/n.php?n=turk-medyasi-bu-haberi-neden-gormedi-1108101200

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
455