Türkiye, tarihinde altıncı kez, 12 Eylül’de, ‘evet’ veya ‘hayır’ demek için sandık başına gidecek. Halk iradesini yönetime doğrudan yansıtan referandum,  demokrasinin en başarılı uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıyı kaleme alırken tabii ki oyumun rengini belli etmeyi düşünmüyorum.

" />
Batya Natan

Halk oylaması öncesi…

Türkiye, tarihinde altıncı kez, 12 Eylül’de, ‘evet’ veya ‘hayır’ demek için sandık başına gidecek. Halk iradesini yönetime doğrudan yansıtan referandum,  demokrasinin en başarılı uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıyı kaleme alırken tabii ki oyumun rengini belli etmeyi düşünmüyorum.

Bu hafta yazımda 12 Eylül referandumuna değinmek istiyorum, tabi ki oyumun rengini belli etmeden. Yine de yaz aylarında, adalarda birlikte akşam yemeği yemeyi ve dostlukları pekiştirmeyi gelenekselleştirmiş bazı yazar ve gazetecilerin eğlence olsun diye gizli oyla yaptıkları oylamada nerede ise sonucun eşit çıktığını duydum… 

Halk iradesini yönetime doğrudan yansıtan referandum,  demokrasinin en başarılı uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Referandumlar, genelde anayasa değişiklikleri gibi çok önemli konularda halkın tercihinin belirlenmesi amacını taşırlar.

 Türkiye, tarihinde altıncı kez, 12 Eylül’de, ‘evet’ veya ‘hayır’ demek için sandık başına gidecek. 

Geçen gün ‘Bloomberg HT’ televizyonunda, Türkiye’nin en başarılı yayın yönetmenlerinden Ertuğrul Özkök’ün konuya ilişkin söyleşisini dinledim. Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarı özetle şu noktalara dikkati çekti:

- ‘Evet’ diyeceklerin tümünü demokrasi taraftarı, ‘Hayır’ları da darbeci olarak tanımlamak yüzde 50’lerin biraz üstünde bir oranla sonucun belirleneceği varsayıldığında son derece hatalı algılamalara neden olacaktır.

-  1982 Anayasası yüzde 91,37 gibi büyük bir çoğunluğun oyuyla kabul edildi. Hiç kimse ‘evet’ demeye zorlanmadı. Halkın tümüne yakını tarafından onaylanan bir anayasaya ‘askeri anayasa’, örneğin yüzde 55’i ile kabul edilecek bir anayasaya ‘sivil’ demek ne denli doğru olur…

-   Referandum hükümete güvenoyu yoklaması anlamını taşımaz.

Ancak ben yazarın bu son görüşüne katılamıyorum. 1989 yılında, Turgut Özal döneminde, seçimlerin öne alınması konusundaki anayasa değişikliği için halkoylamasına gidildiğinde, muhalefet kampanya süresince referandumu Özal’a karşı bir güven oylamasına dönüştürmüş ve parlamentoda % 65’lik bir çoğunluğa sahip olan iktidar cephesi ancak yüzde 35 oy alabilmişti.

Televizyonda Ertuğrul Özkök’e, “peki sizin oyunuzun rengi ne olacak?” diye sorulduğunda; “bilemiyorum, halen kararsızım’ yanıtını verdi. Yazarın rengini belli etmemesini saygı ile karşılıyor, hatta sandık öncesi kendisine bu tür bir sorunun yöneltilmiş olmasını da yadırgıyorum.

Bu kadar siyaset yeter derseniz, tarihe bir yolculuk yapalım. Referandumun kökünün eski Roma’ya dayandığını hepimiz biliyoruz. Ancak günümüzdeki şeklinin ilk örneği 1848’de İsviçre’nin Schwyz ve Zug kantonlarında uygulandı.

 Henüz Türkçe dilinde yayımlanmayan bir kitapta okuduğum bir olayı aktarmak istiyorum. 19. yüzyılın sonlarında İsviçre’de Endingen, Yahudilerin oturmalarına izin verilen ve geleneksel dini yaşamlarını sürdürebildikleri nadir kentlerden biriydi. Büyük baş hayvan tüccarı Salamon evinde bir ziyafet vermektedir. Endingen’in ileri gelen yöneticilerinden biri, oldukça varlıklı bir kentsoylu olan Salamon’un damadı Janki’ye; Yahudi dini ritüele uygun olarak hayvan kesiminin yasaklanmasını öngören yasa değişikliğine ilişkin halkoylamasında ne yönde oy kullanacağını sorar.

Janki, tedirgin, “Biz Fransız vatandaşıyız, İsviçre’de bir misafir olarak bu konuda görüş belirtmem doğru olmaz” derse de yetkili; “Fransız veya İsviçreli, sonunda Yahudi olarak bir görüşünüz olmalı, değil mi?”şeklinde diretir.

Gerçekte İsviçre’de o dönemde referandumla amaçlanan hayvanların daha az acı çekmelerini sağlamak değil, Yahudileri dini vecibelerini yerine getirmekten alıkoymaktı. Tevrat’ta yer alan Yahudi beslenme yasaları Maimonides’in yorumları ve ‘Şulhan Aruh’ ile açıklık kazanmaktadır. Yahudi dini vecibelerine uygun hayvan kesiminin en az acı çektiren ve en sağlıklı yöntem olduğu bilinmektedir.

Yine İsviçre’ye dönecek olursak, 1893 yılı sonbaharında gerçekleşen referandum öncesinde, bir mitingde, Salamon Tora’daki şu sözleri anımsıyordu: “Sana emrettiğim gibi keseceksin”.  Bu bir Tanrı emriydi ve yasa kabul edilirse ‘Şehita’ya (Yahudilikte Hayvan Kesim Yasaları) bundan böyle nasıl uyacaklardı?

Artık çok yaşlanmıştı, coşkulu halk akın akın toplantı salonunu terk ederken Salamon aralarında sıkışıp kaldı ve son nefesini verdi.

Tarihte Yahudiler Avrupa’nın en medeni ülkelerinde antisemitizmin bir yansıması olarak işte böylesi sınamalara maruz kalıyor, sık sık açmazlarla karşılaşıyorlardı.

Halk oylamasına doğru geri sayımın başladığı bu günlerde elimin altında okumakta olduğum romandan ilginç bir alıntıya yazımda yer verdim.

Ben referandumda kullanacağım oy konusunda kararsız değilim. Ancak bu oyumu roman kahramanı tüccar Salamon ile damadı Janki gibi zorda kalmaksızın, günümüz Türkiye’sinde bir Yahudi olarak değil, Türk vatandaşı olarak kullanacağım

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1342