Batya Natan

Gitmek fikri bir kere aklınıza girmişse...

Gidersiniz bildiklerinizden, gördüklerinizden, yazıklarınızdan, çizdiklerinizden.

Gitmek, size iyi gelecek sanırsınız.

Bir uçak kanadına, bir vapur biletine, bir tren vagonuna tutunup kaybolursunuz bilinmezliğinizin içinde.

Hem de öyle tıka basa dolu bir bavulla değil; bir kot, iki gömlekle kendinizi yollara atmak, iyi bir başlangıçtır olanı biteni anlamak için.

İyi gelecek sanırsınız.

Kanarsınız buna.

Ve kanar yaralarınız, siz kendinizden kaçtıkça.

Yaşadığınız her neyse, ondan ısrarla kaçtığınız;  saçınıza, teninize, ruhunuza sinmiştir.

Her geçen gün daha çok sizin olmuş, sizi daha çok kendinin yapmıştır.

Bilmediğiniz bir ülkenin caddelerini arşınlarken size durmadan: ”Senin burada ne işin var?” diye söylenen yaramaz bir çocuğun sesini duyarsınız arkanızda. Onu yakalayıp ağzına elinizin tersiyle vuramazsınız.

Kararlısınızdır.

Kaçarsınız caddeler boyu.

Saat farkına alışmak, farklı lezzette yemekler yemek, sokak satıcılarından ne işe yaradığını bile bilmediğiniz nesneler almak, vitrinlere boş gözlerle bakmak gibi işlerle boşluklarınızı doldurmaya çalışırsınız.

Yaramaz çocuk peşinizdedir.

Ayak sesleri kulağınızın dibinde.

Aldırmazsınız!

Elinizde, tavsiye edilmiş mekânların listesi ve şehir haritasıyla bilmediğiniz sokaklarda kaybolursunuz.

Yağan yağmur saçlarınızdan süzülürken ya da akşamın alaca karanlığı çökerken üstünüze, o yabancı, hüzünlü, korkak ve içini boyadığınız yalnızlık kaplar benliğinizi...

Yastığınızdaki koku yabancıdır.

İnsanların nezaketleri içinizi ürpertir; gülüşlerin uzaklığına anlam veremezsiniz.

Unutmak istersiniz, yeni bir sayfaya, yepyeni yazılar yazmak... Başka müzikler dinlemek, bilmediğiniz manzaralara bakmak... Yeni isimler bulmak, yeni gülüşlere kaymak...

Düzelemezsiniz.

İster otel odasından kapı dışarı çıkmayın, ister cehennemin dibine gidin, düzelemezsiniz.

İçinizdeki sizi düzeleceğinize inandırmaya çalışan ses aldatıcıdır, ardınızdaki çocuk gerçek.

Gayretiniz artar.

Gerekli gereksiz her türlü sohbetin başkahramanı da olsanız, sonsuz kadar da sussanız bir arpa boyu yol gidemezsiniz içinizde.

Yenilikler arasınız.

Yeni sesler, yeni dokunuşlar, yeni kokular, yeni yüzler.

Moda şarkılara tutunursunuz.

Düzelemezsiniz.

Her gün size daha da yaklaşarak büyür gerçeğiniz.

Cevapsız sorularınız, yarım kalmış masallarınız, yaşanması mümkünken yaşamadığınız hikâyeleriniz, ezberlemişken okumadığınız şiirleriniz varsa, geçmez.

Şehrin karanlık gece kulüplerine, boyalı kadınlarına, yüzü yaralı sokak serserilerine takılırsınız. Paranızın tamamını kumarda kaybetmekle, tek kuruşunu harcamamanız; karşınıza çıkan her kadında bir iz bırakmakla birine bile dokunmamanız; kavgalardan uzak durmanızla eliniz acıyarak eve dönmeniz arasında hiç fark yoktur.

Hayatın size verdiği adresin dışında adresler arama çabanız boşunadır.

Girdiğiniz her sokak yabancı, ışığı yanan her pencere size karanlıktır. Şehrin ışıklı caddelerinde tanıdık yüzler arayarak ve hiçbirine rastlamayarak dolaşırsınız.

İçinizdeki çocuk, peşinizi bırakmaz.

Düzelemezsiniz.

Düzeleceğinizi sanmanız, basit bir aldanmadır.

Geçecek sanırsınız, kanarsınız buna.

Ve kanar yaralarınız, siz kendinizden kaçtıkça.

Yabancı şehirlerde attığınız her adım, sizi bitmemiş hikâyelerinize daha da yaklaştırır.

Arkanızdaki çocuk size yetişirse, şanslısınızdır.

***

Yazılarımla ilgili değerli görüşlerini benimle paylaşan tüm okurlarımıza içtenlikle teşekkür ederim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1325