“Siyon Önderlerinin Protokolleri”, Yahudi halkının, kendinden olmayanları esareti altına alarak dünyayı yöneteceğini ileri süren, modern zamanların en gelişmiş komplo teorisini ortaya koyar

" />
Batya Natan

Siyon önderlerinin protokolleri...

“Siyon Önderlerinin Protokolleri”, Yahudi halkının, kendinden olmayanları esareti altına alarak dünyayı yöneteceğini ileri süren, modern zamanların en gelişmiş komplo teorisini ortaya koyar

Siyon önderlerinin protokolleri...

“Siyon Önderlerinin Protokolleri”, Çarlık Rusyası’nın yurtdışındaki liderlerinden Pyotr Ivanovich Rachkovsky gözetiminde, ilk kez 1897 – 1899 yılları arasında Paris’te Rusça olarak kaleme alınır ve yayınlanır. O tarihten günümüze, birçok lisanda ve değişik başlıklar altında, güncel olaylardan esinlenen uydurma hikâyelerle ve elbette ki, özü hiçbir zaman değişmeden, karşımıza çıkar.

Fransız Devrimi ile başlayan ve Sanayi Devrimi ile devam eden süreçte, Avrupa hem sosyal ve ekonomik çalkantılar içerisindedir, hem de siyasi olarak karışık bir dönem geçirmektedir. Çarlık Rusya’sı halkın giderek artan hoşnutsuzluğu ile boğuşurken, Napoleon Fransası’nda eşit vatandaş olan Yahudiler kendilerini zengin burjuva sınıfının içerisinde bulmuşlardır. Fransız – Alman Savaşı yaşlı kıtayı kana bularken, geniş halk kitlelerini avucu içine alan sefalet, çözülmesi gereken ciddi bir problem olarak zayıf siyasi otoritelerin önünde durmaktadır.

Tarihin kısa bir zaman dilimi içinde, Karl Marx, 1848 yılında Komünist Manifesto’yu kaleme alıp dünyada hüküm süren tüm sıkıntıların kaynağına sınıf çatışmalarını oturturken, bunu, tarihçi, sosyolog, ekonomist ve devrimci kimliği ile yapıyordu… Yahudi kimliği ile değil…

Lev Troçki veya gerçek adı ile Leyba Davidovich Bronstein, 1917 Ekim Devriminde başı çeker kurulan ilk politbüroda dış ilişkilerin sorumluluğuna getirilirken veya Kızıl Ordu’nun oluşması aşamasında görev alırken, bunu, teorisyen ve devrimci kimliği ile yapıyordu… Yahudi kimliği ile değil…

Bir bankerin oğlu olarak Frankfurt Gettosu’nda dünyaya gelen Mayer Amschel Rothschield, beş oğlunu Avrupa’nın çeşitli kentlerine gönderip ilk banka deneyimine yön verirken, birbirlerine karşı cephe alan hükümetleri değişik projelerinde kredilendireceğini veya onları birbirlerine karşı savaşlarında destekleyeceğini tahmin etmiyordu. Ancak öyle oldu ve Rothschield ailesi Avrupa’nın en saygın bankacıları arasında ilk sayılan isim oldular… Bunu, iş adamı kimliği ile yaptılar… Yahudi kimliği ile değil.

Dreyfus ailesi, Alsace Bölgesi’ndeki Mulhouse kentinin saygın ailelerinden biriydi. Almanya – Fransa arasındaki 30 yıl savaşlarında bölgenin Almanlar tarafından alınması ile birlikte Paris’e taşınmışlardı. Ailenin gözbebeği Alfred Dreyfus, bir yandan Ecole Polytechnique’i öte yandan da Ecole Superieure de Geurre’i bitirmiş ve Fransız ordusunda görev almıştı… Bunu Fransız kimliği ile yapmıştı, Yahudi kimliği ile değil…

Ancak olanlar oldu ve O Alfred Dreyfus – daha sonra düzmece olduğu anlaşılacak bir dizi belgenin ortaya çıkarılması ile Almanlar lehine casusluk yapmakla suçlandı… Yıl 1894 idi ve orduda yüzbaşı rütbesi ile görev yapıyordu. Ancak suçlandığında, Fransız kimliği ile değil, Yahudi kimliği ile suçlanıyordu…

Yahudilerin Devrim Yasalarından yararlanarak eşit vatandaş olmaları ve toplumun hemen her seviyesine başarılı bir şekilde entegre olmalarına karşı çıkan birçok çevre ve özellikle Kralcılar, Katolik kilisesi ve muhafazakârlar öyle bir kamuoyu oluşturmuşlardı ki, Dreyfüs Davası normal seyrinden çıkmış, şiddetli bir antisemit olay haline gelmişti. Halk yığınları, bir yandan La Libre Parole türü Yahudi aleyhtarı yayınlarla yönlendirilirken, öte yanda mahkeme salonlarındaki ifadeler, davanın her aşamasında ortaya çıkan düzmece deliller ile Dreyfüs Fransa’yı can düşmanı Almanya’ya satan Yahudi konumuna indirgeniyordu. O bir vatan hainiydi.

Dolayısı ile Siyon Önderlerinin Protokolleri’nin ilk kez Paris’te yayınlanmış olması hiç de şaşırtıcı değildir… Yahudiler o dönemlerde bazıları için “ulus içinde ulus” gibi görünmekteydiler. Oysa kapitalist karşıtı kuramın babası Marx’ın bankacı Rothschield Ailesi ile ne gibi bir işi olabilirdi. Ya da Dreyfüs’ün Lev Troçki ile… Veya ilk politbüronun başkanı Lev Kamenev ile…

Geniş halk kitlelerinin Yahudiler hakkında pek az bilgiye sahip olmaları, kitabın Yahudiliği geniş halk kitlelerine – kendine göre – duyuran bir yayın olması, kolay okunabilir popüler bir dille kaleme alınmış olması sonucu, Siyon Önderlerinin Protokolleri kısa zamanda çok iş yapar.

Daha sonraki yıllarda, 1905’te daha uzun versiyonu “Küçük içinde büyük” adı ile yayınlanır. Tarih, Çar donanmasının Uzakdoğu’da tarihi bir yenilgi alması ve Romanov Hanedanı üzerindeki kara bulutların çoğalması ile denk düşer. Hanedanı devirmek isteyenlerin arasında, kırsal bölgede zorluklarla boğuşarak yaşamaya çalışan milyonlarca Rus’un yanında, bir avuç Yahudi devrimcisi de vardır.

1906 yılında bu kez “İnsan Irkının Düşmanları” adı ile çıkar. Ana fikri aynıdır, ancak içerik bayağı zenginleştirilmiştir.

1917 yılında yayınlanan Protokoller ise bir hit olma özelliğindedir. Burada, Yahudi liderliği Theodor Herzl ile özdeşleştirilir. Birinci Dünya Savaşı’nın süregeldiği ve Avrupa ile Yakındoğu coğrafyasının şekillendiği bu süreçte, Yahudilerin, Osmanlı idaresinden kopan Filistin toprakları için olan “ihtiraslarına” vurgu yapılır. Balfour Deklarasyonu’nun da ilan edildiği bu dönemde gelen kitap, Yahudi’nin şeytanlaştırıldığı ve dünya halkları üzerinden iş yaptığı ileri sürülen birçok düzmece olayı kamuoyunun dikkatine taşır.

1919 yılının Ocak ayı Paris’te, anti Bolşevik Beyaz Ruslar tarafından, gerçi Rusça, ama olsun, bu kez, Versailles Barış Görüşmeleri’ne gelen heyetlere dağıtılır. Yahudilerin, görüşmelere katılacak Siyonist Kongre heyeti üzerinden, dünyayı parsellemeye yönelik bir çalışma yapacaklarını, birçok ülkenin – bu arada Rusya’nın da – Yahudi çıkarları doğrultusunda satın alındıklarını ifade etmektedir.

1920’de yine Rusça olarak, Berlin, New York, Paris ve Tokyo’da satışa sunulur. Nazi partisinin 1929 yılında Almanca basım hakkını satın alacağı, Rusça dışında bir dildeki ilk yayın, 1920 yılında çıkar. Hitler’in başbakan olarak karşımıza çıkacağı 1933 yılına dek, Protokollerin Almancası 33 kez basılacaktır. Hitler, Kavgam’ı kaleme aldığında, Protokollerden esinleneceğini söyleyecekti.

Yeni dünyanın en azılı antisemitlerinden Henry Ford, 1920’de çıkarttığı haftalık “Dearborn Independant” adlı dergisinde, “Dünya Yahudi Komplosu” başlığı altında, Protokolleri, bir yazı dizisi halinde yayınlar. Aynı yıl, Boston’da, anti-Bolşeviklerin çıkarttıkları kitabın tercümesi yayınlanır.

1920’den sonra ise işler çığırından çıkar… “Yahudi Tehlikesi” adı ile Londra’da yayınlanır. The Times konu ile ilgili geniş haber yapar. “Dünyadaki Rahatsızlığın Nedeni” başlığı ile Morning Post, protokollerden alıntıları sütunlarına taşır…

Aynı dönemlerde ilk Arapça baskısı Şam’da sunulur. Bunu Fransızca dilindeki ilk yayınlar, Polonya, Güney Amerika, İtalya’daki yayınlar izler. Henry Ford “Uluslararası Yahudi: Dünyanın En Büyük Problemi” adlı kitabını çıkarır. Nazi Partisinin ideologlarından Alfred Rosenberg’in, “Siyon Önderlerinin Protokolleri ve Yahudilerin Dünya Politikaları” adlı kitabı ise Almanya’da aynı yıl içinde üç kez yayınlanır.

1933 yılında Protokollerden alıntılar Romanya Meclisi’nde gündeme alınır ve okunur. Faşist milletvekilleri, ülkedeki Yahudilerin hemen kovulmaları gerektiğini savunur.

1939yılında Hitler, Yahudi karşıtı politikalarını haklı göstermek adına, Protokollerin yabancı ülkelerde okunmasını sağlamak gerektiğinin ifade eder. Aynı yılın sonunda, İspanya’da Franco yanlıları liderlerinin yeni yıl mesajının başına Protokollerden alıntılar eklerler.

1957 yılında, Süveyş Savaşı’nın hemen sonrasında bu kez Mısır’da yayınlanır Protokoller. Yükselen Arap milliyetçiliğinin etkisi ile çok okuyucu bulur.

1967 Altı Gün Savaşı’nda Arap dünyasını destekleyen Sovyetler Birliği’nde İsrail karşıtı akımlar hız kazanır. Devletin resmi yayın organı Pravda ile birlikte yüzlerce yerel gazete, aynı gün, “Siyonizm nedir ?” başlıklı bir makale yayınlar. Burada, Protokollerin dile getirdiği birçok komplo teorisi yeniden gündeme getirilir.

Hemen akabinde, Beyrut’taki İslam Enstitüsü kitabın Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Arapça baskılarını 300.000 adet olarak piyasaya sürer.

Daha sonraki yıllarda, “Los Protocoles de los Sabios de Sion y la Subversion Mundial – Siyon Bilgelerinin Protokolleri ve Dünya Egemenliği” adı ile Arjantin’de karşımıza çıkar aynı fikir. Bir ilginç olanı da, “Hindistan’a Karşı Uluslararası Komplo” adı ile Bombay’da yayınlanır… Yıl 1974…

Dünya devletleri veya daha doğru bir deyimle dünya toplumları gerçekten Yahudi kimliği ile bu denli ilgililer miydi ki, neredeyse insanın var olduğu her kara parçasında Protokoller yayınlanmış ve ilgi uyandırmıştı? Yoksa bu, ilk Yahudi’nin tarih sahnesine çıktığı dönemlerden bu yana, “en çok satan” konu muydu ki, bu denli prim yapıyordu?

Avrupa ülkelerinden Arap ülkelerine, Çarlık Rusyası’ndan Sovyet Rusya’ya, Japonya’dan Arjantin’e, Hindistan’dan Avustralya’ya, Vatikan’a kadar her yerde “Siyon Önderlerinin Protokolleri” kabul görmüş, Yahudi düşmanlığının kurumsal bir hale gelmesinde büyük rol oynamıştır. Her biri birbirinden bağımsız ancak tek fikir altında birleşen, Yahudi aleyhtarı karikatürler ve fıkralarla güçlenen antisemit edebiyatının bir başyapıtıdır söz konusu olan.

Kaynak:

A Lie and A Libel,

 The History of the Elders of Zion,

Binjamin W. Segel

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
705