Batya Natan

65 yıl sonra Ölüm Kampları

Holokost’ta hayatını kaybeden altı milyon Yahudi’yi anmak amacıyla her yıl Polonya’da düzenlenen Yaşam Yürüyüşü’ne katılan yazarımız Nedim Büyükabolafya, bu hafta da Polonya’daki ölüm kampları hakkındaki izlenimlerini paylaşıyor

65 yıl sonra Ölüm Kampları

“Gördüğünüz gibi on – on beş sene sonra bizlerden – Şoa (soykırımdan) kurtulanlarından- gerçekleri anlatmak için geriye kimse kalmayacak. Bu tura siz gençler gelmezseniz, öğrendiklerinizi ve gördüklerinizi anlatmazsanız, o zaman Şoa’yı inkâr edenler kazanacaklar.”

George Herczeg (Holokost kurtulanı)

Toplam 3.000.000 Yahudi’nin öldürüldüğü altı ölüm kampı. Biz gezimiz sırasında bunlardan günümüze izleri kalan üçünü ziyaret etme imkânını bulabildik.

MAJDANEK ÖLÜM KAMPI

Lublin şehri yakınlarında,  2,7 km2’ye yayılmış, çifte dikenlerle çevrili ölüm kampı. Her biri sekiz metre yüksekliğinde 19 gözetleme kulesi, yedi gaz odası ve küçük bir krematoryum ile çalışmaya başladı. Eylül 1945’te beş ocaklı bir krematoryum daha ilave edildi.

Kampın girişinde SS kumanda binası, dışında ise subay barakaları ve gazinoları bulunmakta.

Kamptan içeri giriyoruz.

Yalancı cennet karşımızda. Etraf  göz alabildiğine yemyeşil.

Bu yalancı cennetten kurtulmak ve gerçeklere dönebilmek için gözlerimi kapatıyorum. Kuş sesleri yavaş yavaş insan çığlıkları ile yer değiştiriyor.

Gözlerimi açtığımda hiçbir anlamı veremediğim, zaten hiçbir manası olmayan anıtın karşısındayım. Merdiven başında o görkemli anıta doğru bakıyorum, yol sanki bana hayatı anlatıyor.

Yavaşça önümüzdeki hafif eğimli yoldan ilerlemeye başladık. Tepemizdeki güneş bütün sıcaklığı ile bizleri kavurmaya çalışırken, ben yavaş yavaş soğuğu iliklerimde hissettim. İki yanımızda, iki insan boyu duvar. Artık güneşin ısısından eser kalmadı. Yanımızdaki duvarlar ve üzerimize gölgesi vuran o heybetli anıt bizi tamamen etkisine aldı. Önümüze basamaklar geldi. Basamakları çıktıkça karşımıza aydınlık çıkmasına rağmen bizler o manasız gölgeden kurtulamadık. Birden sağ yanımızda bir aydınlık belirdi. Sanki bir kaçış yolu, oysa biz merdivenleri çıkmaya devam ettik. Merdivenler bitince anıtı tutan iki kaidenin arasından güneş gözlerimizi kamaştırsa da anıtın gölgesi hala üzerimizdeydi. Anıtı geçip aydınlığa ulaşınca önümüze tekrar merdivenler çıktı. Merdivenlerin sonunda, parça fakat düzensiz yerleştirilmiş blok taşlar ve bu taşların sonrasında asfalt yol.

Ben, bu yürüdüğümüz yolu hem hayata hem de 1933-1945 arası Nazi Almanyasındaki Yahudi yaşantısına benzettim. Bu anıtı yapan Polonyalı heykeltıraş (Tulkin, 1969) ise bu yolu Kızıldeniz’e benzetmeye çalışmış.

Artık Majdanek Ölüm Kampı’ndayız.  

Sağımıza kamp komuta binası…

Majdanek komuta binası. Majdanek’ı idare eden subaylardan birini karısı, gelen esirlerden sağlıklı ve parlak tenli olanlarını ayırıp kendi özel hizmetleri için kullanmış.

Esirleri zeytinyağlı yemeklerle besliyor ve kötü hava koşullarından korunmaları sağlıyordu. Sonunda bu mahkûmların derilerini yüzüp kandilde kullanıyordu.

Yolumuza devam ediyoruz.

Gaz odalarındayız… Ölüme giden yolun ilk durağı

Bir sonraki durağımız ise yatakhaneler. 

Dizi dizi yatakhane barakaları ve içlerinde onlarca tahta ranza...

Hepsi o günlerden kalma iskemleler, kap-kaçaklar,  Yahudilere verilmesi emredilen kalori miktarları ve daha nice korkunç manzara… Bütün bu kanıtlar Nazilerin yok etme çabalarına ve dünyanın Holokost inkârına rağmen gözlerimizin önünde.

İlk deneme fırını, cesetleri taşıyan araçlar ve daha çok ‘önce insan sonra Yahudi’  yakmak için geliştirilmiş fırınlar…

Majdanek Ölüm Kampı’ndaki son durağımız.

Kipa’ya benzettiğim bir anıtın altındaki insan külleri.

AUSCHWİTZ VE BİRKENAU

Auschwitz girişteki “ARBEIT MACHT FREI” (çalışmak özgür kılar) takı karşılıyor.

Maalesef bu giriş takını da Yahudiler yapmış. Fakat yapanlar  “ARBEIT” kelimesindeki B harfini ters yazarak dünyanı dikkatini çekmek istediyse de başarılı olamadılar.

Almanlar 1940’da Polonya’lı politik esirler için düşünülmüş yeni bir toplama kampı kurdular. Auschwitz’ in seçilme nedeni, bulunduğu yere trenle kolaylıkla ulaşılabilmesi, çok geniş bir alana yayılması, çevresinden tamamen yalıtılmış olmasıydı.

Auschwitz’den içeriye giriyoruz.

SİZİ YAŞAM VE ÖLÜM BİRARADA KARŞILIYOR.

Etrafta mahşeri bir kalabalık var. Dünyanın dört bir yanından yaşlısı-genci, sağlamı-engellisi…

Binlerce yıllık insanlık tarihinin en yüz kızartıcı yıllarını UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK adına toplandı.

Yürüyüşe başlamadan evvel Auschwitz’in müzeye dönüştürülmüş birkaç binasını gezme fırsatımız oluyor. O mahşeri kalabalığın verdiği yaşam mesajı yerini ölüme bırakıyor.

 800,000 çift ayakkabı, yüzlerce valiz, binlerce gözlük, yüzlerce takma kol ve bacak, onlarca tallet…  Bu satırlara sığdırabildiğim birkaç ayrıntı.

Bu binalardan ayrılıp dolaşmaya devam ediyoruz. Karşımıza SS doktoru Josef Mengele’nin 10 numaralı hastane binası çıkıyor. Onlarca akıl almaz deneyin yapıldığı o korkunç bina artık ölüm sessizliğinde.

Devam ediyoruz. Ve darağacı.

Tüm bu korkunç yapıların içinde sade ve yalnız, fakat o sessiz sadelik, milyonlarca Yahudi’nin katline sebep olan onlarca SS subayından intikam alan tek yapı. 

Yürüyüş zamanı geliyordu. Auschwitz’de son ziyaret noktamız krematoryum.

Yaşanmış vahşete tanık olabilmek için içerisini dolaşıyoruz. Ve küçük bir anıtın önünde KADİŞ okuyoruz.

Yürüyüş için yapılan çağrı, bizleri ölüm sessizliğinden yaşamın enerjisine davet ediyor.

Yedi bin insan Cenevre’deki toplantıya nispet edercesine yürüyor…

ARTIK BİRKENAU’DAYIZ

1942 ilkbaharında mevcut ana kampa ek bölüm yapıldı. Bu yeni kamp huş ağacı ormanı içinde olması sebebiyle huş ağacının Almanca karşılığı olan Birkenau ismi verildi.

22 Mart 1943’te Birkenau’ya dört yeni krematoryum ilave edildi.

27 Ocak 1945’te Kızıl Ordu Birkenau’ya girdiğinde karşılaştıkları manzaraya inanamadı.

836,225 kadın elbisesi, 348,000 erkek elbisesi, 38,000 erkek ayakkabısı…

Bizler ise filmlerde gördüğümüz o karanlık tren yolundan yürüyoruz.

Tek fark, koyun gibi vagonlara istiflenmiş Yahudi olarak değil, barışı ve kardeşliğe davet eden Yahudiler olarak…

… Mezbahaya götürülen koyunlardık

     Şimdi gururlu ve güçlü aslanlarız

     Utanç çağrıştıran o sarı yıldız

     Şimdi cesur yaşam armamız oldu…     

Judy Freeman

Tören başlamadan kendi törenimizi yapıyoruz…

Dünyaya barış mesajları veren konuşmalar sonrası kamp turlarımız son buluyor…

 Şimdi bizlerin son görevi…

Gaz odalarında son nefesini vermiş, katledilmiş, boğulmuş, diri diri yakılmış, işkence görmüş, dövülmüş, ya da donarak ölüme terk edilmiş altı milyonu hatırlamak. Olanları sessizce izleyen dünyanın gözleri önünde yok edilmek istenen bir milletin kutsal hatırasını kalplerimizde yaşatmak.

Ve biz, kendimiz ve çocuklarımız için bu kutsal hatıranın bekçisi olmak…

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1081