Batya Natan

“Asla yalnız yürümeyeceksin”

Son bir ay içerisinde üç farklı ülkede, dört farklı sahada futbol maçına gitme şansım oldu. Artık klişeleşmiş derece bahsi geçen Avrupa futbol kültürü kavramını da, bu vesileyle kendi gözlerimle tecrübe etmiş oldum. Aslında futboldaki kalite farkı konusuna çok değinmek istememekle birlikte, biraz ondan da bahsetmek durumundayım

“Asla yalnız yürümeyeceksin”

İlk gittiğim maç, Londra’ya varır varmaz bir dostumuzun yardımıyla kart bulmuş olduğum Arsenal–Manchester City maçıydı. Her şeyden önce şunu söyleyerek başlamalıyım ki stadyuma ulaşım metro ile sağlanıyor. Şehrin merkezinden metroya bindikten sonra stada yaklaşan her durakta biraz daha kalabalıklaşan ve kadın-erkek yaşlı-genç herkesin bir çeşit orijinal Arsenal eşyası (atkı, forma, t-shirt vb.) malzemesine sahip olduğu bir yolculuktu. Metrodan çıktığımda, stadyumun yerini bilmememe rağmen bulmak çok zor olmadı. Zira metrodan çıktığım anda kendimi bir insan selini içinde buldum. Herkesi takip edip köşeyi döndüğüm anda stadyum zaten karşıma çıktı. Vaktim olduğundan, takım eşyalarının satıldığı mağazaya girdim. O kadar düzenli ve o kadar çok çeşit arasından kendi maç hazırlığımı tamamladıktan sonra stadyuma geri döndüm. Yolda gördüğüm formaların sırtında pek çok farklı isim vardı. Çoğunluğu oyuncu ismi taşıyan bu formaların arasından en sık görülen iki tanesi 10 numaralı “Legend” ve 14 numaralı “God” formalarıydı. Arsenal seyircisi bu şekilde eski iki efsanevi futbolcusu olan Bergkamp ve Henry’ye hayranlıklarını gösteriyordu. Stadyuma geldiğimde çok kolay bir şekilde gitmem gereken kapıyı buldum, orada bekleyen arkadaşlarla yerimizi bulduk Tahmin edebileceğiniz gibi elli küsur bin kişilik stadın yaklaşık seksen tane kapısı var ve çok rahat bir şekilde yerinize ulaşabiliyorsunuz. Yerimiz oturduktan bir süre sonra maç başlayacaktı. İşte o an en etkileyici anlardan birini yaşadım. Stadyum hoparlörlerinden “ Bayanlar baylar, bu haftaki lig mücadelesi için karşı karşıya gelen Arsenal ve Manchester City takımlarını sahaya davet ediyoruz” ve bütün seyirciler ayakta alkışlıyor. Çünkü eğlenmeye gelinmiş, herhangi biri kendi takımına laf etse olay çıkarabilecek kadar takımlarına düşkün olan bu insanlar maç başlamadan iki takımı da ayakta alkışlayabiliyorlardı. Pek alışık değildim ben bu duruma. Neden mi?

Çünkü aradan tam bir hafta geçtiğinde Ali Sami Yen stadındaki “yılın derbisi”ne gitme şansım oldu. Bu derbilerde yaşamaya alışmış olduğumuz ve hepimizin bildiği bir rezalet ile karşı karşıya kaldık. Belli şeylere takılmamak lazım aslında. Emre Belözoğlu’a yapılanlar, yok Lugano’nun attığı kafa falan… Bunlar her yerde oluyor. Doğru olduklarından değil ama, Figo Real Madrid’e transferinden sonra Camp Nou’ya geldiğinde kendisine atılanların arasında hatırlarsanız domuz bile vardı. Neyse ama hiç olmazsa biraz futbol seyretmek umudundaydım, o da futbolcuların önce topu sonra birbirlerini tepişmesiyle hayal olarak kaldı.

Londra’ya geri döndüğümde ise “yılın maçına” gitme şansı buldum. Futbol, atmosfer, mücadele, eğlence… Ne ararsanız vardı Chelsea – Liverpool maçında. Üstelik bence dünyanın en özel taraftar kitlesi olan, Liverpool seyircisinin arasındaydım. Senelerdir “Şampiyonlar Ligi”nde çeyrek final ve yarı finallerde birbiriyle karşılaşan bu iki takım arasında da ciddi bir rekabet bulunuyor ve taraftarların birbirlerine pek de sıcak davrandıklarını söylemek mümkün değil ama maça girerken insanları yönlendiren polisler hariç bütün o kalabalığın arasından geçen kırmızı formalıları umursamıyordu. Evet zaman zaman sataşanlar oluyor ama en kabası “yarın senin için çok kötü bir gün olacak” diye arkamdan bağırıyordu. Stamford Bridge’de biz Liverpool seyircileri polis tarafından da pek hoş karşılanmadık. Yaklaşık beş adımda bir güvenlik kontrolünden geçmek durumundaydı ve her defasında bir beş dakika ayakta bekletiliyorduk. Haliyle maça da biraz gecikmeli olarak girebildik. Yetkililer ile maçın geç başlatılması için pazarlık yapanların olması da oldukça ilginçti. Yanlış anlamayın, ilginç olan talebin olması değil, bunu karşılıklı oturup konuşabileceğiniz yetkilinin olmasıydı. Neyse sonunda yaklaşık bir aydır beklediğim an gelmişti. Biletini Anfield’de 1-3 kaybedilen maçtan önce almış olan şahsım için, aslında azıcık umut ama çok büyük bir heyecan vardı. Derken daha durduğu yere alışamadan atılan iki golle bambaşka bir yerde ayakta durmaya başladım. Bu noktada değinmek istediğim birkaç nokta da yapılan tezahüratlar. Her iyi hareketten sonra, sadece gollerden sonra değil, oyunculara destek veren kişisel tezahüratlar mevcut. Teknik direktör için de ayrı bir tane var. İşin en ilginç yanı da dünya klasikleri üzerine bestelenmiş bu marşlar ve sürekli olarak devam ediyor. Aslen çok da gürültülü olmayan Chelsea seyircisi bile, bu maç için besteler yapmış durumdaydı ve maç boyunca karşılıklı atışmalar gidip geldi. İkinci devre başında ise beklediğim an gelmişti. Yaklaşık 1500 kişi Stamford Bridge’de “You’ll Never Walk Alone” (Asla Yalnız Yürümeyeceksin)söylemeye başladı. Tek kelimeyle inanılmazdı. Liverpool tezahüratlarının ciddi bir kısmı kulübün şanlı tarihine, beş kez Avrupa Kupası kazanmış olmasında dayanıyor. Haliyle Chelsea ile de sonrada görmüşlük üzerine dalaşmalar oluyor. Chelsea taraftarları ise Roma’ya odaklanmış ve artık bu kupayı kaldıracaklarına inanmış şekilde takımlarını destekliyorlar. Herkesin bildiği gibi maç 4-4 bitti ve ilk maçın avantajını kullanan Chelsea turu atladı. İtiraf etmeliyim ki, biraz da korkarak çıktım dışarı kırmızı formamla. Dışarıda içki ve galibiyet sarhoşluğu sonucunda beni nelerin beklediğini bilemiyordum. Ama bir Chelseali çiftin yanına sığındım ve onlarla beraber metroya yürümeye başladım. Evet yolda sataşanlar oldu ama kimsenin kişisel bir saldırısı olmadı. Kendilerince Liverpool’un yüz bulmuş hali olan bana Liverpool karşıtı tezahüratlar yapıyorlardı. Bütün o mavi formalıların arasındaki halime gülen, acıyanlar vardı çünkü geri kalan Liverpool seyircileri ya formasızdı ya da onları bekleyen otobüslere binip geri dönmeye başlamışlardı ve etrafta bir tek ben kalmıştım. Masmavi bir metronun içinde Londra’ya ilk defa gelmiş iki Liverpool taraftarı ile evlerimizi geri döndük.

Son olarak da Camp Nou’ya gitme şansı buldum. Senenin bence en iyi futbolu oynayan takımı olan Barcelona’nın Sevilla’yı 4-0 yendiği ve tam anlamıyla sahadan sildiği maçtı. Akdeniz kültürü dolayısıyla bu atmosfer bana çok da yabancı gelmiyordu. Şehri bilenler için Diagonal Caddesi’nden 10-15 dakika yürüyerek stadyuma varabiliyorsunuz. Stadyum mimari anlamda inanılmaz güzeldi. Maç başlamadan birkaç dakika önce yanımdaki kişiyle stadın ne kadar boş olduğunu konuşurken, konuşma bittiğinde stadyum dolmuştu bile. Barselona’da değişik olan şey futbolun bir aile etkinliği olması. Bütün maç goller hariç oturularak seyrediliyor ve pek çok yaşlı insan torunları ve ailenin diğer bireylerini maça getiriyor. Maç başlamadan önce Barselona marşı çalınıyor ama ekranlardaki karaoke yardımıyla, bilen bilmeyen herkes eşlik edebiliyor. Hiç bilmeyenler ise arada sırada üç kere “Barça” diyerek durumu kıvırıyor. Daha evvelki iki maça oranla oldukça sakin bir seyirci kitlesi olduğunu söylemem gerekir fakat sahadaki mücadele rekabet etmekten o kadar uzak ki seyirci de hırçınlaşmaya gerek duymadan keyfiyle tezahürat yapma şansı buluyor. O günden beri her gördüğüme söylediğim ve Real Madrid maçıyla tescillenen bir şey var “Eğer Barselona’nın oynadığı şey futbol ise dünyanın geri kalanı ya sadece topa vuruyor ya da topla tepişiyor.” Gerçekten başka bir düzeyde oynuyorlar. Hatta o kadar güzel oynuyorlar ki benim aklımda bu maçla kalan en dominant şey futbolun kendisi.

Çocukluğumdan beri yok Avrupa böyle, yok orada stadyumlar şöyle, seyirci öyle hikâyeleri dinliyordum ve çok şükür kendi gözümle bunu tecrübe etme fırsatım oldu. Farklı insanların spora bakış açılarını görmek, benim kendi bakış açımı değerlendirmemde bana çok yardımcı oldu. İnşallah herkesin benimkilere benzer fırsatları olur.  Futbolu sevmeyen arkadaşlarınız için bile çok ilginç tecrübeler olabileceğine inanıyorum, o yüzden yolu düşenin bir kere için bile olsa kesinlikle denemesi gerektiğini düşünüyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
716