Batya Natan

“Eppur si muove” *

İnsanlığın zorbalık, diktatörlük ve giderek faşizm karşısında kahramanlara mı ihtiyacı vardır, yoksa tavizkâr tutumuyla sorunu çözmeye çalışan bilge insanlara mı? Bu meselenin bugün için önemi nedir? Peki zorba kimdir? Sokaktaki insan kimdir? Galileo mu haklıdır? Sokrates mi? Freud neden insanı suçlar? * “Dünya yine de dönüyor”

İnsanlığın, zorbalık, diktatörlük ve faşizm karşısında kahramanlara mı ihtiyacı vardır, yoksa tavizkâr tutumuyla faşizmi alt etmeye hedeflenmiş bilge adamlara mı?

Felsefe ve tarih bu sorunsalı tam 2500 yıldır tartışırken bu meselenin bugün için önemi nedir?

Peki zorba veya faşist kimdir? Sokaktaki insan kimdir?

* * *

Milattan önce 400 yıllarında Atina’da, Sokrates eski tanrıları tanımamak, aksine yenilerini icad ederek, ‘gençliği zehirlemekle’ suçlanmış; düzeni  bozduğu gerekçesiyle ölüme mahkum edilmişti.

Dünya tarihinin bu en büyük düşünürü cezadan kurtulmak için ne bağışlanmasını talep etmiş, ne de arkadaşlarının yardımını kabul ederek kaçma yoluna başvurmuştu. O, iyi bir vatandaş olduğunu, yasaları çiğnemek istemediğini belirterek, zehir içmiş, hayatına kendi eliyle son vermişti.

O bir kahramandı artık yeryüzü tarihinde. Lakin, affedilmeyi kabul etse, insanoğlu onun fikirlerinden daha fazla yararlanmayacak mıydı? Zor bir soru…

Sokrates’in ölümünden yaklaşık 2000 yıl sonra İtalya’da genç ve hırslı bir profesör Pisa Kulesi’nin tepesine çıkarak kendisiyle alay etmeye hazır olan öğrencilerinin ve meslekdaşlarının bakışları arasında, farklı ağırlık ve aynı büyüklükteki kurşun topları aşağı doğru atmaya başlar. Profesörün amacı Aristoteles’in iki bin yıl once ortaya attığı ve o güne değin mutlak doğru olarak kabul edilen ‘cisimler ağırlıklarıyla orantılı hızda düşerler’ tezini çürütmekti.

Bu çılgın adamın adı Galileo Galilei idi. Tezi çürütmüş ama dönemin yöneticilerinin ve Kilise’nin ilk tepkisini çekmişti bile. Galileo iki bin yıldır hiç bir şekilde sorgulanmayan bir ‘doğru’nun yanlış olduğunu kanıtlamıştı.

Bu ‘düzen bozucu’ bilimadamı daha sonra Kilise’nin çok daha büyük öfkesini çekecek bir alana daha el atar.

Bilinenin aksine gezegenin yapısının dünya merkezli olmadığını, dünyanın da sabit olmayıp güneşin çevresinde dönen bir gezegen olduğunu ileri surer. En önemli iddiası ise Kilise’yi ayaklandırır! “Dünya tepsi gibi değil, bir top gibidir ve sürekli olarak hem kendi etrafında, hem de güneşin çevresinde dönmektedir”i savladığı gün kaderi değişir ve Engizisyon’da yargılanır.

Kilise’nin doğrularına karşı çıkmak kimsenin haddi değildir. Engizisyon Mahkemesi daha on altı yıl once doğa filozofu Giordano Bruno’yu Kilise’nin dogmalarına aykırı fikirlerinden dolayı kâfir ilan etmiş ve yakmıştı.

Galileo Galilei, bugün bile hala tartışılan bir karar alarak, “insanlığın boş kahramanlara değil, onu ileriye götürecek bilimadamlarına ihtiyacı var” der ve bulgularının yanlış olduğunu ve bu nedenle bağışlanmasını talep eder.

Affedilen Galileo daha sonraki hayatında gizlice köşesinde çalışmalara devam eder. Onun geri çekilmesi, aslında bilimin gelişmesi, insanlığın evrilmesi için yapılmış taktiksel bir tavırdı.

Tam on altı yıl daha çalışmalarına aralıksız devam eder.  Kilise’nin yumuşadığını sanarak eski düşüncelerini daha da sağlamlaştıran ünlü “İki büyük yer sistemi” adlı eserini yayınlar. Lakin Kilise, düzenini, otoritesini korumaya kararlıdır. Galileo yeniden Engizisyon’ a düşer. Kilise bu ‘sapkın’dan  kurtulma zamanının geldiğine inanmıştı. Kimse, hele bir bilimadamı yeryüzü yasalarının doğruluğunu sorgulayamaz, gençleri ‘zehirleme’ hakkına sahip olamazdı, tıpkı 2000 yıl once Sokrates’I ölüme mahkûm eden Atina yargıçlarının düşündüğü gibi. Otorite, zorbalıkla da olsa herdaim sağlam tutulmalıydı.

Anlaşılan faşizm neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir yönetim şekliydi. Ya boyun eğeceksin, ya boynun vurulacaktır.

Galileo, bu kez fikirlerinden kısmen taviz verir. Müebbet hapse mahkûm olur. Mahkemeden çıkarken, “Eppur si muove” (“dünya yine de dönüyor”) şeklinde bağırdığı Kilise’nin kayıtlarında yer alır.

Galileo on yıl kadar daha çalışmaya devam eder ve insanlığa, yaşayarak büyük yardımda bulunduğunu inanarak 1642 yılında hayata veda eder.

Kilise, insanlığa büyük hizmet verdiğini, ölümünden 350 yıl sonra ona itibarını iade ederek, kabul eder.

Zorbalık, gerçekler karşısında zorunlu geri adım atmıştır, geç de olsa..

 * * *

Sigmund Freud, otoriter yönetimlerin ve faşizmin insanlığın güçlü direniş göstermediği sürece her daim hayat bulacağını söyler. “Kimse zorbalığın veya faşizmin ortadan kalktığını asla düşünmesin. Daimi zafer yoktur” der.

Ve Freud’un tezini pekiştiren en önemli iddiası da şu: “Hepimiz biraz faşistiz, hepimiz otoriteyi severiz. Bunun sayesinde güvence ve mutluluk duyarız. Faşizmde iç çatışma kaybolur ve insanlar kendilerini güçlü hissederler. Onların bu hazzını görenler de faşizme yönelirler…”

Freud, Hitler’in yaptıklarının tamamını göremeden hayata veda ettiğinde olabileceklerin hepsini öngörmüş oluyordu…

* * *

Her şeye rağmen, “Dünya yine de dönüyor”…  

Bu, zorbaların en korktukları slogan olsun…

 

* “Dünya yine de dönüyor”.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1604