Batya Natan

Tarkovski’nin miraşçısı

William Saroyan’dan alınan öyküsüyle, “Sürgün”, dinsel simgeleriyle, mistisizmiyle, İncil’den aldığı gönderme alıntılarla, aynen Tarkovski’de olduğu gibi, hazmı zor bir film. Aralarındaki iletişimin çıktan koptuğu, mutsuz bir karı-kocanın yeni bir hayata adaptasyon sürecini anlatan film, kafa karıştırıcı ve karmaşık bir yapım. İpucu vermekten kaçınan ketum anlatımı, ağır ve törensel temposuyla film, dini metaforlar eşliğinde işleniyor.

Tarkovski’nin miraşçısı

Sibiryalı yönetmen Andrey Zvyaginstsev’in “Sürgün”ü, izlenmesi zor bir aile trajedisi

Görkemli dramaturjisi, görsel açıdan benzersiz güzelliğiyle film izlenmeyi hak ediyor. İlk film, Altın Aslan ödüllü “Dönüş”e hayran kaldığımız, 44 yaşındaki Sibirya’lı yönetmen Andrey Zvyagintsev, 2. filmi “Sürgün / Izgnanie” ile Tarkovski’nin mirasına sahip çıkmaktaki iddiasını sürdürdüğünü gösteriyor.

Pulitzer ödüllü Wiiam Saroyan’ın “Gülünecek Şey” adlı romanından, yönetmenin, Artem Melkunyan’ın işbirliği ile senaryolaştırdığı, “Sürgün”, dinsel simgeleriyle, mistisizmiyle, aynen Tarkovski’de olduğu gibi zor izlenen bir film.

Dini referanslara dayanan sinema diliyle, ucu açık bir din sembolizminin hakim olduğu filmde, izleyiciden sebebini açık etmeden sonuç çıkarması isteniyor. Bu izlenmesi zor, kafa karıştırıcı ve karmaşık yapım, sanatçının ilk filmi “Dönüş”e pek benzemiyor. “Dönüş”, 12 yıllık bir aradan sonra, aniden ortaya çıkan gizemli bir babanın, henüz ergenlik çağındaki iki oğluyla çıktığı bir yolculuğu anlatan muhteşem bir filmdi.

“Sürgün”ü de, tıpkı “Dönüş”te olduğu gibi, aklımızda binbir soru ile izliyoruz. İpucu vermekten kaçınan, ketum anlatımı, ağır ve törensel temposuyla film, İncil’den beslenen bol bol dini metaforlar eşliğinde anlatılıyor.

Aile reisinin doğum yeri olan köydeki kır evine bir seyahat ile başlıyor film. Karı-koca ve iki çocuk, büyük şehirdeki hayatlarını bırakarak, dededen kalma kır evinde yaşamak üzere bir kasabaya taşınır.

Görünürde her şeyin süt liman olduğunu zannederken, karı-koca arasındaki iletişimin çoktan koptuğunu ve mutsuz bir evlilikle karşı karşıya olduğumuzu anlarız.

Kırsal hayata ayak uydurmaya çalışan aileden yaşanan huzursuzluğun sebebini çok geçmeden anlarız. Uçsuz bucaksız bir vadinin ortasındaki yeni evlerine, yeni hayatlarına alışmaya çalışan karı-koca arasına, bir itiraf bomba gibi düşer.

VİCDAN AZABI TRAJEDİSİ

Kadının başka bir adamdan hamile olduğunu kocasına itiraf etmesiyle, ev ölüm sessizliğine bürünür. Bir erkeğin gururuyla vicdan arasında sıkışmalarını, yaşadığı ikilemi film, ağır ve kasvetli bir atmosfer eşliğinde anlatır. Kadının görünürdeki ihaneti yüzünden ailesinin parçalanma aşamasına gelmesi, izlemesi sabır isteyen durgun bir sinema diliyle anlatılır.

İhanete uğramış olmanın acısını ve öfkesini içine atan koca, ağabeyine ve bir arkadaşına danışarak kararsızlığına son verir. Karısıyla aşığını öldürme fikrini başından atarak, çocuklarının analı-babalı büyüyebilmesi ve yeni bir başlangıç yapma adına karısını bağışlar.

Ancak bir şartı vardır, karısından karnındaki bebeğine kürtüj yaptırmasını ister. Günahlar ve vicdan azabının yükü altında ezilen karı-koca için zor günler bitmemiştir.

Dini motiflere boğulan senaryo, İncil’den alıntılar yaparken, Havva’nın yasak meyveyi sunarken erkeği günah işlemeye zorlamasının altını çiziyor. Film adını, kahramanlarının cennetten “Sürgün” edilmelerinden alıyor.

Filmin müzik partisyonunu hazırlayan Estonyalı usta besteci Avro Part, dini atmosferli müziğiyle yönetmene destek veriyor.

GÖRSEL ŞÖLEN

Andrey Zvyagintsev atmosfear yaratmadaki ustalığını biraz da harika bir görüntü yönetmeni olan Mihail Kriçman’a borçlu. “Dönüş”teki birlikteliklerini sürdüren iki sanatçı, Moldovya manzaralarından, dia güzelliğindeki tablo gibi görüntülerle, bizlere bir görsel şölen sunuyorlar.

Temposunun yavaşlığına rağmen, görkemli dramatijisi, görsel açıdan benzersiz güzelliği ile “Sürgün” (“Dönüş” kadar olmasa da) izleyiciyi etkilemeyi başarıyor.

Filmin 2 başrol oyuncusu, görkemli kompozisyonlarıyla, yönetmenin işini kolaylaştırıyorlar. İhanete uğramış olmanın travmasını yüz ifadesi ve mimiklerinden okuduğumuz yönetmenin demirbaş oyuncusu Konstantin Lavronenko, bu rolüyle Cannes’de En İyi Aktör seçilmişti. Aldatan eş’te Maria Bonnevie’nin yorumu Lavrenko’dan da başarılı.

“Sürgün” Son Cannes Film Festivali’ne damgasını vuran “kürtaj” olayının iki kahramanından biriydi. Diğer kürtaj filmi, Altın Palmiye ödülünün galibi “4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün”de genç yönetmen Cristian Mungiu kürtajı ahlaki bir problem olarak görmüyor, sadece yasaklı bir dönemin şartlarına uymaya çalışan iki genç kadının durumuna odaklamakla yetiniyordu. Bir kürtaj sorununa dayanan öyküsüyle “Sürgün”de, bir aile reisi, karısını kürtaja zorlarken, bir aile dramına sebep oluyor.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1021