Facebook`ta misiniz?

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
9 Ocak 2008 Çarşamba

Günün kaç saatini bilgisayar ekranının başında geçirdiğimi hiç düşünmedim. Teknik konularda bir deha olmadığım için ekran bağımlısı da değilim. İletişim sınırları içinde geçinip gidiyordum. Ta ki, hayatıma ‘Facebook’ girene kadar!
Bildiğiniz üzere, Facebook, Mark Zuckerberg adlı Harvard’lı bir öğrencinin arkadaşlarıyla iletişim sağlamak için hazırladığı bir programdı. Zaman içinde bu ağ genişledi ve birçok üniversiteyi içine aldı. Sonunda tüm dünyaya yayıldı.
Bir ay kadar önce ‘Facebook’a üye olmak için bir davet aldım. Giriş o giriş. ‘Merak’ ne kadar şeytanca bir duyguymuş. Bir yandan birçok tanıdığı karşınızda buluyor, diğer yandan konuşmak istemediklerinizi tek bir tuş ile ‘ignore’ ediyorsunuz. İnanılmaz bir güç veya popülist deyimle: “şaka gibi”. Düşünsenize gerçek hayatta muhatap olmak istemediğiniz şahıslar sanal dünyada bir ‘tık’la yok oluyorlar.
Dahil olmak istediğiniz, ilgi alanınıza giren sayısız grup var. İlk katıldığım grup, ‘Büyükadalılar’, ardından ‘over 45’ (kırkbeş üzeri olanlar) sonra da okul arkadaşlarımdı. Zamanla zincirin halkaları uzayıp gitti. Bu yazının bir kısmı İngilizce sözcüklerden oluşacak. Başka seçeneğim yok, zira şimdilik Facebook’ta kullanılan dil bu.
Her ne kadar, geçenlerde Radikal 2’de tiyatro yazısı yayınlanan ve bundan gurur payı çıkardığımız Perspektif sayfası yönetmenlerinden David Ojalvo, ’45 üzeri’ ekibe Facebook Kursları (!) düzenliyorsa da sabrının sınırlarını zorlamak istemiyoruz.
Ciddi sohbetler kişisel fotoğraf albümleri vs.nin yanısıra ‘hoş’luk olması açısından arkadaşlarınıza gönderebileceğiniz objeler veya temenniler de var. Seçenekler neredeyse sonsuz. Örneğin: hug, kiss, kick... –açıklaması: A arkadaşı B’ye sarılıyor / öpücük yolluyor / tekme atıyor.
İşte bu basit ‘hoş’luklarda fena halde takıldım. ‘Herkes yolluyor, ayıp olmasın’ diyerek bir yanlışlık yapacağımı bile bile denedim. ‘Teknik deha’ ufak bir felaket yaşadı. Geri dönüşüm olmadı. Nasıl olsun? Büyük olasılıkla, gereksiz otuz kişiye sarıldım (hug); bir kaçına tekme attım (kick); tek bir kişiye de balbakağı fırlattım (throw a pumpkin); o da kime rastgeldi, hiçbir fikrim yok!
***
Şaka bir yana ‘Facebook’ çılgınlığı aldı başını gidiyor. İnsanda bağımlılık yarattığı da bir gerçek. Zira çoğu kişi bunu yaşantısının bir parçası haline getirdi.
Her tür olayda çabuk etkilendiğim ama hemen ardından geri çekilip karşıdan bakmaya çalıştığım için hayatımda bir bağımlılıktan fazlasına yer olmadığına karar verdim. Dolayısıyla artık ben Facebook’a değil, o bana bağlı olacak...
Ayrıca, korkarım bu yeni akım, ilerde baş ağrısı da yaratabilecek. Zira içinde kişilere ait çok fazla özel data’lar içeriyor. Bunların nasıl kullanılacağı da soru işareti.
***
Dikkatimi çeken bir başka ayrıntı da çoğu insanın Facebook’a iş saatlerinde girdikleri. Tabii, bunun aksini de görmek mümkün. Yani aradığınız kişi o anda işte ve sizi yanıtlamıyorsa, 1x1 boyutundaki resminin yanında: “Tilda şimdi çalışıyor” (Tilda is at work) yazısı karşınıza çıkacak.
***
Biraz da gerçek hayata dönelim. Günlerden Pazar. Bir aile büyüğümüz Or- Ahayim’de yatıyor. Ortam ne kadar iyi olursa olsun, hastane odaları neşe kaynağı değildir. Aniden koridorda 10- 11 yaşlarından bir grup çocuk belirdi.
Meğer hasta ziyaretine gelen UOML öğrencileriymiş. Her odaya tek tek girdiler. Hatır sordular ve birer küçük şişe kolonya bırakıp gittiler. Bir anda solunan hava değişti. Gerek hastalar, gerekse hasta yakınlarının bu ince düşünceyi ne denli takdir ettiklerini anlatamam. Gençlik; umudu, yaşamı simgeler. Hastaların da bakım kadar moral desteğine de gereksinimleri var.
Ulus Özel Musevi Lisesi yöneticilerini ve bu vesileye yer verdikleri için  Or- Ahayim Hastanesi yetkililerini kutlarım.