Batya Natan

Stiletto ayakkabilar ve Sandik

Her yeni kitabı çıktığında, Beki L. Bahar, sevincini paylaşmak üzere, elinde bir pasta ile Şalom’a gelir. Bu gelenekten hepimiz farklı tatlar alırız. Kitabın Gözlem’de yayınlanması veya yayınlanmaması hiç farketmez. Beki L. Bahar bu kez de geleneğini bozmadı. İki gün sonra yurtdışına gidecek olmasına ve ‘hepimiz zorunlu sağlıklı beslenmedeyiz’ uyarısına rağmen, hem pasta, hem tuzlu çeşitlemesiyle çıkageldi. Üstelik herbirimize imzalamak üzere yeni çıkan şiir kitabıyla birlikte...
Günümüzde şiir kitabı yayınlamak cesaret ister. Okur kitlesi o kadar sınırlı ki! Her ayrıntının abartıya kaçmamasına özen gösteren Beki Hn., kapak tasarımı için biraz söylendiyse de; “Neyse canım olan oldu” deyip konuyu değiştirdi. Oysa ki, kapak gayet iyi. Kitabın adı: “Sevdim onu”. Soran gözlerimizi gören Beki Hn.: “İnsanların aklına genelde, yaşanmış bir aşk, bir sevgili vs. gelir. Oysa, söz ettiğim, çocukluğumdur. Zamanın koşulları içinde henüz altı yaşında iken, büyümem gerektiğini kavradığım an. Kısaca, yaşanamamış bir  “çocukluk”. Nitekim Beki L. Bahar, kitabın ilk sahifesinde, genelde ithaf edilen bölümde, şu şiiri yazmış: Sevdim onu / Bir yabancı diyarda / Garonne kıyısında / 2 Eylül 1939’da / Savaş duyurularında / Yitirdiğim o çocukluğu...
Ne zaman, herhangi bir konuda yorum yapmaya çekinsek; “Rahat olun, ben sizin anneniz sayılırım” diyen Beki L. Bahar’ın geçmiş ‘Anneler Günü’nü kutluyor, nice kitap ve pasta ile bizi ziyarete gelmesini diliyorum.
* * *
Bir dönem merakla beklediğimiz olaylar zaman içerisinde heyecanını yitiriyor. Uzun yıllar Eurovision Şarkı Yarışması’nın yapıldığı Cumartesi geceleri evlerde toplanırdık. Hatta kimileri elinde kalem kağıt, oylamayı da yapar; evin hanımı da, yarışma başlamadan ikramları ortaya koyar, böylece tek şarkı bile kaçırmazdı.
Senede bir kez gerçekleşse de, Eurovision esprisi yok olup gitti.
Dolayısı ile geçtiğimiz Cumartesi gecesi eski Eurovision’ların tadını ve heyecanını aratmayan bir doğum günü kutlamasındaydık. Son zamanlarda hayli sık düğünlere gidiyor, birbirimize ‘darısı başına, darısı başınıza’ ve ‘inşallah, inşallaah’ tekerlemeleri arasında dağıtılan şekerlerden anında ‘iki tane’ alıp çantaya atıyoruz.
Bu arada çocuklarımız büyüdüğünden Bar-Mitzva’lardan uzak kaldık. Ve doğal olarak gittiğim her 13 yaş kutlamasından büyük keyif duyuyorum. Selim M.’a bir kez daha bir ‘illüzyonist’ kadar hızlı, gitar sesi kadar uyumlu ve hitabeti kadar güvenli bir yaşam diliyorum. Kalabalık bir aileden daha büyük bir zenginlik olamaz; o geceden anılarda en çok kalacak olan görüntü, bir sevgi çemberiydi.
* * *
Son günlerde bir muhtarlıklarda, bir de ayakkabıcı dükkanlarında yoğun bir trafik yaşanıyor. 22 Temmuz’da sandık başına gidecek olan vatandaş, bağlı olduğu yerde oy kullanamayacaksa, muhtardan gerekli belgeleri alıp, o gün bulunacağı bölgedeki muhtarda 21 Mayıs akşamına kadar işlemlerini tamamlamalı.
Ayakkabıcılara gelince; henüz ‘hızlandırılmış sağlıklı yaşam’ programını uygulamakta olan bayanlar, kanımca alışverişe ayakkabıdan başlıyorlar. Bu yaz kırmızı rugan bir ‘stiletto’nuz yoksa ortalığa çıkmayın. Stiletto’nun ne olduğunu henüz bilmiyorsanız, hemen bir ayakkabıcıya gidin. Yanınızda mutlaka bir arkadaşınız olsun. Zira, ayakkabıyı otururken denediğinizde durum iyi gibi gözükse de, ayağa kalkarken arkadaşınız iki elinizden tutsun.. Tıpkı seçimler gibi. Öncesi iyi de, sonra kim ayakta kalacak?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1413