Batya Natan

Lavandula Angustifala

Sonbahar adım adım kendini hissettirmeye başlıyor. Evdeki dolaplar da yavaş yavaş içerik değiştiriyor. Yazlıkları kaldırmak kolay. Ama iki mevsim arası kolayca farklı boyutlara geçmişseniz, kışlıkları denemek bir facia. İşe girişmişken devam ettim tabii. Dolabın içi mağaza reyonları gibi dizili. Pantalon4, etek5, gömlek6, vs7; sonuç içine rahat girilen tek kıyafet yok. Neyse ki, daha klasik bir çizgim olduğu için hepsine tekrar girme şansı mevcut. Derhal ayakkabılara geçiyorum. Bilmem hiç dikkat ettiniz mi? ‘Toplu’ ve ‘üzeri beden’ kullanan insanların ayakkabısı çoktur... Sebebi de çok basit. Üzerinizde fazladan ağırlık birimleri yer ettiğinde, giysi almak istemeyebilirsiniz. Ama ayağınızı zarif gösterecek bir ayakkabı mutlaka bulursunuz. Görülen o ki, bu sezon etek yok, ama ayakkabı çok...
***
Tıpkı sonbahar gibi adım adım olgun bir ‘yaş’a ulaştığımı varsayıyorum. Bu arada sohbaharın en sevdiğim mevsim olduğunu söylemeliyim. Yere dökülen yaprakların üstünde yürümek, çıkan ‘hışırtı’yı duyumsamak huzur verir.
Diğer yandan ‘yaş’ konusunda çok olgun olduğumu söyleyemem. Yirmi yaşından başlayarak, her on senede bir küçük bir şok yaşarım. Sonra sakinlerim. ‘İnsan hissettiği yaştadır’ doktrini kesinlikle anlayamadığım bir (hipo)tezdir. Zira birgün içinde farklı saatlerde, farklı yaşlarda hissederim kendimi. Sadece koltuktan kalkarken: ‘Ay, dizim’ dediğimde, ‘ondandır’ yanıtına inandırıcı bir cevap yetiştiremiyorum.
***
Geçen gün Dr. İzak Pardo ofise uğradı. Pardo’yu lise yıllarımdan beri tanıdığım için sohbetimiz farklıdır. Bir baktım, doktorun yüz hatları huzurlu, gözlerinin içi gülüyor. Çok sevindim, değişiminin nedenini de merak ettim. Dr., son zamanlarda yaşamına sporu ilave etmiş. “Jimnastik ve yüzme.” Ve üstelik ‘toplu’ bile değil! İzak Pardo için çok sevindim. Hırslanınca iştahı kesilenlerden olmadığım için, o anda ne yapacağımı bilemedim. Yüzüm gülüyor ama dolaptakiler ağlıyor. Galiba yürüyüş ayakkabılarını kutusundan çıkarmalıyım.
***
Kimi zaman randevunuza on dakika erken varırsınız. Sokakta beklemek istemez bir dükkana girersiniz. Ben de öyle yaptım. Peşpeşe giysi satan mekanları geçip vitrini hoş doğa / doğal ürünler satan bir dükkana girdim. İçerde etrafa bakıp yorum yapan müşterileri dinliyorum. Tahmininizden çok bilgi sahibi olursunuz bu sohbetlerden. Derken mağaza yöneticisi bayan yanıma yaklaştı. Elime baktı: “İzin verirseniz size bir ürün önereceğim” deyip uzun izahatlara girişti. Randevu saatim geldiği, önerilen ürün de lavanta yağı olduğundan, sohbeti sona erdirmenin en kısa yolu, üzerinde ‘Lavandula Angustifala’ yazılı minik şişenin bedelini ödeyip gitmekti. Öyle de yaptım. Aynı gün, gece haberlerini dinlerken, bir yanımda kumanda, kucağımda tepeleme doğranmış meyve tabağı öbür yanımda gazeteler, ayaklarımı uzattım. Yeni aldığım lavanta yağı şişesini de yanıma aldım. Bir damla damlatılacak. Kimbilir hangi sevimsiz haberi dinlerken bir damla akması gereken ‘Lavandula Angus.....’ bol miktarda üzerime döküldü. Tabii ondan sonra bir doğa ürününün doğal olmayan lekesini kimyasal ürünlerle pantalonumdan yok etmeye çalıştım.
***
İşin özü: Her mevsim standart kalıplarda kalmak, çok kolay değildir. Ayakkabı ve lavanta yağı geçiş dönemleri için yararlıdır. Gülen bir yüz ve yürüyüş yapan insanlar her mevsim aranılan dostlardır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın
1404