kanada REklam

Paris’ten İstanbul’a, Amerika’ya ve sonrasında Bebek’ten Or Yom’a: Raşel Kalderon

Paris’ten İstanbul’a, ardından bir dönem Amerika’ya ve sonrasında Bebek’ten Or Yom’a uzanan buruk yaşam hikâyesini Raşel Kalderon’dan dinledik.

Paris’ten İstanbul’a, Amerika’ya ve sonrasında Bebek’ten Or Yom’a: Raşel Kalderon

υ Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

1 Ağustos 1943’te İstanbul’da doğdum. Dört yaşındayken, ailemle Paris’e yaşamaya gittik. Annem, evlenmeden önce gençliğini Paris ve Peru’da geçirmişti. Paris’e gidince, annem ve babam, annemin akrabalarının dükkânında tekstilde çalışmaya başladılar. Elbiselerin modellerini annem seçer, diktirir ve satardı. Babam ise muhasebeye bakardı. Sermayeyi ise akrabaları koymuştu. İki buçuk yılın sonunda, akrabaları Peru’da daha çok para var diyerek Peru’ya gitti. Çalıştığı sürece, annem bir taraftan, Paris’te haute couture tahsili yaptı. Fakir ailelerin kızları gelinlik satın alamadıkları için düğünden sonra elbise olarak kullanabilecekleri gelinlikler dikmeye başladı ve gelinlikleri ile tanınmaya başladı. Ancak akrabaları Paris’i terk edince, annem ve babam iş bulamadılar ve İstanbul’a dönmek zorunda kaldılar.

Gençliğinde annemin Paris’teki bütün arkadaşları gestapo tarafından öldürülmüştü. Annem ise Türk pasaportu olduğu için geri dönebilmişti. Paris’te kaldığımız 2,5 yıl boyunca beni yuvaya verdiler. Ancak yuvada kalmak istemedim. Evimiz, annemin babamın çalıştıkları dükkânın iki kat üstünde olduğu için uzun saatler beni evde tek başıma bırakmaya başladılar. Bana bir radyo aldılar, ben de bütün gün klasik müzik dinlemeye başladım. Bu sebeple klasik müziği çok severim. Bu yıl Mimar Sinan Üniversitesine müracaat ettim, müzikoloji bölümüne dinleyici olarak katılacağım. Paris’te dört yaşında iken bana Fransızcayı, toplama, çıkarmayı ve ülkelerin başkentlerini öğrettiler. Bir de İbranice Şema’yı söylemeyi öğrettiler. Her gün Şema’yı söylerdim. Şimdi Ulus Musevi Lisesinde İbranice kurslarına yazılacağım. İbranicem orta seviyede, okuduklarımı anlamak için İbraniceyi iyi öğrenmem lazım. Ayrıca her cumartesi sabahı Neve Şalom Sinagoguna giderim.

υ İstanbul’a dönüşünüzde hangi okula yazıldınız?

O dönemde Birinci Karma Okulunda Bay Behmuaras müdürlük yapıyordu. Okuma-yazma, sayma, toplama-çıkarma bildiğim için beni hemen okula kabul etti ancak iki ay sonra hayatını kaybetti. Okulda çok sıkıntı yaşadım çünkü diğer öğrenciler Türkçe, ben ise her şeyi Fransızca biliyordum. Beşinci sınıfta müfettişin sorduğu bütün soruları sınıfta sadece ben cevaplayabildim. Tabii bu duruma gelmek için çok çalıştım. Ortaokulu Sainte Pulcherie Fransız okulunda okudum. Sonra Amerikan Kız Kolejinin sınavını kazandım ve koleji bitirdim. Sınıfta dört sene boyunca, önümde Tansu Çiller oturdu. Tansu, ‘Bu burada duracak’ dediği zaman, o orada durmalıydı. Aynen başbakanken “Bu ya olacak, ya da olacak” dediği gibi. Okulu bitirdikten sonra Robert Kolej Üniversitesinde fen ve yabancı diller üzerine özel öğrenci olarak okudum. Özel öğrenci olunca diploma alamıyordunuz. Sonradan yurt dışına gidebilme imkânı verdiği için özel öğrenci oldum. Amerika’ya gittim. New York’ta Quinn’s College’da iktisat master’ı yaptım. Hamstate New York’ta Costa Üniversitesinde de okudum ama bitiremedim zira maddi olanak gerekiyordu. Matematik masterının yarısını bitirebildim. Bir yıl da TÜBİTAK’ta bulundum. Uygulamalı matematikte doktora öğrencisi oldum. Birkaç yıl sonra da Harvard’a gittim ve orada siyasal bilimler ve iktisat dalında master kurslarına katıldım.

υ Ve sonra İstanbul’a döndünüz. İstanbul’da kader sizi nerelere götürdü?

Hiç evlenmedim. Biri hariç beni isteyenlerin hepsi işsiz ve parasızdı. Bende de zaten para yoktu. On sekiz yaşına geldiğimde, babam “Bizden bu kadar. Şimdi sen git hayatını kazan” dedi. Ancak okumak istediğimde maddi destekte bulanacağını söyledi.

Babam Pasteur Hastanesinde idareci idi. Hatta emekli olduktan sonra bile, evde oturmamak için orada ücretsiz çalışmaya devam etti. İstanbul’a döndüğümde, bir gün babam “İyi değilim” dedi ve kısa bir süre sonra onu kaybettik. Annemin ise göğsünde bir ur vardı. Fransa ve İsrail’e gittik. Ameliyat oldu, ancak iki yıl sonra onu da kaybettik.

υ Annenizi de kaybedince “İstanbul’da parasız pulsuz, tek başıma kaldım” dediniz. Sonra hayatınızı nasıl kazandınız?

Özel ders vermeye başladım. Çok öğrencim oldu. İyi bir muhitte yaşamak ve öğrenci bulabilmek için yüksek kira verdim. Parasız kalmamın ve Barınyurt’a gelmemin nedeni de bu oldu. Annem o hasta haliyle, Bebek’te bana ev buldu, dayadı, döşedi ve oraya taşındık. Ben bu arada ders veriyordum. İlk öğrencilerimden biri ise Billur Kalkavan’dı. Bir yıl İspanyol Konsolosluğunda İspanyolca kurslarına gittim, İspanyolca öğrendim. Almanca da öğrendim. Tabii Fransızca ve İngilizce kadar iyi değil ama ders verebiliyordum.

υ Tercüme de yaptınız, değil mi?

Bir gün sokakta Seiko’nun sahibi Yasef Acıman’a rastladım. “İş yerimde tercüman arıyorum, tercümanlık yapabilir misin?” dedi. Sekiz yıl orada çalıştım ve hiç para almadan çocuklarına da ders verdim. Sonra beş yıl Papillon okulunda Fransızca, Fransa tarihi ve coğrafyası dersleri verdim. En iyi para kazandığım yer orasıydı ama on birinci sınıflara ders verirken, bir-iki sorunlu öğrenci yüzünden Papillon’dan ayrıldım.

υ Sonra özel derslere devam mı?

Her branşta özel ders vermeye devam ettim: Fizik, kimya, matematik, Fransızca, İngilizce, Türkçe, İspanyolca, Almanca, edebiyat ve Türkçe dilbilgisi. Bir dönem Profilo’da da çalıştım. 9,5 yıl orada her tür tercüme işi yaptım. Ayrıca siyasi konularda danışmanlık da yaptım.

υ Barınyurt’a nasıl geldiniz?

2000 yılında geldim. O dönem, Osmanbey’de Talat Paşa İlkokulunun yanında bir evde oturuyordum. Bir-iki ay kiramı ödemedim. Ev sahibi bana dava açmadan, eşyalarımı sokağa attı ve evi kilitledi. Beş gün sokakta yatmak zorunda kaldım. Komşularım her gece bir apartmanın bodrumunda kalmama izin verdi. Her gece sekizde yatıp, sabah sekizde uyanıyordum. Fare, köstebek, hiçbir şeyin farkına varmıyordum. Gecenin nasıl geçtiğini bilmiyordum. Allah’ın mucizesi diyeceğim ben buna.

Cemaatten David Sevi ve eşinin ailesi bana yardımcı olmaya çalıştılar. Onları daha önceden tanıyordum. Çocuklarına ders vermiştim. Bana Kurtuluş’ta bir ev buldular, kirasını ödeyeceklerini söylediler. Ancak ev çok uzaktaydı. Ben, tek başıma bir kadın, derslerden çıkıp oraya dönemezdim. Kabul etmedim ve Barınyurt’a gitmeye karar verdim.

υ Or Yom’da mutlu musunuz?

Çok mutluyum ancak arkadaşlık fazla yok. İsteyene ücretsiz İngilizce dersi veriyorum. Odada iki kişi kalıyoruz. Bakım çok iyi. Beş yıldızlı otel gibi diyebilirim. Yemeğine aşığım. Bütün ihtiyaçlarımız da gideriliyor.

υGünleriniz nasıl geçiyor?

Genelde odamda kalırım. Klasik müzik dinlerim, televizyon seyrederim. İtalyanca dinleye dinleye, İtalyanca konuşulanları anlamaya başladım. Salı günleri gezilere ve aktivitelere katılıyorum. Ayrıca Fransa ve Türkiye arasında ‘En iyi Fransızca bilen’ konusunda bir yarışma düzenlenecekmiş. Fransız Konsolosluğu’na müracaat ettim, cevabını bekliyorum.

υ Bir kitap yazdığınızı söylediniz. Kitap ne hakkında?

Üç çok iyi dostum vardı: Doktor Behmuaras, Doktor Benbanaste ve Hahambaşılık Protokol Şefi Hayim Eliyezer Kohen. Yetim ve kimsesiz olduğum için, bir sorunum olunca onlar bana yardım ederdi. Hayim Eliyezer Kohen, kitap yazarsam Gözlem Kitap’ta bastıracağını ve benden para istemediğini söylemişti. Ölmeden önce ‘Raşelika kimsesizdir, ona iyi bakın’ demiş. Ölümünden sonra öğrendim, çok duygulandım.

Kitabım ne hakkında diye sordunuz. Kitabımda otuz hikâye yazdım, onu Fransızca, onu İngilizce ve onu Türkçe. Hikâyeler tarih ve hayat tecrübelerimle ilgili. Cemaat Başkanımız İshak İbrahimzadeh kitabımı aldı ve Gözlem Kitap’ta bastıracağını söyledi.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın