The Wall

Üniversitelerde final sınavları haftasına girdiğimiz bu haftada Pink Floyd ile habere başlıyoruz. Duvarların yeniden örüldüğü, küreselleşmenin fiilen sona erdiği dünyanın ekonomik çıkış noktası ise bizzat yeni kıtanın kendisi olacak mı, bizlere zaman gösterecek.

The Wall

Yeni kıtada başkan duvarı öremedi, öremeyecek diye yapılan haberler ve yorumlar arşivlerden çıksa birçok kişinin fena yanıldığını göreceğiz. En son ABD ara seçimleri sonrası Demokratlar Kongre’de çoğunluğu ele geçirdiği için Başkan Trump’a fren yaptıracaktır diyenler Trump’ın bütçe onayı vermemesi ile bütün ABD’ye fren yaptırdığına şahit oldular. Başkan diyor ki “Eğer Meksika sınırına yapılacak duvara bütçede yer ve onay vermezseniz devlet gerekirse yıl boyunca kapalı kalabilir, buna hazırım.” Keza ABD ordusuna başkanlık kararnamesi ile ulusal güvenlik nedeni ile bizzat duvar örme emri vermeye dahi hazır olduğunu belirtiyor. Yenilenen NAFTA anlaşması ile Meksika’nın zaten dolaylı olarak duvarı finanse etmeye başladığını ifade ediyor. Seçim öncesi beyannamesinde söz verip de tutamadığı son kalemi de böylece finalize ediyor. Aralık verilerine göre işgücüne katılım, işsizlik gibi rakamlarda rekorlar kırılıp Obama dönemini geçince Başkan iyice güç kazanıyor seçmen nezdinde. Dolayısı ile ceteris paribus (Diğer tüm durumlar sabitken) tüm bunlar kendisine (eğer adaylığını koyarsa) ikinci başkanlık dönemini gösterecektir. Bu arada FED’e, Powell’a laf atarak (hırsız polis rolü ile), faizleri hızlı arttırmasın tarzı politik söylemleri ABD borsalarındaki geri çekilme ile desteklendi. Başkan özetle diyor ki, ‘dediklerim olmadığında ekonomik büyüme yavaşlar, aman ha’. Tabii tek sebep bu değil. Apple’ın satış hedeflerini ilk defa aşağı yönlü revize etmesi bunda önemli etkenlerden biri oldu. Aslında uzun zamandır kasa yenileyerek beklenen sonunu teyit etmiş oldu Apple. İnovasyonda Alphabet gibi rakiplerine, dördüncü sanayi devrimine cevap veremeyen Apple 1 trilyon dolarlık piyasa değeri olan şirketler arasında 700 milyar dolara doğru hızla geriledi.

Kripto paraların geleceği

Buradan kriz kâhini Nouriel Roubini’ye bir gönderme yapalım. Kendisi uzun zamandır Twitter hesabından, kripto para piyasasındaki 2018 yılındaki geri çekilmeleri ve Bitcoin’deki hızlı düşüşü işaret ederek bu piyasaya sahtekâr, dolandırıcı, balon yakında patlayacak, hepsi sıfırlanacak tarzı tweetler atıyor. Çoğu kripto paranın iş modelinin ve yayınladıkları (white paper) yatırımcı bültenlerinin, ICO halka arzlarının içinin boş olduğunu savunuyor. Evet, çoğunluğu için bu geçerli. Bitcoin kalır mı, bunu zaman gösterecek ancak bir önemli gerçek var Sayın Roubini. Blok zincirleri teknolojisi, bizim İstanbul Ekolü olarak Şalom’da bu sayfada aynı konudaki makalemizden beş gün sonra sitenizde yayınladığınız robotik ve yapay zekâ konulu makalenizdeki Endüstri 4.0’ın bir başlığı. Buna dayanan kripto paralar ise özellikle dijital ekonomi çağının bir parçası. Yani Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, kazanın doğurduğuna inanıp ölebileceğine inanmamak olmaz. Helikopter paraları dünya piyasalarına saçarak, enflasyon, büyüme yaratmayı hedefleyen merkez bankalarına ve merkez bankacılarına hâlâ körü körüne sahip çıkmak, insanlığa dünyada görüldüğü üzere bir fayda, refah, gelir dağılımı eşitliği getirmedi. Evet, kripto para piyasası regüle değil, kimsenin kontrolünde değil ve diğer tüm fiat paralar gibi kötü amaçlar için de kullanılabiliyor. Ancak fiat paralardan farklı olarak faiz taşımıyorlar, enflasyon yaratmıyorlar ve en önemlisi spekülasyonu ya da arzu edilmese de manipülasyonu tek bir ülkeye veya ülkeler grubuna hizmet etmiyor. Kaldı ki, örneğin regüle piyasada SEC kontrolünde olan Apple hisselerindeki iki aydaki yaklaşık 300 milyar dolarlık kayıp tüm bir yılda Bitcoin’in değer kaybına eşit. Son bir aydaki Apple piyasa değeri kaybı ise nisandan bu yana kripto para piyasasının kaybına eşit. Yani küçük yatırımcının korunması ise amaç regüle piyasaların belki de daha çok sorgulanması gerekiyor. Burada amacımız kripto paralara yönelik bir yatırım danışmanlığı veya tavsiyesi vermek asla değil. Savunma hiç değil. Ama sorgulanacak bir konuysa bu, dünya piyasalarının geldiği noktada sorgulanacak daha çok ve öncelikli başlık bulunuyor.

 

ABD tahvilleri sorunu

Mesela ABD tahvillerine karşılık basılan doların bugün bırakın dolar sözleşmeli vadeli işlemleri, sadece 22 trilyon dolarlık ABD tahvillerini ödeyemeyecek durumda karşılıksız olması. Roubini gibi ‘kripto paraların karşılığı yok’ diyenler için 135 milyar dolarlık bir piyasa mı (evet zirvesi 700 milyar dolardan geriledi) yoksa yüzde 107 kamu borcu olan ve bütçesi gibi dış ticaret açığı sürekli büyüyen bir ülkenin tahvilleri mi daha öncelikli sorgulanmalı diye buradan soralım. Yani değerli New York Üniversitesi profesörü Sayın Roubini, “Hey teacher, leave the kids alone”. Nitekim Trump’ın Çin dâhil birçok ülkeyi fütursuzca pazarlık masasına oturtmaya çalışması (ve tabii başarması) bu yüzden. Dış ticaret açıklarını kapatmaya çalışıyor Trump. Keza içeride işsizliği azaltacak, piyasayı canlandıracak önlemler almaya çalışıyor. Ki şu ana kadar bunları başardı. Dünyanın gözü bu hafta Çin’de bu pazarlıkları yürüten ekibin görüşmelerinden çıkacak sonuçta. Başkan’ın ticari bedeli ödenmediği taktirde ABD dünyanın polisi olmayacak söylemi de aynı noktaya çıkıyor. Eğer bu bir satranç ise, Başkan’ın bir sonraki ekonomik adımını görmek mümkün. ABD tahvillerinde yeniden yapılandırma için herkesle masaya oturacaktır.

Dark side of the moon

İnsanlık için büyük bir adım geldi geçen hafta. Çinliler ayın karanlık yüzüne indiler. Ayın diğer tarafında uzaylı kolonisi ve binaları var mı komplo teorisyenlerinden dünya düzdür savunucularına kadar herkes diken üstünde. Hollywood yapımı NASA’nın 1969 uçuşu mümkün değil diyenler yanıldıysa büyük bir ekonomik pazar çöküşe geçecek demektir. Uzay ekonomisini Türkiye’de ilk kez dile getiren yine bu sayfamızdan İstanbul Ekolü olarak sesleniyoruz. Uzayekonomisi.com çalışmaları akademik dünyada hızlanmak zorunda. Tüm para, banka, işletme, yönetim, pazarlama, iktisat kitapları ve teorileri yenilenmek zorunda. Faiz hesabından, mukayeseli üstünlükler teorisine, sigortacılıktan, turizm ekonomisine, pazarlamadan insan kaynaklarına bütün bildiklerimizi unutup, yeni baştan yazmamız gereken bir evreye girdik. Niye insan kaynakları diye soranlara bir vaka çalışması verelim buradan hemen: “Ya kâinatta yalnız değilsek”. Evet, insanlığın aslında önündeki en büyük çıkış noktası uzay ve ekonomisi. Ama tabii ki bir Elysium filmi değil arzu edilen. Onu bu dünyada yaşıyoruz, uzayda tekrarına gerek yok. Geçen haftaki bir diğer önemli gelişme; insanlığın uzayda ulaşabildiği en uzak noktada, 4 milyar kilometre öteden Ultima Thule’un kardan adama benzeyen iki yapışık gezegen fotoğrafı yine dünyaya ulaştı. Queen’den Brian May kendisi için bir şarkı yapmış diyerek biraz magazin katalım konuya, Pink Floyd’dan ‘Goodbye Blue Sky’ ve ‘Interstellar Overdrive’ ile es verelim.

Bir başka konu ise küresel ısınma nedeni ile yukarıda ve aşağıda (göreceli olarak tabii) buzullar eriyor. Bu ortaya metan gazı çıkardığı gibi bugüne kadar keşfedilmemiş canlıları ve bakteri, virüs ve benzerlerini çıkarıyor. Antarktika’nın Afrika kıtasından büyük bir yer olarak bir ülkeye ait olmadığı veya yukarıda Grönland’ın oradan gemilerin aşağıdaki Süveyş Kanalı yerine geçeceği gibi konularsa başka bir gündem.

Bilime bu kadar girmişken, sadece işini doğru yapmaya çalıştığı için geçen hafta eğitim şehidi olan Ceren Damar’a rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır dileyelim.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın