Alüminyum Hurda Geri Dönüşüm

Hamsa Simgesi: Yahudilikte ve Yahudilik folklorundaki gelişmesi

Yahudi halk kültüründe Hamsa, İslâm kültürü ile bağdaştırılır. Bilgili kişiler, iddialı bir şekilde bu geleneğe göre Hamsa’nın Hz. Muhammed’in kızı Fatima’nın elini simgelediğini ve beş parmağın da, İslâm’ın beş ana şartını: Allah’a imanı, namazı, zekâtı, orucu ve hacca gitmeyi ifade ettiğini savunacaklardır. Bu durumda bu simge ve obje, İslâm âleminin ve inançlarının içinde bu denli yer alırken nasıl olur da, geçmişteki çeşitli Yahudi cemaatlerinin bünyesinde yer almış ve bugünkü İsrail Devleti içinde de yer almakta? İslâm’ın bu simgesi, nasıl olur da Yahudi kutsallığı ile bu denli kaynaşabildi?

Hamsa Simgesi:  Yahudilikte ve Yahudilik folklorundaki gelişmesi

Kuşkusuz başka kültürlerin Yahudi Diasporasını etkilediği inkâr edilemez. Bunlar, bazen dini otoritelerin sert tepkisine rağmen özümsenebildi.

Hamsa bu yaklaşımın somut örneklerindendir. İslâm ülkelerindeki birçok Yahudi cemaatinin bu simgeyi ‘Yahudileştirmesi’ olgusunun ne zamandan beri ve nasıl geliştiği hususu hakkında kayıtlara geçmiş kanıtlar mevcut değil. Ancak çeşitli bağlantılar söz konusu. Örneğin ilk başta Tevrat’ta el sembolü, ilâhî Varlığın yüceliği ile ilişkilidir. On Emir’in verilmesinde Tanrı İsrailoğullarını “güçlü bir el ve uzanmış bir kol” ile kurtarmıştır. (Tesniye, 5: 14) Din bilgeleri Rav Hanina ben Dosa’nın fakirleşmesi üzerine eşinin dualarına “gökten uzanan bir elle” altından bir masa ulaştırıldığını anlatan bir Midraş’a (menkibe) de rücu ederler (Talmud, Ta’anit 25a). Ancak Mişna, ‘el şeklinde’ suretler yapılmasını, bunların sihirsel amaçlar için kullanılabileceği kuşkusu ile yasaklar. Gene de örneğin kadim Dura Europos Sinagogunun fresklerinde ayası açık el resimlerine rastlanır.

‘Tanrı’nın eli’ resimlerine daha ender olmakla birlikte Ortaçağ’da Avrupa Yahudilerinde de rastlanır. Örneğin 1300’lü yılların Almanya’sında neşredilen  ‘Kuş Başlı Agada (Anlatı)’ ve 14. yüzyılın ortalarında tertip edildiği tahmin edilen Sareyevo Agadası’nda bu simgeye rastlanmaktadır. Ne var ki örneğin Ortaçağ İspanya’sından intikal eden bir ketuba’da (evlilik akti) yer alan sözel veya resimsel Hamsa referansları, muhakkak ‘Tanrı’nın Eli’ni ifade etmek durumunda değildir ve bu bölgedeki İslâmî kültürün etkisinde kalmış olma olasılığı mevcuttur. 1492’de Sefarad Yahudilerin İspanya’dan ihraç edilmeleriyle beraber gittikleri ülkelerde bu simgeyi yaymış olma olasılıkları da var, ancak bu kesin değil. Örneğin Rodos’a yerleşen Yahudiler, bu simgeyi orada Yahudi cemaatine tanıştırmışlar fakat İtalya, Hollanda, İngiltere gibi Batı Avrupa ülkelerinde böyle bir gelişme gözlemlenmemiştir. Üstelik Hamsa, Sefaradların göç etmediği ve Kürt Yahudilerinin yaşadığı Kuzey Irak, İran ve Afganistan gibi İslâm ülkelerinde popülerdi. Bu durumda Sefarad göçlerinin bu öğeyi taşımış olmasından ziyade yerel etkileşmenin gücü kuramı ağırlık basmakta. Öte yandan sonuç ne olursa olsun, bu simgeye karşı dini kurumların pek bir itirazı olmamış gibi görünüyor. Nitekim de Hamsa’nın haricinde Kuzey Irak, İran, Fas, Tunus, Filistin, Irak ve Türkiye gibi ülkelerde Yahudilerin sinagoglarda ve evlerinde kullandıkları ritüel objelerde de bu simgeye rastlanmakta.

Değişik cemaatlerde tılsımlı obje

Hamsa’nın hem Avrupa ülkelerinde, hem İslâm ülkelerinde Yahudiler arasında yer alan tılsımlı objeler açısından birecikliği dikkat çekicidir: Hem Doğu Avrupa’da, hem Kuzey Afrika’da Tunus’taki Djerba Adası’nda rastlanan ve yeni doğan bir bebeği ve annesini kem güçlerden korumayı amaçlayan muskalarda 121 No’lu Zebur bölümünde yeralan (121: 1) aynı mısranın bulunması şaşırtıcıdır.  Aynı şekilde “Ana be Koah” duasının bir satırının İbranice baş harflerinden türeyen gizemsel ve kötü enerjileri kovmak için yazılan ‘kez’a satan’ yazısı da bu kapsamdadır. Bu bağlamda, değişik Yahudi cemaatlerinde kullanılmış ve Hamsa’nın resmini ihtiva eden muskalarda tekerrür eden bir cümle de; bebekleri çaldığına inanılan dişi şeytan Lilit’e ve yanındaki cinlere karşı koruma sağlayan üç meleğin adları da ve Tora’daki bir ayetin (“Bir büyücü kadının yaşamasına izin vermiyeceksin” Çıkış, 22. 17) altı kez yazılması da zikredilmelidir. Bununla beraber Doğu Avrupa Yahudi cemaatlerinde Hamsa’nın yanı sıra kullanılan ‘kutsal varlıklar’ ikonografisi o coğrafyaya mahsustur; Djerba’da örneğin balığın Hamsa’nın üstünde yer aldığı muskalar üretilmiştir. Ne olursa olsun, hepsinde de ana motif Hamsa’dır ve kutsal cümlelerin yanına yazıldığı Hamsalar da genellikle madenîdir.

Bu durumda Hamsa’nın İslâm kökenli ‘Fatimanın Eli’nden adapte edilip, İslâm âlemindeki Yahudi cemaatleri arasında uyarlanmasının nedeni ne olabilir? Bu simge kısmen de olsa, sinagogda cemaati kutsayan Kohanim sıfatına sahip müminlerin ellerini açışlarını çağrıştırır. Nitekim Ortaçağ’da Kohanim’in parmaklarını açış tarzında bugünkü gibi ve Hamsa’yı andırmayan bir düzen yoktu. Bugünkü parmak açış şekli, 15. yüzyıldan itibaren İtalya’da neşredilen kitaplarla standartlaştı. 20. yüzyıl başlarından kalan ve İstanbul’daki bir sinagogun Tevrat tomarlarının konduğu dolabın içindeki Parohet adlı perdenin üzerine işlenmiş el süsleri, doğrudan doğruya Kohanim’in parmaklarını açış tarzı çerçevesindedir ve “Bu şekilde İsrailoğulları’nı takdis edeceksiniz” (Sayılar, 6: 23) ayetinin İbranice baş harfleri de yer almaktadır.

Hamsa’nın “Yahudileş-mesi”ne yardımcı olan diğer bir faktör de beş sayısı ve İbranicedeki nümerolojik eşdeğeridir. ‘Heh’ harfi Telâfuz Edilmeyen Tanrı’nın İsmi’ni simgeler ve Tanrı’nın Kabalistik İsimleri arasında yer alır. Bu tek-harfli isim (“Monogramatton”), tılsımlı objelerin üzerinde sıklıkla yer alır ve tek süs işaretidir.

 

 

Beş sayısının nitelikleri

İslâm ülkelerindeki Yahudi din adamları beş sayısının niteliklerini tartışmışlardır. Örneğin ‘Ayuma ka Nidalot’ adlı kitabında (1577’de İstanbul’da yazılmıştır) bir İspanya mültecisi olan Sefarad Rabi Yitzhak Onkeneira, Kohanim Kutsaması’nın gizemsel gücünü ‘heh’ harfinin niteliklerine bağlar. Haim Yosef David Azulai (‘Hida’, 1724- 1806) ise, balığın bir kutsama ve bereket öğesi olduğuna işaret eder: “Bereketli olun, çoğalın ve suları doldurun…” emri (Yaratılış, 1: 22), özellikle Yaratılış’ın beşinci gününde verilmiştir. Çünkü beş sayısı kem gözden korur. Halep’te doğan Rabi Yitshak Alfiya da (1878- 1955), ‘Siah Yitshak’adlı kitabında 10 Emir’in beşer emir içeren iki tablet üzerine yazıldığını ve bunun amacının gene kem gözden korunmak olduğunu belirtir. Beş sayısının gücünü vurgulayan başka birçok Midraş da bulunmaktadır…

Hamsa’nın ‘Yahudileşmesini’ etkileyen diğer bir etmen de, Yosef’in (Hz. Yusuf) Tora’daki kimliği ile ilgilidir. Yosef’in babası Yaakov (Hz. Yakup) O’nu bereketlilikle kutsamıştır (Yaratılış 49: 22). Talmud’un önemli bilgelerinden Rabi Yohanan bar Nappaha (180- 279), yakışıklı bir erkek olarak tanınırdı ve kem gözden korkmadığını zira Yosef’in soyundan geldiğini anlatırdı. Bilgenin bu sözlerinin Hamsa’nın parmaklarında yer aldığı örnekler vardır. Ayrıca Yosef, Firavun’a kardeşlerini tanıştırmaya gittiğinde yanına sadece beş kardeşini alarak Firavun’un kem gözünden korunmak istemiştir. Üstelik Yosef, Mısır’da yönetici iken Mısır halkına elde ettikleri mahsulün beşte birini Firavun’a vermelerini buyurmuştur (Yaratılış, 47: 24).  Yosef, beş sayısını özellikle vurgulayarak, Kabala’da ‘kelipa’ adı verilen ve kem gözü içeren kabuğu kaldırmayı amaçlamıştır.

    İslam ülkelerindeki Yahudi din bilginlerinin beş sayısını ‘koşer’ (helâl) kılan ve bunun Yahudilik kökenlerini vurgulayan geniş yorumlamaları sayesinde Hamsa, Yahudiler arasında günlük bir kişisel koruma ve menora (7’li şamdan), ketuba ve hatta bunlardan daha kutsal olan sinagogdaki Sefer Tora (Tora tomarları) gibi ritüel objeler için dekoratif bir unsur haline gelmiştir. Bu ülkelerdeki Yahudilerin gözünde Hamsa popüler ve derin dinsel içerikli bir motif olmuştur.

 

 İsrail Devleti’nde Hamsa

Osmanlı döneminde eski Yahudi Sefarad yerleşimciler ve İslâm ülkelerinden gelen Yahudiler arasında Hamsa, son derece yaygın ve popüler bir tılsım olarak kabul edilmişti. Yerel Hamsalar, değişik malzemelerden mamûldü ve bunları İsrail Devleti’nin kuruluşundan evvel burada mukim Müslümanların tılsımlarından ayırt etmek (İbranice ve Arapça yazılar haricinde) pek mümkün değildi. Eski Yahudi yerleşimciler, Hamsa’yı sadece muska ve tılsım objelerinde değil, fotoğraflarda bile (örneğin yeni evli bir çiftin resminde) kullanıyorlardı. Ama Aşkenaz Yahudiler, bu akıma akıl erdiremiyorlardı. Nitekim Avrupa’dan yeni aliyalar (İsrail’e göçler) arttıkça, Hamsa’nın Yahudiler arasındaki kullanımı azaldı. Hamsa’nın kullanımının folklorik bağlamda artması için sarf edilen çabalar da yetersiz kaldı ve İslâm ülkelerinden gelen yoğun aliyaların da bu meyanda bir etkisi olmadı. Ancak 1970’li yıllarda İsrail’de oluşan ‘kültürel devrim’ aşamasında Hamsa canlanıverdi ama bu kez artık tılsımsal yönü yoktu ve folklorik ve sanatsal bir ikona dönüşmüştü. 20. yüzyılın sonlarından itibaren Hamsa, yaşamın birçok alanına sirayet etmişti: Reklâmlar, sokak panoları, ticarî ve kamu kuruluşları, anahtarlık, araba süsleri, vb… Hamsa, çağdaş Yahudi ve İsrail kimliğine kaynaşmış bir öğe olmuştur. Bu arada Hamsa simgesinin tılsımsal değil folklorik çağrışımlı olduğunu ve Yahudi kültüründe beş sayısının önemini idrak eden İsrail Ulaştırma Bakanlığı Posta İdaresi, 2006 yılında Hamsa simgesini içeren bir pul serisi de bastırmıştır. Dindar kesimler, Hamsaların üzerinde Tanrı’nın isimlerinden biri olan ‘Şaday’ kelimesinin yer almasına tepki göstermiş ve bu pulların dağıtımı durdurularak, pullar ‘ender bulunan’ sınıfa dahil olmuştur. Günümüzde İsrail’de Sefarad kökenli olmayan kesimlerin dahi düğün ve benzeri konulardaki davetiyelerde Hamsa simgesine rastlamak mümkün1.

Makalesinden yararlandığımız Shalom Sabar’a e-mail yolu ile ulaşmaya çalıştık fakat maalesef dönmedi. Danışmak istediğimiz husus, bu simgenin Kenaan dönemindeki Aşara putlarına dek götürülüp götürülemeyeceğiydi. Nitekim MÖ 8. yüzyıldaki bir Aşara’ya bağlı olarak yer alan ve üzerine antik İbranice yazılar bulunan bir el sembolü, İsrailoğullarının putperestliğe meylettikleri 2.Krallar dönemine aittir2. Lâkin kesin kanılara varmak zorlu bir uğraşı gerektirecektir. Arkeolojik kalıntılar, MÖ 8. yüzyıla ait ve Birinci Tapınak dönemine ait muska kullanımına işaret etmekte3. Kaldı ki Kenaan kavimleri arasında büyücülük yaygındı. Ancak Tora’da büyücülük ile ilgili çok kesin bir ayet bulunmaktadır. Emir şudur: “Bir büyücü kadının yaşamasına müsaade etmeyeceksin” (Çıkış 22. 17). Tesniye 18: 10’da da büyücü veya şans etkileyici olmak men edilmiştir. Mişna da büyücülüğe karşı uygulanan çeşitli cezaları ele alır. (Sanhedrin, 7. 4). Talmud, büyücülüğün özellikle kadınlar arasında yaygın olduğunu belirtir ve bilge Simeon Ben Şeta’nın aynı günde 80 büyücü kadının idam edilmesine ilişkin emriyle ilgili öyküye yer verir (Sanhedrin, 6. 4)4.Bu durumda Hamsa motifinin, bilgelerin bu titizliğine karşın, putperest kavimlerden intikal edebileceği hususunun göz ardı edilmiş olması ise çok düşük bir ihtimal arz etmekte.

Bu yazı, 2018 yazında Kudüs’te İslâm Sanatları Müzesi’ndeki Hamsa sergisine katkıda bulunan makalelerden yararlanılmıştır.

 

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın