Batya Natan

CRISPY Ve CRISPR
 Tavuk Tarifi

Benim gibi hem acılı çıtır tavuk kanadı hem de bilim severlere dev hizmet!

Crispy chicken wings için tarif şöyle: Tavuk kanatlarını ekstra yağdan arındırmak için önce haşlar, sonra kurutup karamelize renk alana kadar fırında pişirir, son bir kıtırlık için kısa bir süre derin yağda kızarttıktan sonra dünyanın açık ara en iyi Buffalo sosu olan Red Frank sosa bulayıp yanına kereviz sapıyla servis edersiniz.

CRISPR tavuk tarifi içinse: Tavuğun yumurtasının beyazını çıkarır, yüzde 11’ini oluşturan ve embriyoyu bakterilerden koruyan ovomukaid denen proteini alkol ekleyerek ve evinizde varsa santrifüj içine koyarak itinayla ayırır, daha da fazla itinayla onun içindeki genleri seçersiniz. Bunlara CRISPR/Cas9, bir adet rehber RNA, biraz da antibiyotik çeşnisi katarsınız. Yeni ovomukaidleri özenle seçtiğiniz tavuk embriyolarına aktarır, biraz da devreye horoz katarsanız, ortaya çıkan ikinci, üçüncü nesil tavukların genetiği tam da tasarladığınız gibi -mesela anti-alerjik -olur. Yumurtaya alerjisi olan çocuklar 20 yumurta yiyip size minnet duyar. Öte yandan ben birinci tariften 20 tane yesem cennete gitmiş gibi olurum.

Bilim insanları genelde ‘mucize’ kelimesini kullanmayı sevmez (cennet kelimesinin de bilim yazısında işi yok da minnet ile kafiye yaptı.) Ancak CRISPR teknolojisi için mucize demek pekâlâ mümkün.

Bakterilerle virüslerin savaşı dünyadaki en eski savaş; içinde işgal var, savunma var, taktik var, bazen yenilgi, bazen zafer var.

Virüsler kendilerine ait bir metabolizmaları olmadığı için, kendi DNA’larını bir hücrenin içine bırakarak, çoğalma işini o hücrenin yapmasını beklerler. Çoğalınca da hücrenin içine sığamaz olur, hücreyi patlatıp diğer hücrelere saldırıya giderler. 

Bakteri yiyen virüsün DNA’sını alan tek hücreli bakterimiz çoğu zaman savaşı kaybetse de bazen savaşı kazanır. Kazandığında virüsün DNA’sını kendi DNA’sına kopyalar; tekrar girerse onu tanısın diye. Bakteri kendi bünyesinde bir nevi düşman DNA arşivi saklar. Bu sisteme CRISPR adı veriliyor.

Virüs tekrar bakteriye girdiğinde ne oluyor? Arşivden o DNA bulunuyor, bakteri hemen kopya bir RNA hazırlıyor ve bunu kılavuz olarak CAS9 adlı bir enzime veriyor. CAS9 enzimi bakterinin en etkili silahı. İşlevi DNA’ları kesmek. Bu enzim bakterinin içinde kılavuz RNA’nın yüzde yüz aynısını arıyor. Böylece virüsün bakterinin içine bıraktığı DNA’yı kesiyor; kusursuz bir cerrah gibi.

Şimdi mucize kısmına geldik: İnsanlar bakterinin CRISPR sistemine kendi istedikleri DNA dizilimini koyuyorlar. Böylece CAS9 enzimine ne keseceğini biz söylüyoruz. CAS9 istenmeyen bölümü kestikten sonra kalan DNA kendiliğinden yeniden yapışıyor ya da yerine biz istediğimiz geni yollayabiliyoruz. Gitsin kahverengi gözler, gelsin mavi gözler. O kadar sığ mısın dediğinizi duyar gibiyim. Kalıtsal hastalıklar varken, göz rengine takılmak. Ben sadece takvimi 50-60 sene hızlı ileri sardım, hepsi bu. Siz hiç tıbbi buluşların tedavi etmekle sınırlı kaldığına ve tüketicinin keyfi kullanımına arz edilmediğine tanık oldunuz mu? “İki mutasyon alana bir mutasyon bedava”, “Angelina Jolie dudakları gelmiştir”, “Hiç yaşlanmayan denizanası genleriyle ölümsüzlük alır mıydınız?”

2015’te hücreleri tamamen HIV virüsü ile enfekte olmuş bir farenin kuyruğuna enjekte edilen CRISPR/CAS9 ile farenin yüzde 50 hücresi temizlendi. 2016’da Çin’de akciğer kanseri bir insana kendi bağışıklık sistemi hücreleri CRISPR ile güçlendirildikten sonra geri verildi ve tedavi başarılı sonuçlandı. Bu gidişle 10-20 yıla Akdeniz anemisi, multipl skleroz (MS), Huntington gibi kalıtsal hastalıkları tarihten sileceğiz.

Burada bir önemli ayrımın altını çizmek gerek. Bu tedavilerin hepsi kişinin yaşamıyla sınırlı. Halbuki CRISPR’ı tek hücreli ya da birkaç hücreli bir embriyoya (henüz yeni döllenmiş yumurtaya) verirseniz bu değişimden gelecek nesillerin de faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

İnsanlığın genetik havuzunu bile değiştirmeniz mümkün. Bahsettiğim keyfi kullanım burada devreye giriyor.

‘Tasarım Bebekler’ konusu CRISPR teknolojisinin kullanımının etik boyutta tartışılmasının bir numaralı sebebi. Hamilelikte yapılan tetkiklerde Down sendromuna rastlanıldığında hamileliklerin yüzde 92’si sonlandırılıyor. Dolayısıyla insanların doğacak bebekler için koyacakları kriterler insanlığın geleceği için belirleyici olacak. Bugün Down sendromlu bir bebek istemeyen aileler yerine, yarın 130 IQ’lu, kaslı, hızlı metabolizmalı, gür saçlı ve az uykuyla yetinen evlat dışında bebek istemeyen aileler olabilecek. 

Bugüne dek genetiği düzenlenmiş embriyolarla hamilelik başlatılmadı. Nazi deneyimini yaşamış olan Avrupa başta olmak üzere toplumsal ayrışmayı körüklemekten çekinen 25 ülkede bu yasak. Genetik mühendisliğinde başı çeken ABD ve Çin’de yasak yasallaşmadı fakat bugüne kadar böyle bir şeye kalkışılmadı. Kimse Tanrı’yı oynamaya cesaret edemiyor. (Ya da gizlice kalkışıldı mı acaba? Ne de olsa bir küçük laboratuvara bakıyor…)

Gelin görün ki şu anda isterseniz bakterilerin Tanrı’sı olabilirsiniz. 159 dolara alabileceğiniz “Kendin yap CRISPR seti”yle bir koli basilinin 4 milyon bazlık DNA’sının içinde yalnızca bir tanesini değiştirerek bakterinin kaderine karar verebilirsiniz. Bir hücreli bir organizma için fazla mı dramatik oldu? O zaman alın kucağınıza bir kova çıtır kanat, açın Gattaca filmini, asıl dramı izleyin.

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın