Dünya ekonomisine kısa bir bakış

Son dönemde ticaret savaşları, Avrupa, Çin derken gündemi takip etmek oldukça zorlaştı. Bu hafta dünya ekonomisinde kimin nerede olduğuna dair kısa bir derleme yapmak istedim.

Kadirhan ÖZTÜRK Ekonomi
8 Ağustos 2018 Çarşamba

ABD

Mevcut durumda ekonomik dinamikleri en iyi durumda olan cephe ABD cephesi diyebiliriz. ABD’de işsizlik rakamları son 50 yılın en düşük seviyelerinde seyrediyor. Ekonomik büyüme ise ABD ortalamasının hâlâ altında olmasına rağmen ivme yukarı yönlü. Siyasi olarak Beyaz Saray-Pentagon merkezli olarak kutuplaşan güçler savaşı ABD’yi yormaya devam ediyor. Fakat genel olarak FED amacına ulaştı ve 2008 krizinin yaralarını sarmayı başardı. 1930 krizinden bugüne ABD’lilerin en büyük korkusu olan işsizlik artık bir problem değil. Konut fiyatları kriz öncesi döneme geldi. Bazı bölgelerde ise kriz öncesi fiyatlar geçildi bile. ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde iyi bir performans göstermeye devam ediyor. ABD’nin enerji bağımlılığının önceki yazılarda bahsettiğim kaya gazı teknolojisiyle birlikte azalması da pozitif. ABD’nin zayıf karnı ise bütçe… Demografik nedenler başta olmak üzere, artan savaş maliyetleri gibi bütçeyi zorlayan önemli konular var. Eski FED Başkanı Bernanke başta olmak üzere birçok ekonomist ABD’de bir sonraki krizin nedeninin bütçe açığı olacağını söylüyor. ABD tarafında işler iyi gidiyor ancak ilgilenenler için bütçe ile ilgili rakamlar yakından takip edilmeli.

Avrupa Birliği

Avrupa Merkez Bankası (ECB) parasal genişleme adımlarında FED’i izledi ve Eylül ayında parasal genişlemenin artık tamamlanacağını bildirdi. Bu hamlenin ardından artık Euro için faiz artırımlarının ne zaman başlanacağı en önemli soru işareti. Fakat bu noktada ECB’nin elini kolunu bağlayan en önemli nokta Avrupa Bankacılık Sistemi’nin ABD’ye göre hâlâ çok zayıf olması. Bankacılık uzmanı değilim ancak konunun uzmanlarının hemfikir olduğu bir nokta bu. Dolayısıyla ECB’nin faiz artırmadan önce çok daha fazla düşünmesi gereken konu var. Hızlı bir faiz artırımı Avrupa ekonomisini tekrar krize sokabilir. Bütçe açığı ise ülkeden ülkeye farklı olmakla birlikte birlik genelinde hala çok yüksek. Avrupa tarafında toparlanmanın devam etmesi beklenmekle birlikte, genel kanı ABD kadar hızlı bir toparlanmanın Avrupa için mümkün olmayacağı yönünde. Özellikle bankacılık sektörü Avrupa için en dikkat edilmesi gereken konu iken, Brexit ile ilgili gelişmeler de yakından takip edilmeli.

Çin

Kimse çok açık bir şekilde dile getirmese de, Çin’in yumuşak inişte olduğu herkes tarafından bilinen bir geçek. Çin’de büyüme oranı yüzde 6’nın üzerinde kaldığı sürece bir krizden bahsetmek zor olacak. 2018 yılında ise yüzde 6,5’in üzerinde olması önemli. Ancak Çin’de de artık büyüme konusunda marjinal faydası en yüksek kısımın harcandığına dair bir inanış var. Yeni teknolojilere yönelmeden ve bir takım reformlar yapmadan bu büyüme oranlarının sürdürülmesi zor. Son haftalarda yaşanan Yuan krizi ise piyasalara korku sarmış durumda. Şirketlerin borçluluk oranlarının yüksekliği Çin ile ilgili en önemli sorun. Çin ekonomisini anlamak için takibe düşen krediler oldukça yakından takip edilmeli. Kredilerle ilgili bir sorun yaşanmadığı sürece Çin kaynaklı bir kriz yaşanma ihtimali ise düşük.

Gelişmekte olan ülkeler

Önümüzdeki dönemde en çok konuşulacak olan ülke grubu olmaya aday. FED’in parasal sıkılaştırmaya gitmesi, faizleri artırması ile artık para bu ülkelere gelmeden önce çok daha fazla düşünüyor. Bu ülkelerde ciddi anlamda finansman sıkıntısı yaşanabilir. Özellikle GOÜ’lerde özkaynak oranları düşük şirketlerde ciddi sorunlar yaşanabilir. Fakat geçtiğimiz 10 yıllık dönemde yapısal reformları kısmı olarak da olsa gerçekleştirebilen ülkeler bu anlamda ön plana çıkabilir. Bir sonraki krizin gelişmekte olan ülkelerden çıkma ihtimali yüksek görünüyor. Bu anlamda yatırım yapılması planlanan GOÜ’lerde özellikle cari açık, bütçe açığı, enflasyon rakamlarına dikkat edilmesi gerekiyor. Bu alanlarda ön plana çıkan GOÜ’ler diğerlerine göre pozitif ayrışabilir.