Batya Natan

Panik atakla yaşamak

Panik atak, çağımızın giderek yaygınlaşan bir hastalığı. Günümüzde modern yaşamın bireylerde yol açtığı stresli durumlar, gerginlikler ve yaşamın giderek daha da karmaşık hale gelmesi panik atağa zemin hazırlıyor.

Panik atakla yaşamak

Uzm. Psk. Jilda Abravay


Aniden bir sebep yokken, her mevsimde, deniz kenarında güneşlenirken veya buz gibi bir havada kahvenizi yudumlarken her yerde panik atak ortaya çıkabilir. Kişiler aniden baş dönmesi, baş ağrısı, dizlerinin bağının çözülmesi, kalpte aşırı çarpıntı vb. hisler yaşayarak yaşadıkları durumu ifade etmeye çalışırlar. Genelde bu gibi durumlarda en yoğun hissedilen duygu baygınlık hissi ve onunla beraber gelen ölüm korkusudur. Kendi bedenleri ve zihinlerinde kontrolü kaybetmekten her ne kadar çekinseler de panik atak yaşayan bireylerin o anlarda kontrolü yitirdikleri görülmekte.

Panik atakla baş etmeye çalışan bireyler sıklıkla çevrelerine ‘yaşamadan bilemezsin’, ’bunu kimse anlayamaz’ gibi ifadelerle kendilerini yaşadıkları şeyle ne kadar zorlandıklarını, yardıma ihtiyacı olduklarını ve çaresizliklerini ifade ederler.

Atak kalp krizine benzer

Her birimiz günlük hayat içerisinde risk altındayız ancak yapılan araştırmalara göre, yoğun stres altında olan bireyler, stresle baş etmekte zorlananlar, aceleci insanlar, her işin en kısa sürede ve en mükemmel şekliyle yapılmasını isteyen bireylerde daha sık rastlanmakta.

Atak sırasında kişi kalp krizi geçiriyorum diye düşünebilir; hatta kendi kendini ve çevresini öyle olduğuna inandırır. Başında uyuşma hissi ve baş ağrısı olan kimse, tansiyonum yükseldi, felç olacağım diye düşünür. Zaman içerisinde bu bireyler hastaneye gidip gelmekten yorulur, eve tansiyon aletleri alınır, sürekli irtibat halinde olunan doktorlar listesi el altında yaşanmaya başlanır. Süreç içerisinde çeşitli korkulardan ötürü panik atak yaşayan bireyler yalnız başlarına dahi sokağa çıkmaya korkar duruma gelirler. Kimiler hastane yakınına taşınır, daha ileriki safhalarda ataklar yaşayan bireylerin günlerinin çoğunu hastane yakınlarında bile geçirdikleri de görülmekte.

 Bu hastalığın kökeni birçok sebepten ötürü ortaya çıkar. Kalıtımsal sebepler en güçlülerinden biridir. Bu hastalığın ailenizden birinde yaşanmış ya da yaşanıyor olması sizin de olma olasılığınızı doğurabilir. Bir diğer sebep strestir. Hayatının uzunca bir süresini stres yükü altında geçirenlerde panik bozukluk oluşma riski artmakta. Haddinden fazla nikotin ve alkol alımı, çeşitli uyarıcılarla bağımlı bir yaşam hayatı bu bozukluğun köklerini oluşturur. Kendi bedenimizin enerji kaynaklarını azaltmak, zindeliğin azalması, az uyku gibi faktörler de panik atak bozukluklarına zemin hazırlar. Bedenimize az önem vermek kadar, aşırı dikkat etmek, sporu, beslenmeyi aşırı davranışlarla yaşamı güçleştirici davranışlar sergilemek de bu atakların alt yapısını destekleyici etkenlerdir.

Panik atak ile normal korkuyu yaşamak birbirinden oldukça farklıdır. Ataklar korkulara oranla daha şiddetli, kontrol edilemez ve devamlı olarak bir sonraki atağın beklendiği bir kısır döngü şeklinde yaşanan ve gittikçe günlük hayatı yaşanamaz hale getiren bir durumdur.

Tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Panik atakta tedavi esnasında en başta asıl önemli olan, o anlardaki durumla baş etmeyi öğrenmek, durdurmayı öğrenmektir. Bir kısır döngü olan o anı desteklemek hem birey hem de çevresi için zorlu bir süreç olsa da tedaviyi hem terapi hem de ilaçlarla desteklemek başarıyı da arttıracaktır.

Toplum sağlığı için tehdit

Panik atak tüm dünyada giderek toplum sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaşmakta. Ülkemizde de her yüz kişiden dördünde bu hastalık görülmekte. Toplumumuzda panik atak yaşayan bireylerin kişiliklerinin zayıf olduğu, iradesiz, güçsüz, içekapanık, sosyal olmayan kişilerde daha sık görüldüğüne dair bir görüş olsa da kendine son derece güvenen, güçlü, sosyal insanlarda da panik atak görülmekte.

İçgüdüleriniz, her ne kadar korku yaşadığınız bu anlardan uzak durmanız gerektiğini söylese de aslında tam tersini yapmanız gerekmekte. Panik atak geçireceğiniz yerlerden, durumlardan bilinçli olarak uzaklaşmak hayatınızı kısıtlamak anlamına gelir. Atağınızı tetikleyecek yerlerden uzak durmak, hatta adrenalin yükseltecek filmleri izlememek, size korkacak bir şeyiniz olmadığını öğretmeyecektir. Tedavisi mümkün olan bir hastalıkla yaşamak zorunda değilsiniz. Bu konuyla baş etmeye çalışan bir birey iseniz yalnız olmadığınızı ve bu durumunuzu kabullenerek tedavi olmak için kendinize bir yol çizmek için artık vakit gelmiş demektir.  Yaşamı kucaklayın.  

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın