Batya Natan

Türkiye - İsrail ilişkilerinin sahici restorasyonu

Bilgesam düşünce kuruluşunun 7 Nisan 2018 tarihli bülteninde Ceyhun Çiçekçi imzasıyla ‘Türkiye-İsrail İlişkilerinin Sahici Restorasyonu: Realist bir Öneri Seti’ başlıklı bir yazı yayınlandı.

Türkiye ve İsrail’in ortaklaşa muhatap oldukları bölgesel tehditler ve bunlara karşı takınabilecekleri ortak tavırlar yazının bünyesinde dağınık bir şekilde zikredilmiş. Suriye’deki Esad rejiminden, terörden ve İran yayılmacılığından duyulan kaygılara ilişkin işbirliğinin gereği vurgulanmış.

Kaygının ‘Stratejik’ olanı

Bu hususlardan her iki ülkenin jeopolitiği bağlamında stratejik açıdan temel olanı İran yayılmacılığıdır. Diğerleri de önemli olmakla beraber her iki ülke bağlamında farklı nedenlerden tehdit algılaması içermekteler.

Örneğin, Suriye’deki Esad rejimi konusu Türkiye açısından temelde Kürt ayrılıkçılığı, ideolojik planda ise Sünnî dayanışmacılığı çerçevesinde kurmak istediği bölgesel blokun önündeki başlıca engelken İsrail açısından aynı rejimin İran’a ve onun bölgedeki güçlü kolu Lübnan’daki Hizbullah’a sağladığı fizikî mevcudiyet imkânı temel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer bir deyişle İsrail’in İran’ın etkisinden kurtulmuş laik bir Suriye rejimiyle Golan’daki mevzî bir toprak sorunu haricinde stratejik değer ifade eden bir sorunu yoktur.

 ‘Sabiteler’ ve ‘Değişkenler’

Sn. Çiçekçi ikili ilişkiler bağlamında ‘Sabitelere’ ve ‘Değişkenlere’ atıfta bulunuyor. Filistin konusunun Türkiye’deki siyasi yelpazenin tüm aktörleri açısından bir ‘dava’ mahiyetinde olduğunu, Ecevit döneminden örnek vererek bir ‘Sabite’ teşkil ettiğini vurgulamaya çalışıyor.

Acaba gerçekten öyle mi?

Türkiye kamuoyu bir gün bir şey söyleyip ertesi günü rahatlıkla tersini söyleyebilen liderler tarafından kolaylıkla şekillendirilebilir mahiyette bir yapıdır. Basınımız bunun örnekleriyle doludur.

Dolayısıyla, İsrail bunun bir ‘Sabite’ olmadığı kanaatinde.

Nitekim1986’da, Özal döneminde, Türkiye’nin ABD ile yönetimler düzeyinde ilişkileri mükemmelken özellikle Rum ve Ermeni lobilerinin etkisiyle ABD kongresiyle olan ilişkileri dibe vurduğunda ve bunların düzeltilmesi için Türkiye Yahudi Lobisinin müdahalesiyle inisyatif kullanma ihtiyacını hissettiğinde, Filistin konusu Türkiye’nin derdi değildi. Zira önemli olan Türkiye’nin âlî menfaatleri ve bekasıydı.

Filistin: Dış siyasette rota değişiminin kaldıracı

Filistin konusu, Türkiye’nin ABD ile olan sorunlarının Yahudi lobiciliği sayesinde ortadan kalkması, Sovyetlerin yıkılmasıyla Rusya kaynaklı tehdit algısının azalması, Türkiye ekonomisinin iyiye gitmesi ama özellikle İslamî eğilimli AKP’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin dış siyaset önceliklerinin Sünnî dayanışması temelli değişmesi için kullanılan bir kaldıraç olmuştur.

Güney Akdeniz Enerji İşbirliği

Türkiye’nin başını ağrıtan önemli bir sorun Güney Kıbrıs rejiminin Güney Akdeniz’deki Mısır ve İsrail ekonomik bölgelerinde bu ülkelerle içine girdiği enerji işbirliğidir.

Mevcut hükümetin İsrail’e ilişkin ideolojik tercihleri, İsrail gazını Kıbrıs üzerinden veya döşenecek borularla doğrudan almasına engel teşkil ederken İsrail’i Mısır’la, Ürdün’le ve hatta Filistin Özerk Yönetimiyle anlaşma zemini bulmaya cesaretlendirmiştir. İhtiyaç fazlası İsrail gazı mevcut borularla Mısır’ın sıvılaştırma tesislerine oradan da tankerlerle Avrupa’ya taşınmak üzere. Bulunacak ilave gazın Güney Kıbrıs üzerinden Yunanistan yoluyla Avrupa’ya sevki de cabası…

ABD’nin bölgedeki varlığı da yokluğu da sorun

ABD Başkanı Trump’ın bölgeden en kısa zamanda ayrılma niyetini beyan etmesi Türkiye’nin bölgede Rusya ve İran’la başbaşa kalma tehlikesine uyanmasına sebep olmuştur. ABD’nin bölgedeki varlığı Türkiye için taktik sorunlar yaratırken muhtemel yokluğunun yaratabileceği İran ve Rusya kaynaklı stratejik tehditler görünürlülük kazanmıştır.

Özetle

Türkiye-İran çelişkisi jeopolitik mahiyette iken Türkiye-İsrail ilişkilerini karakterize eden temel sorunlar ideolojik ve güven bunalımı kaynaklıdır. Oysa jeopolitik, her iki ülkenin ortak menfaatlerine işaret ediyor.  Hükümetin Filistin/Hamas politikaları ile Kürt konusundaki yakın tehdit algılamaları ortak ve ciddî İran politikalarının geliştirilebilmesinin önündeki başlıca engel.

Anahtar kimde?

Türkiye-İsrail ilişkilerinin ortak menfaatlere dayandırılabilmesi için Filistin konusunun ipoteğinden kurtarılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle, Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesinin anahtarı İsrail’in değil Türkiye’nin elindedir. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın