Esas hedef İran

Geçtiğimiz cuma akşamı ABD, Fransa ve İngiltere’den oluşan koalisyon güçleri Suriye’deki kimyasal silah tesislerini vurdu. Saldırının öncesinde Suriye’nin Duma kentinde Suriye güçleri tarafından kimyasal saldırı düzenlendiği ortaya çıkmıştı.

Hiç şüphesiz ki Duma şehrine bir saldırı düzenlendi ve bu bölgede 70 kişi hayatını kaybetti. Ancak bu saldırının arkasında kim var? Suriye’de gelişmeler Esad’ın lehineyken ortaya çıkacağını bile bile Esad rejimi kimyasal bir saldırıyı neden düzenlesin? O nokta biraz karışık.

Diğer yandan Esad gerçekten ülkeyi ve silahlı kuvvetlerini yönetebiliyor mu? O konu biraz muamma. Bazı sorular kafalara takılıyor. Acaba Suriye, bölgede ABD ve Rusya güçleri olmasına rağmen, İran’ın kontrolüne mi geçti? Bunlardan biri.

Konu Suriye olduğunda İran, Türkiye ve Rusya, fikir birliğine varmış gibi gözükseler de, aslında her bir ülkenin derdi farklı. Üstelik Türkiye’nin ABD’nin operasyonunu desteklediğini açıklaması, aralarındaki ilk çatlak olarak tanımlanıyor. Suriye’de Türkiye kendi güvenliğini sağlama nedeniyle endişeliyken, Rusya Akdeniz’de hareket alanı kazanmak, İran ise bölgeyi kendi kontrolü altına alma telaşında.

Bilindiği üzere Esad rejimi sırasında İran Suriye’de istediği gibi at koşturuyor, İran’ın yüksek rütbeli generalleri Suriye topraklarını kullanarak Hizbullah’a yardım edebiliyorlardı. Bu ‘altın’ günlere geri dönmek asıl amacı.

Geçtiğimiz hafta sonu yaşanan mini krizin ardından bazı yorumcular ABD’nin Rusya’ya karşı tavır takındığını, bölgede Rusya ile ABD arasında bir gerilim olduğunu savundu. Bazıları ise bu operasyonun tamamen Trump’ın imajını düzeltmek için yapılan bir operasyon olduğunu savundu.

Oysa tüm olan bitenlerin Rusya-ABD ilişkileri veya Trump’ın karizmasıyla alakası yok. Esas hedef hiç şüphesiz ki, İsrail’i her fırsatta tehdit eden, bölgedeki terör odaklarına en büyük yardımı sağlayan İran.

Trump Putin veya Rusya’yı gerçek tehdit olarak görmüyor. Oysa İran’ın konumu ve duruşu Trump’ın gözünde farklı. 

Bilindiği üzere ABD Başkanı Trump, İran ile varılan nükleer anlaşmayı yırtıp atmak için bahane arıyor. İran’ın ABD güçlerine veya İsrail’e en ufak bir askeri müdahalede bulunması bu bahaneyi yaratacağı gibi İran’a yapılacak saldırıyı da meşru kılacak. 

Öte yandan İran ekonomisi, yükselen petrol fiyatlarına ve ambargonun kalkmasına rağmen daha da kötüleşiyor. İran Riyali hızla devalüe olurken, molla rejimi çareyi kuru sabitlemekte ve kara borsadan dolar almaya büyük cezalar getirmekte buldu. Kısaca mollalar sosyal yaşamda dünya gerçeklerinden uzak olmakla beraber, ekonomide de dünyadan bir hayli kopuklar. İlk başlarda bu rejim halkın kendi seçimiyken, artık kendini halka zorla dayatan totaliter ve halka gerek ekonomik gerek güvenlik açısından tehlike getiren bir rejime dönüşmüş.

Bu tip rejimlerin kendi milletinin kaderlerini kendi kaderlerinden daha üstün tutarak çekilmeleri oldukça erdemli olurdu. Ancak ne yazık ki genelde isyanlar ve kanlı ihtilaller, daha da kötüsü emperyalist güçlerin müdahalesi olmadan pek gitmek bilmezler.

Bu molla rejiminin nedendir bilinmez çok büyük bir İsrail düşmanlığı var. Bugün 70. yılını kutlayan, ekonomik, teknolojik ve hayat kalitesi olarak tüm dünyaya emsal teşkil eden İsrail’in bu tip rejimler tarafından nefret edilmesinin ardında Yahudi düşmanlığının yanı sıra önemli ölçüde kıskançlık da yatıyor denilebilir.

 

LONDRA BELEDİYE 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın