Batya Natan

Web´den Seçmeler

• Obama’nın İran’la nükleer anlaşmayı imzalayarak küstürdüğü İsrail lobisi için Trump döneminin ilaç gibi geldiğini biliyoruz. AIPAC’in bu seneki Washington buluşmasında ‘Kudüs’ü başkent olarak tanımış bir Amerika’ propagandasının coşkusu sahneden taşıyordu. AIPAC 2018’in yıldızı ise ne üzerine giydiği zorlama sempatik hallerle ‘ben hala o sizin tanıdığınız vatansever Bibi’yim’ şovu yapmaya çalışan Netenyahu idi ne de tarihin en İsrail yanlısı Amerikan yönetimi olduklarını ilan eden Başkan Yardımcısı Mike Pence idi. Dakikalarca ayakta alkışlanan, 20 dakikalık konuşması defalarca ‘seni seviyoruz’ çığlıklarıyla bölünen kişi Birleşmiş Milletler’deki Kudüs oylamasının başrol oyuncusu ABD’nin Daimi Temsilcisi Niki Haley’den başkası değildi. CANSU ÇAMLIBEL - HÜRRİYET

  • ÇÜNKÜ HER NE KADAR HAZİRAN 2016’DA KARŞILIKLI “NORMALLEŞME” ANLAŞMASI İMZALANMIŞ VE BÜYÜKELÇİLER YENİDEN ATANMIŞ OLSA DA... İLİŞKİLER ASLINDA HÂLÂ BİR NEVİ KRİZDE

Evvelki hafta İsrail Parlamentosu (Knesset) “Ermeni Soykırımı”nı tanıyan yasa tasarısını oyladı. Ve ilişkilerimizin sıkıntılı haline rağmen, tasarı 28’e karşı 41 oyla reddedildi.

Aslında bu, Tel Aviv’in her şeye rağmen ikili ilişkileri koparmamaya çalıştığını gösteriyor. Ama diğer yandan normalleştiğimiz anlamına da gelmiyor. Çünkü her ne kadar Haziran 2016’da karşılıklı “normalleşme” anlaşması imzalanmış ve büyükelçiler yeniden atanmış olsa da... İlişkiler aslında hâlâ bir nevi krizde.

Bunun birkaç sebebi var. 1.si İran. İsrail’in en korkulu rüyası bugün gerçekleşmiş durumda. 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana en büyük düşmanı olan İran, bölgede istediği gibi at koşturuyor. Nüfuzu bugüne kadar hiç olmadığı kadar fazla.

İşte tam da böyle bir dönemde, Türkiye İran’la gitgide yakınlaşıyor. Suriye için oluşturulan “Astana süreci” kapsamında kurdukları yakınlık, İsraillilerin tüylerini diken diken ediyor.

2. sebep ise, kamuoyu önünde yapılan karşılıklı olumsuz açıklamalar. Bu da iki tarafta da hem siyasiler hem toplum nezdinde güvensizlik yaratıyor. Trump’ın aralık ayında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıklaması sonrasında, bu durum ister istemez daha da körüklendi.

3. sebep ise enerji meselesi, yani doğal gaz. Aslında enerji, ikili ilişkilerin normalleşmesi için en büyük motivasyondu. Mayıs 2016’da, yani “normalleşme” anlaşması imzalanmadan hemen önce o dönem İsrail’in Türkiye’deki en üst düzey temsilcisi olan Shai Cohen’le (İstanbul Başkonsolosu) konuşmuştum. Cohen, “İsrail gazını Türkiye üzerinden Batı’ya taşıyacak büyük bir enerji projesi var. İsrail Parlamentosu yasal düzenlemeyi tamamlar tamamlamaz, doğal gaz sahalarını geliştirmeye ve gaz ihraç etmeye başlayabiliriz” demişti. Zaten uzmanlar da İsrail gazının Avrupa’ya Türkiye üzerinden ulaşmasının en kârlı yol olduğu görüşünde.

Verda Özer

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/verda-ozer/israil-in-bizle-derdi-ne--2622487/

 

  • GEREK DÜNYADAKİ VE GEREKSE İSRAİL’DEKİ TOPLAM MUSEVÎ NÜFUS İÇERİSİNDEKİ ORANLARI 3’TE 1 ORANINDA OLSA DA KALAN 3’TE 2’Yİ DE DİNÎ MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNDEN YAHUDİ ETNOLOJİSİNE SOKUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR; BİZ DE CEHALETİMİZLE DESTEK OLUYORUZ

Fakat asıl ihale Türkiye’de Yahudiliğedir. Zihniyeti, çıfıtlığı ve lânetliliği üzerinden oluşturulan olumsuz kanı bir asırdır yükselen bir grafikle genel kabul görmektedir. O kadar ki dünyanın bütün olumsuzluklarının arka planında onların varlığı dinî terminolojiyle desteklenerek seslendirilir.

Necip Fazıl demişmiş ya; “Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir” diye, bizim milliyetçi - muhafazakâr tayfa da yumurtası çatlasa veyahut ayağına taş çarpsa Yahudilerden bilir. Hem onların lânetlendiğini Kuran’dan duymuşmuş gibi aktarır hem de nerdeyse insanlığın kaderini Tanrımisal belirledikleri mitini yayarak üstün ırk nazariyesine bilmeden kovayla su taşır. Hâlbuki ikisi de Kur’anî değildir.

Ya nedir? Dünyada 15 milyon, Türkiye’de de 15-16 bin nüfusu olan din esaslı bu topluluğa Musevî denir. Kuran’da Beni İsrail olarak geçen İsrailoğulları yani Yahudiler ise bu din üzerinden milletleşen bir guruptur. Gerek Dünyadaki ve gerekse İsrail’deki toplam Musevî nüfus içerisindeki oranları 3’te 1 oranında olsa da kalan 3’te 2’yi de dinî milliyetçilik üzerinden Yahudi etnolojisine sokuşturmaya çalışıyorlar; biz de cehaletimizle destek oluyoruz.

Süleyman Pekin

http://www.ozgurkocaeli.com.tr/turkiyede-yahudi-ve-ermeni-dusmanligiii-5027yy.htm

 

  • “YAHUDİ MESELESİ ÇÖZÜLMEDEN, YANİ YAHUDİLER DE YENİ AVRUPA TOPLUMUNUN EŞİT BİREYLERİ OLARAK TOPLUMA ENTEGRE EDİLMEDEN AYDINLANMA MESELESİ TAM MANASIYLA ÇÖZÜLMEYECEKTİR”

"Marks 1870-1880'li yıllarda Yahudi sorunu diye bir meseleyi ortaya atmıştı. Temeli iddiası da şuydu; eğer aydınlanma gerçekten yeni bir dünya kuracaksa, vaat ettiği özgür birey, özgür toplum, eşitlikçi sosyal yapı vaadini gerçekleştirecekse bunun testi Yahudiler üzerinden olacak diyordu. Çünkü istediği kadar Avrupalılar kendilerini demokrasinin beşiği olarak tanımlasınlar Avrupa'nın göbeğinde o dönemde bile, 19. yüzyılın ikinci yarısında bile var olan Yahudi meselesi çözülmeden, yani Yahudiler de yeni Avrupa toplumunun eşit bireyleri olarak topluma entegre edilmeden aydınlanma meselesi tam manasıyla çözülmeyecektir. Daha doğrusu aydınlanma test edilmemiş olacaktır diyor. Dolayısı ile Avrupa toplumlarının yapması gereken Marks'ın Yahudi sorunu olarak tanımladığı meseleyi çözmekten geçiyordu. Yani Avrupa'daki Yahudi topluluğu Avrupa toplumlarına eşit vatandaşlar olarak entegre edilmesi. Bu meselenin çözülmemesinin tarihi serencamını hepimiz biliyoruz. Bu meselenin çözülmeyip tam tersine Almanya'da II. Dünya Savaşı'nda modern tarihin en büyük katliamlarından, soykırımlarından birisi ile neticelendiğini hepimiz biliyoruz. Yani bir anlamda Marks'ın 1870-1880'li yıllarda gündeme getirdiği konu bir 50-60 yıl sonra kendi ülkesinde bir holokost olarak karşımıza çıktı."

İbrahim Kalın

http://t24.com.tr/haber/ibrahim-kalin-islamofobik-yaklasimlar-avrupa-demokrasisini-sorgular-hale-getiriyor,578064

 

  • NETENYAHU’NUN OLASI BİR ERKEN SEÇİMDE TRUMP’IN OVAL OFİS’TE YAN YANA POZ VERİRKEN MAYIS AYINDA ABD’NİN KUDÜS’TEKİ YENİ BÜYÜKELÇİLİĞİNİN AÇILIŞINA KATILABİLECEĞİNİ SÖYLEMİŞ OLMASINI DA KENDİ DÖNEMİNİN ‘BAŞKENT’ ZAFERİ PAKETİ İÇİNDE PAZARLAYACAĞINA ŞÜPHE YOK

Geçen hafta hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle İsrail polisi tarafından 5 saat boyunca sorguya çekilen İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu bu hafta Washington’daydı.

Netenyahu’nun ABD ziyaretini ülkesinde yara alan imajını toparlamak için bir fırsat olarak gördüğü her halinden belliydi. Netenyahu’nun olası bir erken seçimde Trump’ın Oval Ofis’te yan yana poz verirken mayıs ayında ABD’nin Kudüs’teki yeni büyükelçiliğinin açılışına katılabileceğini söylemiş olmasını da kendi döneminin ‘başkent’ zaferi paketi içinde pazarlayacağına şüphe yok.

Netenyahu için daha kritik olan ise tahminen AIPAC 2018 konferansındaki konuşmasıydı. ABD’deki en büyük Yahudi lobisi olarak tanımlanan AIPAC’in Türkçe açılımı ‘Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’. On binlerce üyesi olan bir sivil toplum örgütleri koalisyonu olan AIPAC, ABD’nin başkentinde her sene geleneksel olarak düzenlediği konferansı Amerikan politikalarını İsrail lehine etkileme hedefinin en güçlü platformu olarak görüyor.

Obama’nın İran’la nükleer anlaşmayı imzalayarak küstürdüğü İsrail lobisi için Trump döneminin ilaç gibi geldiğini biliyoruz. AIPAC’in bu seneki Washington buluşmasında ‘Kudüs’ü başkent olarak tanımış bir Amerika’ propagandasının coşkusu sahneden taşıyordu. AIPAC 2018’in yıldızı ise ne üzerine giydiği zorlama sempatik hallerle ‘ben hala o sizin tanıdığınız vatansever Bibi’yim’ şovu yapmaya çalışan Netenyahu idi ne de tarihin en İsrail yanlısı Amerikan yönetimi olduklarını ilan eden Başkan Yardımcısı Mike Pence idi. Dakikalarca ayakta alkışlanan, 20 dakikalık konuşması defalarca ‘seni seviyoruz’ çığlıklarıyla bölünen kişi Birleşmiş Milletler’deki Kudüs oylamasının başrol oyuncusu ABD’nin Daimi Temsilcisi Niki Haley’den başkası değildi.

Haley podyumdan indikten sonra uzunca bir süre Walter E. Washington Convention Center’daki rüzgarı devam etti. 18 bin delegenin aralarında gezerken kulak kabarttığım sohbetlerden anladığım Amerika’daki İsrail lobisi bir sonraki başkan adayını o gün seçti.

Cansu Çamlıbel

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/cansu-camlibel/oyun-kuranlarin-suriye-masasi-40766055

 

  • DÜNYA SİYASETİNE TÜRKLERİN HÂKİM OLDUĞU BU ASIRLAR, YAHUDİLERİN İSLAM DÜNYASINDAKİ “İKİNCİ ALTIN ÇAĞI” KABUL EDİLEBİLİR

İslam dünyasında Moğol istilasından sonra başlayan hızlı gerileme, Batı’da Osmanlılar’ın İslam dünyasının kaderini ellerine almalarıyla yeniden yükselişe geçmiştir. Doğu İslam dünyasında Abbasî, Fatımî ve Memlük halklarının gerileme ve çöküş kaderini paylaşan Yahudiler, Osmanlılarla birlikte yükseliş kaderine de ortak olmuşlardır. Roma-Bizans döneminden beri Anadolu ve Balkanlar’da yaşayan Romanyotlar; Fatih, Yavuz ve Kanûnî dönemlerinde doğu bölgelerindeki toprak kazanımlarıyla Osmanlı hâkimiyetine giren Araplaşmış Yahudiler (Müsta’ravim/Mizrahim); kökenleri sürgün ve iskânlara dayanan Aşkenaz ve Sefarad Yahudi cemaatleri, varlıklarını Osmanlı hâkimiyetinde özgür bir şekilde devam ettirmişlerdir. 1492 yılında İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudileri, beraberlerinde getirdikleri insan gücü, bilgi ve zenginlikle küçülmekte olan Doğu Yahudileri için de taze bir kan olmuş; dindaşlarının o sırada yükselme süreci başlayan Avrupa dünyasına açılmalarını sağlamışlardı. Sarayda sultanların danışmanları, hekimleri ya da bankerleri (cehbez) olarak önemli vazifeler üstlenen Yahudiler, XV. asrın sonu ile XVI. asırlarda akli ve dinî ilimlerde de önemli başarılara imza atmışlardır. Dünya siyasetine Türklerin hâkim olduğu bu asırlar, Yahudilerin İslam dünyasındaki “ikinci altın çağı” kabul edilebilir. XVIII. yüzyıla kadar devam eden bu süreçte Yahudiler Avrupa’daki dindaşlarının yaşadıkları baskı ortamından çok uzak liberal koşullar altında Osmanlılarla verimli bir birliktelik sürdürmüşlerdir. Ancak XVIII. asırdan itibaren Osmanlı topraklarında başlayan gerileme, daha önce Abbasî, Fatımî ve Memlük Yahudilerinin yaşadığı şekilde Osmanlı Yahudilerini de etkilemişti. Geniş Müslüman toplumun kaderi, aynı toplumu paylaşmaları nedeniyle Yahudileri de etkilemişti.

Modern dönem öncesindeki ilişki ve algıya tezat bir şekilde tarafların birbirlerine bakışları günümüzde büyük ölçüde değişmiştir. Bu değişim, bölgede mevcut istikrarsızlığı beslemesi yanında, yeni problemlerin çıkmasına da zemin hazırlamaktadır.

Tarih boyunca bir arada yaşama tecrübesine ve derin ilişkilere sahip bu iki din mensuplarının algı ve bakışlarının değişeceği de muhakkaktır. Bu sebeple günümüzde yaşanan bir takım olumsuz olaylar nedeniyle değişen algının, ideolojik ve politik kaygılardan uzak insani ve akıllı politikalarla aşılabilecek bir yönü mutlaka bulunmaktadır. Yazının başından beri bahsedilen tarihî tecrübeler, insani ve adil kalıcı çözümlerin üretilmesi noktasında önemli referanslar olarak durmaktadır.

Nuh Arslantaş

http://www.sabahulkesi.com/2018/03/08/mueslueman-yahudi-birlikte-yasam-tecruebesi/

 

  • ABD’NİN İSRAİL’E SAĞLADIĞI SİYASİ, ASKERİ VE EKONOMİK DESTEĞİN HANGİ ŞARTLARDA OLURSA OLSUN DEVAMI VE ABD’NİN ORTA DOĞU POLİTİKASINDA İSRAİL’İN ÇIKAR VE ÖNCELİKLERİNİN ÖN PLANA ÇIKARTILMASI YANINDA, YAHUDİ LOBİSİ’NİN ABD’DE SAĞLADIĞI EN BÜYÜK BAŞARININ AMERİKAN “KÜLTÜR VE MEDENİYETİN“ BİR HIRİSTİYAN-YAHUDİ SENTEZİ OLDUĞU HUSUSUNDA AMERİKAN TOPLUMUNDA YARATTIĞI İMAJ OLDUĞUNA İŞARET EDİLİYOR

Konuya ABD dış politikası açısından baktığımızda karşımıza “etnik“ lobiler çıkıyor. Bunlar içinde en çok bilineni, konuşulanı ve en başarılı olanı muhakkak ki “güçlü“ Amerikan Yahudi  Lobisi. Yahudi Lobisi Amerikan sistemine göre federe ve federal düzeyde teşkilatlanan bir çok kuruluştan oluşuyor. Farklı görüşleri ve hayat tarzlarını temsil eden bu kuruluşlar, İsrail’in “güvenliği ve ihtiyaçları” söz konusu olunca birleşiyor ve birlikte hareket edebiliyorlar. Esasen “Büyük Amerikan Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı“ adlı bir şemsiye örgütleri de var.

Yahudi Lobisi’nin tek amacı İsrail’in güvenliği ve ihtiyaçları değil. Uzun bir zamandan beri Yahudi Lobisi Amerikan toplumu içinde küçük bir azınlık oluşturan (Amerikan nüfusu içinde %2- %2.5 civarında) Yahudilerin hakları ve statüsü için de mücadele ediyor. Yahudilerin Amerika’da ayrımcılığa uğradıkları günler çok geçmişte değil. Yahudi lobisi bu konuda da çok başarılı. Geçmişte ABD’de Yahudilere karşı uygulanan ayrımcılıkta önemli bir rol oynayan Evangelist hıristiyan grupları bile bugün “müttefik“ haline getirmiş durumda.

ABD’nin İsrail’e sağladığı siyasi, askeri ve ekonomik desteğin hangi şartlarda olursa olsun devamı ve ABD’nin Orta Doğu politikasında İsrail’in çıkar ve önceliklerinin ön plana çıkartılması yanında, Yahudi Lobisi’nin ABD’de sağladığı en büyük başarının Amerikan “kültür ve medeniyetin“ bir Hıristiyan-Yahudi sentezi olduğu hususunda Amerikan toplumunda yarattığı imaj olduğuna işaret ediliyor.

Oğuz Çelikkol

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/oguz-celikkol/lobiler-ve-abd-dis-politikasi-40769989

 

Netten okumalar

 

  • YAHUDİ SOYKIRIMI'NDAN KURTULAN MARGİT MEİSSNER ANLATIYOR - DW TÜRKÇE

https://www.youtube.com/watch?v=5ZESdVa0ZNo

 

  • AZ(INLIKLAR) VE SOSYOLOJİK BİR HİKAYE – ÖZGÜR KAYMAK İLE SÖYLEŞİ I & II

http://www.avlaremoz.com/2018/03/04/azinliklar-ve-sosyolojik-bir-hikaye-ozgur-kaymak-ile-soylesi-i/

http://www.avlaremoz.com/2018/03/05/azinliklar-ve-sosyolojik-bir-hikaye-ozgur-kaymak-ile-soylesi-ii/

 

  • AUSCHWİTZ’DE BİR MUHASEBECİ – LATİF ARAN

https://www.havadiskibris.com/auschwitzde-bir-muhasebeci/

 

  • İSRAİL BÜYÜKELÇİSİ'NİN RÖPORTAJINDA GÖZDEN KAÇAN DETAY KAYNAK: İSRAİL BÜYÜKELÇİSİ'NİN RÖPORTAJINDA GÖZDEN KAÇAN DETAY - İLHAMİ YANGIN

http://www.avazturk.com/israil-buyukelcisinin-roportajinda-gozden-kacan-detay-1446yy.htm

 

Takılan tweetler

 

Sevim Gözay‏ @SevimGozay 11 Mar

Daha fazla

Trajik bir kazada 11 genç insan ölüyor ve birileri bununla alay ediyor, buna seviniyor, olmadık kıyaslamalar yapıyor... Niye, çünkü zenginlermiş. Suça bakar mısınız? Ne haset, ne kıskançlık, ne bencillik yarabbi. Hadi dendiği an yağmacılığa soyunan eşkıya güruhun ayak sesi bu.


Karel Valansi‏ @karelvalansi
 8 Mar

Daha fazla

Yangın söndüren drone‘u geliştiren ‘Beşiktaş’ta özel lise’ değil Ulus Özel Musevi Lisesi öğrencileri “Her üzücü olayda ‘Yahudi asıllı iş adamı’ diyerek damgalanabildiği bir dönemde, öğrencilerimizin başarısının okullarının adı ile paylaşılması gerekir”

 

ivo molinas‏ @basyazar 10 Mar

Daha fazla

Bu haberle ilgli olarak haberi ulusal basına sunan ajansın, okulun adını Yahudilerin okulu olduğu için ‘saklamış ‘ olduğu iddiası pek doğru değil. Asıl neden teamüllere uygun olarak okulların reklamının yapılmasından kaçınmak. Saçma ama gerçek...

 

Murad Çobanoğlu‏ @muradcobanoglu 6 Mar

Daha fazla

Eylül 1905 tarihinde Edirne'de Küçük Kıyamet adı verilen yangın sonrası tahrip olan ve Sultan II.Abdülhamid'in emriyle yeniden yapılan, ibadete açık sayılı sinagoglardan, Avrupa'nın sayılı Türkiye'nin en büyük sinagogu (Yahudi İbadethanesi) olan Edirne Büyük Sinagogu kartpostalı.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın