Işıl Kasapoğlu´ndan Maria Gaos ve Elektra

Işıl Kasapoğlu´ndan Maria Gaos ve Elektra

Işıl Kasapoğlu

1957’de İstanbul’da doğan Işıl Kasapoğlu Türk tiyatrosunun yaşayan efsanelerinden biri. Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra iki yıl hukuk öğrenimi gören, 1978’de Fransız Kültür Merkezinin bursuyla Paris Sorbonne Üniversitesi Tiyatro Bölümünü tamamlayan Kasapoğlu, Paris’te birçok yönetmene ve Théatre de Liberté’de Mehmet Ulusoy’a asistanlık yaptı. 1982’de Paris’te Theatre a Venir adlı tiyatroyu kurdu, tiyatrosunda yönettiği oyunlarla festivallere katıldı, turneler yaptı. İstanbul Şehir Tiyatrolarının davetleri üzerine 1987’de Carlo Goldoni’nin ‘İki Efendinin Uşağı’nı, 1990’da Shakespeare’in ‘Kral Lear’ini sahneleyip çok sayıda ödül kazandı. Türkiye’ye dönünce Diyarbakır ve Trabzon Devlet Tiyatrolarında Sheakespeare oyunları yönetti. 1995’te Cüneyt Türel ve Tilbe Saran’la Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosunu, 1997’de de İzmit Belediyesi Şehir Tiyatrosunu kurdu. İzmit Şehir Tiyatrosunun ilk oyunu olarak ‘Hamlet’in 6 saatlik versiyonunu sahneye koydu. Tüm kültür sanat etkinlikleri şehir merkezindeyken ve merkezden çıkmaya pek cesaret edilemezken 2002’de Kocamustafapaşa’da halen sanat yönetmenliğini yaptığı bağımsız tiyatrosu Semaver Kumpanya’yı kurdu. Bu yazımızda yönettiği son iki oyundan söz edeceğiz. 

 

Zuhal Olcay ve Burak Sergen’in yorumladığı, 1956 doğumlu Hollandalı yazar Maria Goos’un iki kişilik oyunu ‘Doek!’, ‘Aşk Halleri’ adıyla Kasapoğlu yönetmenliğinde ilk kez Türkçe sahneleniyor. 

Işık tasarımı Cem Yılmazer’e, kostüm tasarımı Evrim Timur’a ait oyunda Goos, yıllar sonra bir araya gelen, karşı cinsten iki meslektaş, iki eski arkadaş ve iki eski sevgili olan Liz ve Richard üzerinden, ilişkileri, geride bırakılanları, özlemeyi, vazgeçmeyi ve geri dönmeyi sorguluyor.
Okul hayatları boyunca uyumlu bir ikili olan Liz ve Richard konservatuvarda birlikte okuyup bitirmişler. Birlikte sahneye çıktıkları mezuniyet oyununun ardından 20 yıl aynı sahneyi paylaşmışlar, bir ara sevgili olmuşlar sonra arkadaş kalmışlar. 20 yılın ardından  

Liz, kendisine aşık bir adamla sahnelerden uzak sakin bir yaşam sürmeyi tercih ederek her şeyi geride bırakıp Güney Fransa’ya yerleşmiş. Liz’in gidişinden 10 yıl sonra, artık yıldızı sönmeye başlayan, çoğunlukla içkide teselli arayan Richard, Liz ile 30 yıl önce oynadıkları mezuniyet oyununu tekrar sahneye koymaya karar vermiş. Son şansı olarak gördüğü bu oyunda kendisine eşlik edecek doğru kişiyi bulamayan Richard, çaresiz kalınca eski dostu Liz’i, kariyerlerini başlatan oyunu tekrar beraber oynamaya davet etmiş. 

Maria Goos, Liz ve Richard’ı tekrar bir araya getiren metin olarak, kahramanlar arasındaki ilişkinin Liz ile Richard’ın ilişkisini anımsattığı, Edward Albee’nin ünlü oyunu ‘Kim Korkar Hain Kurttan’dan esinlenen bir piyes kurgulamış. Kadın-erkek ilişkilerinin doğasında var olan sürtüşmelerin yıllar geçtikçe acımasızlaşmasına yakından bakan bu piyes, ‘Aşk Halleri’nin üçüncü kişisine dönüşerek, oyuncuların birbirinden farklı karakterleri canlandırarak mekânlar ve zamanlar arası geçişler yaptıkları bir ‘oyun içinde oyun’ olarak karşımıza çıkıyor.

Aslında pek de özgün sayılmayacak, yeni bir şeyler söylemeyen bir metni keyifli ve sımsıcak bir seyirlik yapan Kasapoğlu, Olcay ve Sergen’in oluşturdukları doğal, samimi ve müthiş inandırıcı yorum.

Işıl Kasapoğlu, ikisi de oyuncu olan karakterlerinden bu kez ‘oynamadıkları’, kimi zaman tartışıp kavga bile etseler, yıllar sonra beraber bir şeyler yapmayı keyifle kabullendikleri doğal bir yorum elde ediyor. İlk kez aynı sahneyi paylaşan Zuhal Olcay ve Burak Sergen, kimyaları uyuşan, izleyiciyle empati kuran bir çift oluşturmuşlar. Sergen hem Richard’ı başarıyla canlandırıyor, hem de sadece atkı görevi yapan bir aksesuar, farklı bir beden dili ve Fransız şivesiyle Liz’in kocası oluveriyor. Yıllardan beri bir gün bile yaş almayan Olcay, gel-gitleri, kararsızlıkları ve finaldeki kararlılığıyla çok dokunaklı bir Liz oluyor.

Bu keyifle izlenen, hem komik hem de duygu dolu oyun turne tiyatrosu olarak, mart - nisan aylarında Türkiye’yi geziyor. İstanbul oyunları 10 Mart KKM Gazanfer Özcan ve 20 Mart CKM’de.

 

 

İstanbul Devlet Tiyatrolarında Sophokles’in ‘Elektra’sı  

“İntikam tanrıçaları! Kutsal evlilik yatağının nasıl kirletildiğini gördünüz. Gelin yardım edin. Babamın öcünü almak için kardeşimi gönderin. Bu acıyı tek başıma yüklenecek halim kalmadı.” 

Antik Yunan’ın Eshilos ve Evripides ile beraber 3 büyük tragedya yazarından Sofokles, Atina şehir-devletinin hem gelişimini hem de çöküşünü gören, çok sayıda resmi ve askeri görevde bulunan bir yazar ve devlet adamıydı. Tragedya, klasik tiyatro tekniğini geliştiren, dilini yalın ve çekici bir yolda kullanarak kişilerine kendi özelliklerine diyaloglar yazan, dekor ve kostüme önem veren Sofokles’in elinde olgun sanat biçimini aldı. İnsan karakteri, düşüncesi ve ilişkilerinde bireyci bir yönelişle oluşturduğu kişileri kaderin ya da tanrısal bir üst gücün buyruğunda olmayan, davranışları kendi karmaşık kişiliklerinden ya da yaşadıkları çevrenin etkisiyle biçimlenen gerçek insanlardı. Bu yönden Sofokles, oyun kişilerini birer karakter yapısı içinde veren ilk yazardı. Uzun yaşamı boyunca 123 tragedya yazan Sofokles’in ancak yedi metni tam şekliyle günümüze ulaşmıştır: ‘Troyalı Kadınlar’, ‘Aias’, ‘Kral Oidipus’, ‘Oidipus Kolonos’ta’, ‘Antigone’, ‘Elektra’ ve ‘Filoktetes’.

Troya Kralı Priyamos’un yakışıklı oğlu Paris; Kral Menelaos’un güzel karısı Helena’yı kaçırdığında Menelaos’un ağabeyi Yunanistan’ın Baş Kral Agamemnon, Troya’ya namus savaşı açar. Bütün kent krallıklarının bağışladığı gemileri sefere çıkmak için Aulis Limanında toplatır, Ancak filoyu Troya’ya götürecek tanrısal rüzgârlar bir türlü esmez. Tanrıça Artemis, Agamemnon bir av sırasında onun kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için rüzgârları kesmiştir, ancak Agamemnon kızı izin İfigeneya’yı Artemis adına kurban ederse yeniden esmelerine izin verecektir. Başta direnen Agamemnon, tanrı buyruğunu mecburen kabul eder. Bütün çırpınmalarına karşın kızını kurtaramayan karısı Klytaimnestra, kocası savaştan zaferle döndüğünde, sevgilisi Aigisthos’la, İfigeneya başta olmak üzere, kanına girdiği onca Yunanlı ve Troyalı masum yiğidin öcünü almak üzere, yıllardır kiniyle bilediği hançerini, Agamemnon’un sırtına, ardı ardına saplayarak öldürür.

‘Elektra’ başladığında Klytaimnestra, sarayı artık kocası olan Aigisthos’la birlikte yönetmektedir. Babasının intikam arzusuyla yanıp kavrulan Elektra kentte esaret altında yaşam sürmekte, babası öldürüldüğünde annesinin gazabına uğramaktan son anda kurtararak uzaklara gönderdiği kardeşi Orestes’in dönmesini beklemektedir. Kız kardeşi Khrysothemis sözünü sakınmayan Elektra’nın nefretini paylaşsa da, yaşadıkları baskı döneminde daha mantıklı davranmasını söylemektedir. Orestes’in bir yarışmada kaza geçirip öldüğünü öğrendiğinde son umudu da tükenen Elektra, yenilgiyi kabullenemeyip annesine saldırsa da onu öldürecek gücü bulamaz. Orestes’in küllerini getirdiğini söyleyerek rahatça saraya girebilen genç adamın, zaten ölü olduğu düşünüldüğünden hiç dikkat çekmemek için böyle bir hileye başvuran Orestes olduğunu kardeşleri bile anlayamaz.

Durumu Elektra’ya açıklayan Orestes önce Klytaimnestra’yı, sonra da Aigisthos’u öldürdüğünde babalarının öcü alınmış olur.

Işıl Kasapoğlu’nun İstanbul Devlet Tiyatrolarında sahneye koyduğu ‘Elektra’ son yılların en etkileyici işlerden biri. Hakan Dündar’ın yalın, soyut, sadece iki hareketli platformla hem minimalist hem görkemli saray önü dekoru, Cem Yılmazer’in ışık tasarımı ve Nalan Alaylı’nın olağanüstü kostümleriyle gerçek bir süper-prodüksiyon.

Kasapoğlu’nun birbirinden parlak buluşları ‘Elektra’yı bir “21. yüzyılda antik tragedya metnini hem klasik kalarak hem modern olarak sahneleme” dersine dönüştürüyor. Önce metin. Dramaturg, Onur Erbilen’le birlikte, metinle çok az oynayarak, Pylades ve Orestes’i yetiştiren yaşlı adamı tek karaktere indirgeyerek yapılan ayıklama, ortaya tragedyanın yer, zaman ve konu birliğine daha yakın 110 dakikalık kesintisiz bir sahneleme çıkarmış. Alper Maral’ın nefis müziğini devamlı sahnede olan, kendi çaldığı bir iki flüt ezgisi dışında tamamen ‘a capella’ söyleyen bir kontrtenorun (Nuri Harun Ateş) üstlenmesi müthiş etkileyici. 

Tragedya korosu görevini (Sibel Ferlibel, Ece Akeren, Simge Ayvazoğlu, İlda Özgürel, Deniz Keresteci, Kerime Obenik) Elektra’nın anlayışlı ve sağduylu altı arkadaşına vermek hem işlevsel hem inandırıcı.

Zaten Kasapoğlu’nun asıl modernitesi, inandırıcılığında. Yönetmen bu etkiye Devlet Tiyatrosu geleneğini aşan müthiş doğal ve gerçekçi bir ekip oyunculuğuyla ulaşıyor. Hem koro, hem Gökhan Irmak (Orestes), Kübra Tektaş (Klytaimnestra), Fikret Urucu (Yaşlı Adam), Tolga Pancaroğlu (Eighistos) ve Melisa Akman’dan (Khrysothemis) oluşan ekip çok başarılı bir iş çıkarıyorlar. Kimi zaman oyunu bir başına götüren Özlem Öçalmaz’ın usta işi Elektra yorumuysa müthiş.

Mutlaka izlenmeli. Sezon boyunca İstanbul Devlet tiyatrosunda.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın