Web´den Seçmeler

• Şalom… Türk Yahudileri´nin gazetesi. 1947´de Avram Leyon tarafından kurulmuş."Atatürk İlkelerinin bilincine varmış ve onları yaşamlarının yol göstericisi olarak seçmiş bir avuç amatör gazeteci, insancıl, barışsever, sevgi dolu duygularını sizlerle paylaşmak amacında" diyenler devam ettiriyor, 1984´ten beri. Her hafta alıyor, okuyorum. Ayni bilinç, ayni amatör ruh.. Nerdeyse her satırını okuduğum bir gazete.. Hele de ayda bir yayınladıkları o mükemmel dergi ekleri.. Nice yıllara Şalom!. Hıncal Uluç - Sabah

  • TÜRKİYE BUNDAN SONRA DAHA YUMUŞAK BİR POLİTİKAYLA İSRAİL VE FİLİSTİN ARASINDAKİ BU SORUNUN ÇÖZÜMÜNE KATKIDA BULUNMALI

Bana göre; Türkiye bundan sonra daha yumuşak bir politikayla İsrail ve Filistin arasındaki bu sorunun çözümüne katkıda bulunmalı. İsrail’e karşı bu sert uyarıların biraz Filistin’e de yapılması lazım. Filistin hiç arızası olmayan bir toplum değil orada. Sadece mazlum diye bakıp, Türkiye’nin Filistin’i koşulsuz desteklemesi yanlıştır.

Ertuğrul Özkök

https://medyanin50tonu.com/%C3%B6zk%C3%B6kten-%C5%9Fa%C5%9F%C4%B1rtan-kud%C3%BCs-yorumu-a7d7ac4eca37

 

  • HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR.TÜRKİYE BÜYÜK DEVLETTİR, MİSYONU VARDIR

27 Mayıs 1960 ihtilalinde DSİ Genel Müdürü olan, henüz 30’lu yaşlarındaki Demirel, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Türkiye iç ve dış politikasında “kalıcı ve derin” izler bırakmıştır.

İsrail’in, ABD-Türkiye ilişkilerindeki etki katsayısının bilincindeydi, İslam ülkeleriyle platonik, fakat Tel Aviv’le “real politik” paralelini özenle sürdürmüştür.

Türkiye’ye ABD silah ambargosundan tutunuz, “Ermeni lobisinin soykırım tasarısını” yasama kararı haline getirmeyi hedefleyen, ısrarlı ve her yıl tekrarlanan hamlelerine kadar hep Washington’dan, Yahudi lobisinden, Tel Aviv yönetimlerinden yararlanmıştır. Demirel Ortadoğu’da kalıcı barış için, çözümü amaçlayan “akil adamlar heyetinde” İsrail devlet adamı Şimon Perez’le birlikteydi.

Bu misyonu ciddiye alıyordu.İslam ülkelerinin hassasiyetlerini de gözetiyordu.

Nitekim... 6 Gün Savaşları’ndan sonra 1967’de Türkiye Arap ülkeleriyle birlikte İsrail’i kınadı. “İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini” istedi.

Ancak “İsrail ile ilişkilerin kesilmesi” önerisi, onun başbakanlığında benimsendi.

Fas’ta yapılan İslam Örgütü toplantısında İsrail’in “saldırgan devlet” olarak tanınmasına Türkiye karşı çıktı. AK Parti iktidarının ilk yıllarında bu çizgi sürdürüldü. İsrail Hava Kuvvetleri’ne Türk hava sahalarında tatbikat izni verilmişti. Akdeniz nehirlerinden İsrail’e su verilmesi projesi üzerine çalışılıyordu.

“Antisemitizmin insanlığa karşı suç olduğu” dile getirildi. “İran’ın nükleer silah çalışmalarının dünya için tehlike oluşturduğu” açıklandı.

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Ankara’ya gelerek TBMM kürsüsünde konuştular.

Türkiye ciddi bir denge aktörüydü....Sonuç. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Türkiye büyük devlettir, misyonu vardır.

Güneri Cıvaoğlu

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/arka-plan-2575917/

 

  • EĞER DİĞER AVRUPA ÜLKELERİ DE İSRAİL’İ O GÜNKÜ SINIRLARIYLA TANISAYDI FİLİSTİN DEVLETİ’NİN SAHİP OLDUĞU DAHA GENİŞ TOPRAKLARIYLA VE SINIRLARIYLA VARLIĞINI FİİLİ VE HUKUKİ OLARAK KALICI HALE GETİRECEKLERDİ

İsrail Devleti’nin “resmi kuruluş açıklamasının” üzerinden sadece 11 saat henüz geçmişti ki ABD “Tanıyorum” demişti. Ve...Pandora’nın Kutusu açıldı.

15 Mayıs günü, yani sadece 24 saat sonra -İngilizler Filistin’den kuvvetlerini çekmişti- ve Araplarla Yahudiler arasında savaş başladı.

Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve Lübnan hükümetleri, “ordularını Filistin’e göndererek oradaki Arapları kurtarmak ve İsrail’i yenmekte” kararlıydılar.

Daha sonraki kararlarında da olduğu gibi “niyet” ve “alınan sonuç” farklı oldu.

Savaşa hazırlıklı olmadıkları gibi, “birlik” de değillerdi.

Örneğin...Ürdün Kralı Hüseyin “Filistin’in iki devlete bölünmesini” destekliyordu.

Ve diğer Arap ülkelerinin tepkisini çekmişti.

Oysa...Hüseyin “öngörülüydü.”

Eğer diğer Avrupa ülkeleri de İsrail’i o günkü sınırlarıyla tanısaydı Filistin Devleti’nin sahip olduğu daha geniş topraklarıyla ve sınırlarıyla varlığını fiili ve hukuki olarak kalıcı hale getireceklerdi.

Bunu yapmadıkları içindir ki Filistin toprakları her çatışmada eriyerek İsrail’in oldu.

Güneri Cıvaoğlu

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/pandora-nin-kutusu-2577251/

 

  • ÜRDÜN NEHRİ’NDEN AKDENİZ’E İSRAİL’İ ASKERİ OLARAK YOK ETMEK İMKÂNSIZKEN, TRUMP’IN HAMLESİYLE İSRAİL’İN EGEMENLİK İDDİA ETTİĞİ ALANDAKİ İNSANLAR İÇİN EŞİT VATANDAŞLIK MÜCADELESİNİN YOLU AÇILIYOR

Hal böyleyken Trump’ın açtığı yolu tartışan yok. ABD lideri Kudüs için siyasi pozisyon aldı. Bunun gereği olarak elçiliğin hemen taşınması ise söz konusu değil. Zira asıl hedefi damat Jared Kushner’in Körfez ülkeleriyle pişirdiği ve 2018 başında açıklanması düşünülen yeni barış girişimi. BM Genel Kurulu’ndaki üçte ikilik çoğunluk işte bu plana direnişi güçlendirecek.

İronik ama “direnişi destekliyorum” diye caka satanların asıl tartışmadığı “iki devletli çözüm”, yani Oslo İlkeler Deklarasyonu’ndan beri çözüm üretmeyen... Oysa Trump bilerek yahut bilmeyerek “iki devletli çözüme” kurşun sıktı. Bugün İsrail’in nüfusu 1.5 milyonu Arap vatandaş olmak üzere 8.5 milyon. Batı Şeria ve Gazze’nin yaklaşık 5 milyon.Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e İsrail’i askeri olarak yok etmek imkânsızken, Trump’ın hamlesiyle İsrail’in egemenlik iddia ettiği alandaki insanlar için eşit vatandaşlık mücadelesinin yolu açılıyor. Bu mücadele Doğu Kudüs’le başlayıp Batı Şeria’ya yayılabilir. Bunun olmazsa olmazı da Yahudi halkını da ikna etmekten geçer.

Dünyada “kutsallık” biçilen başka kentler de birilerinin kontrolünde. Mesele binlerce kilometre ötedekilerin sahiplik iddialarında değil, oraların sakinlerinin nasıl var olduğunda.

Ceyda Karan

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/890965/Kudus_icin_Trump_in_actigi_yol.html

 

  • DÜNYANIN, “TANRI’YI KIYAMETE ZORLAYAN” BİR 'YAHUDİ SORUNU' VAR

Bu sorun, velût bir yazı konusu ama yerim bitti. Sadece şunu söylemekle yetiniyorum: Yahudiler, Hıristiyanlığın doğuşu sırasında Hıristiyanlar'a kan kusturdular.

Kapitalizm'in doğuşu sürecinde de, Hıristiyanlığa görünmeyen bir darbe vurdular veAvrupalıları, tamahkâr Yahudi zihniyetine sürükleyerek her bakımdan kuşattılar ve kapitalizmle birlikte teslim aldılar.

Burada körkütük bir Yahudi düşmanlığı geliştirmiyorum. Yahudilerin, dünya üzerinde hegemonya kurmak için önce Avrupalıları, sonra da Amerikalılar'ı nasıl esir aldıklarını; tamahkâr, açgözlü Yahudi zihniyetine köle yaptıklarını hatırlatmış oluyorum.

Yahudiler, ABD’ye her bakımdan hâkimler.

Amerikan derin devleti, Yahudiler'in kontrolünde: Finans, ekonomi, medya, akademya, CIA, silikon vadisi, Hollywood, Pentagon ve silah endüstrisi Yahudilerin tekelinde.

Yahudiler'in bir vatanı yok. Tek Tanrıları var: Sermaye/Para, dolayısıyla Güç. Sermaye, nereye giderse, Yahudiler orayı vatanları bellemekte tereddüt etmezler.

Şu ân ABD’nin bir Yahudi sorunu var. Sadece ABD’nin değil, bütün dünyanın aslında. “Tanrı’yı kıyamete zorlayan” ürpertici bir insanlık sorunu bu.

Bu sorunun farkında olanlar ya da bunu açıkça dinlendirenler yalnızca Müslümanlar şu çivisi çıkmış dünyada.

O yüzden Yahudiler, kendilerini soykırıma tabi tutan Batılılara değil, Yahudilerin dünyayı nasıl cehenneme çevirdiğini haykıran (üstelik de tarih boyunca kendilerine kucak açan!) Müslümanlar'a kan kusturuyorlar!

Yusuf Kaplan

https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/dunyanin-tanriyi-kiyamete-zorlayan-bir-yahudi-sorunu-var-2041676

 

  • BU KARAR DA, İŞGAL EDİLEN TOPRAKLARIN YERLEŞİME AÇILMASINI ENGELLEYEMEYEN ESKİ KARARLAR GİBİ ABD’NİN BÜYÜKELÇİLİĞİNİ İKİ YIL SONRA KUDÜS’E TAŞIMASINI DA ENGELLEMEZ

Bunun pratik bir sonucu olur mu? Olmaz. BM kararları açısından bakarsak, İsrail’in Doğu Kudüs’ü topraklarına katması da BM tarafından kabul edilmeyen bir durum.

Fiili olaraksa İsrail, Doğu Kudüs’ü topraklarına katmış durumda. Sadece Doğu Kudüs’ü değil, işgal ettiği başka toprakları da yerleşime açmaktan çekinmiyor.

Bu karar da, işgal edilen toprakların yerleşime açılmasını engelleyemeyen eski kararlar gibi ABD’nin büyükelçiliğini iki yıl sonra Kudüs’e taşımasını da engellemez.

Ama Doğu Kudüs’ün statüsü açısından Filistin’e bir kazanım sağlayabilir.

Ancak o da zor; çünkü Filistinliler de kendi aralarında bölünmüş vaziyette ki, ne bölünme. HAMAS’ın yönetimi altında yaşayan Filistinliler HAMAS’tan, FKÖ’nün yönetimi altında yaşayan Filistinliler de FKÖ’den nefret etme noktasındalar.

Her iki yönetimin de yolsuzlukları, haksızlıkları, hataları büyük bir bezginlik yaratmış durumda.Bu nedenle, Filistin’in de parmağını kıpırdatacak hali yok.

Fatih Altaylı

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/1766754-turnusol-oylama

 

  • BU OYLAMANIN MUHTEMELEN KUDÜS MESELESİ ÜZERİNE HEMEN GÖREBİLECEĞİMİZ SONUÇLARI DA OLMAYACAKTIR

ABD’de Trump, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümeti, bu oylamanın sonucunun bağlayıcı olmadığını öne çıkararak önemsemiyormuş havasına girebilirler. Bu gerçeği doğal olarak ABD’nin karşısında oy kullanan –aralarında ABD’nin en yakın dost ve müttefiki bulunan- diğer ülkeler de biliyordu. Ama bu oyu kullanarak ABD yönetimine dünyanın istedikleri zaman, istedikleri gibi at oynatabilecekleri bir yer olmadığını göstermek istediler.

Evet, bu oylama Trump’a kararını geri aldırtmayacaktır büyük ihtimalle. Ya da ABD desteğinin dünya döndükçe –ya da en azından kendi iktidarı süresince- var olacağını zanneden Netanyahu’nun saldırgan siyasetini değiştirmeye yetmeyecektir. Bu oylamanın muhtemelen Kudüs meselesi üzerine hemen görebileceğimiz sonuçları da olmayacaktır.

Ama Trump bence şimdiden dünyadaki en eski siyasi mesele olan Kudüs meselesini çözecek seçilmiş kişinin kendisi olmadığını anlamış durumdadır; o 128-9 sonuca bakarak anlamış olması gerekir. Eğer sorumluluk sahibi Amerikalı diplomatlar başkanlarına İslam İşbirliği bildirgesini okumayı tavsiye ederlerse, orada Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin başkenti olarak tanınması çağrısı yapılırken bile, Kudüs’ün her üç semavi din için de miras sayıldığı vurgusunu okuyabilir. Yani 1969’da, yine bu amaçla kurulunda Kudüs’ün Arap ve Müslüman kimliğini öngören İslam İşbirliği Örgütü, süreç içinde bu kapsayıcı çizgiye evrilmişken, zamanında Kudüs’ün çoğulcu yapısını vurgulayan BM Güvenlik Konseyi kararlarına imza atmış olan ABD, Kudüs’ün tamamını –kendisini Yahudi şeriatı devleti olarak tanımlayan- İsrail’in başkenti olarak tanıma çizgisine gerilemiş durumdadır.

Murat Yetkin

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/murat-yetkin/trump-ne-ceza-verir-simdi-acaba-128-ulkeye-40687297

 

  • FİLİSTİN SÜREKLİ ZAFER KAZANIYOR AMA NE HİKMETSE HER ZAFER KAZANDIKÇA TOPRAK KAYBEDİYOR

Küçümsenemez, tamam ama, BMGK’de olan, aynı kurumun yıllar önce aldığı kararın, üye ülkelerin çoğu tarafından onaylanmış olmasıdır sadece. BM Filistin’i 1947’de ikiye bölmekle iki devletli çözümü tanımıştı zaten, bu kararına uygun davranmak zorunda, olan budur. Üye ülkelerin Filistin lehine “ilk kez” bu kadar çoğunluk halinde oy kullanması bir hayli önemsenmiş görülüyor, anladığım kadarıyla. Oysa 2012’de Filistin’in BM’ye “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü kazanmasına yol açan oylamadaki rakamlar bu oylamadan daha fazla Filistin lehine “çoğunluk” yansıtıyordu.. O zaman da BM üyesi 193 ülkeden 138’i Filistin lehine “evet” demiş, 9’u “hayır” oyu kullanmış, 41’i çekimser kalmıştı. Oylamaya beş ülkenin katılmadığını da hatırlatayım.

Bu da o zaman “Filistinliler için büyük zafer” olarak yorumlanmıştı. Haklılık payı vardı çünkü “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü Filistin’e, İsrail’i uluslararası mahkemelere şikayet hakkı kazandırmıştı. Ama bundan önce de bir başka “zafer” vardı. Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) BM’de “üye” de değildi “gözlemci” de ama ikisi arası bir yere sahipti.

Daha büyük “zafer” de şuydu: Yaser Arafat başkanlığında 1988’de “sürgünde” kurulan Filistin devletini, 130’dan fazla ülke tanıdığını ilan etmişti.

Yani Filistin sürekli zafer kazanıyor ama ne hikmetse her zafer kazandıkça toprak kaybediyor. 1946’dan günümüze kadar kaybettiği toprakların haritasını bulmaya çalışın, ne dediğimi anlarsınız.

Mustafa K. Erdemol

https://www.birgun.net/haber-detay/ne-zaferi-kandirmayi-birakin-artik-196818.html

 

  • HER HAFTA ALIYOR, OKUYORUM. AYNI BİLİNÇ, AYNI AMATÖR RUH.. NERDEYSE HER SATIRINI OKUDUĞUM BİR GAZETE.. HELE DE AYDA BİR YAYINLADIKLARI O MÜKEMMEL DERGİ EKLERİ..NİCE YILLARA ŞALOM!.

Üçüncüsü Şalom.. Türk Yahudileri'nin gazetesi. 1947'de Avram Leyon tarafından kurulmuş."Atatürk İlkelerinin bilincine varmış ve onları yaşamlarının yol göstericisi olarak seçmiş bir avuç amatör gazeteci, insancıl, barışsever, sevgi dolu duygularını sizlerle paylaşmak amacında" diyenler devam ettiriyor, 1984'ten beri.

Her hafta alıyor, okuyorum. Ayni bilinç, ayni amatör ruh.. Nerdeyse her satırını okuduğum bir gazete.. Hele de ayda bir yayınladıkları o mükemmel dergi ekleri..

Nice yıllara Şalom!.

Hıncal Uluç

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2017/12/22/uc-gazete-uc-alkis

 

  • İSRAİL VE TÜRKİYE ARASINDA SİYASİ BİR DİYALOG VAR VE BU DİYALOG KANALLARI HER ZAMAN, HATTA BUGÜN BİLE DEVAM EDİYOR

Bu bölüm, İsrail ve dini konularda Türk kamuoyunu yanıltmanın ne kadar kolay olduğunu göstermektedir. Türkiye'nin ılımlı gazetesi olarak kabul edilen gazetesi 'Hürriyet', güzel bir hamle yaptı ve bildikleri takdirde sokakta Türk vatandaşlarına bir soru sordu: Kudüs nerededir?

Ortalama Türklerin cevapları, Suudi Arabistan, Filistin, Mekke'den Kıbrıs'a kadar hiç de şaşırtıcı değildi ve cevaplar değişmedi. Sadece birkaç kişi kentin İsrail'de olduğunu biliyordu.

İsrail'in varsayımları, Erdoğan'ın sadece konuşmayı seçeceği ve İsrail ile ilişkileri kesmeyeceği yolundadır. Şayet, Erdoğan ilişkileri keserse, sonrasında Gazze'deki Filistinlilere yardım etmek için her türlü olasılığı yitirecek ve Haremi Şerif'e erişimini kaybedecektir. Erdoğan, geçen yıl Haremi Şerif'e bir hac yapmak için Türk vatandaşlarını teşvik etti. İsrail ve Haremi Şerif'e gelen Türk vatandaşlarının sayısında bir artışa neden olan ise, İsrail'e, Türk Hava Yolları uçuş fiyatlarının düşük olmasıydı ve İsrail'in bunu teşvik etmesiydi.

İsrail ve Türkiye arasında siyasi bir diyalog var ve bu diyalog kanalları her zaman, hatta bugün bile devam ediyor. Erdoğan kendini Filistinlilerin ve Hamas'ın koruyucusu olarak görüyor. Erdoğan'ın İsrail ile diyalog tutmasında bir amaç vardır. Erdoğan'ın tutumu, 'hoş' ve 'dikkatli'dir. Öte yandan, İsrail üzerinden ekonomik bağları düşünenler, özellikle gaz anlaşması, ilişkiyi güçlendirecektir ve stratejik bir boyuta sahip olmaya devam edecektir. Bu İsrail'in Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa Birliği ile olan Avrupa doğal gaz boru hattı boyunca devam eden ilişkisini engellemez.

Bu arada Erdoğan, İsrail'e saldırmaya devam ederken, Dudu Tassa ve şarkıcı Nesreen Kadri, Ankara ve İstanbul, İstanbul'daki İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğunda Perşembe ve Cuma günü gece kulüplerine çıktı. Türk seyircisi, stili eski Türk şarkılarına benzeyen Tessa ve Kadouri'ye aşık oldu. Erdoğan kışkırtmaya ve bağırmaya devam eder, ancak onlarca İsrailli, binlerce İstanbullu'nun kollarında yükselmeye devam ederken, Türkiye Eilat limanı üzerinden Ortadoğu'ya mal taşımayı sürdürecek. Erdoğan'ın ne yapacağı kendisine bağlı. İstese şimdiye dek ilişkileri keserdi, ama işine gelmedi...

Itamar Eichner - Tercüme: Rafael Sadi

https://odatv.com/yazar/rafael-sadi/erdogan-istese-iliskileri-keserdi-ama...-2112171200.html

 

  • LEVY BÜTÜN BUNLARI YAPARKEN TEL AVİV’DE OTURMAYA, HAARETZ’DE YAZMAYA DEVAM ETTİ. HİÇ TUTUKLANMADI

Bu hikayeden çıkan Gideon Levy, 1982’de yazmaya başladığı sol liberal eğilimli Haaretz’de neredeyse bütün gazetecilik kariyerini İsrail’in işgalini eleştirmek ve Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini yazmakla geçirdi.

İsrail’in Gazze’ye saldırılarında yaralanan sivilleri hastanelerde ziyaret edip, hikayelerini yazdı. 2006 Lübnan saldırısında sivillere yönelik katliamları kaleme aldı, duvarına “Filistin’i ziyaret edin” yazan posterler astı. İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesini, İsrail’e yönelik boykotu ve iki devletli çözümü savundu. Bir de üstüne üstlük bütün bu yaptıkları için yurtdışından ödüller aldı, yine yurtdışındaki pek çok konuşmasında ülkesini yerden yere vurdu.

Bu yüzden de tahmin edileceği gibi İsrail’de çok sevilen bir isim değil.

Sağcı milletvekilleri vatana ihanetten yargılanmasını istedi. Defalarca ölüm tehditleri aldı. “Hamas aşığı”, “İsrail düşmanı”, “İçimizdeki Truva atı” ilan edildi. Yazıları yüzünden İsrailli ünlü isimler Haaretz’i boykot çağrıları yaptılar. Sağcı Maariv gazetesinin şu cümlesi herhalde tanıdık gelecek:

“Ülkemiz bu kadar zorlu bir savaşın ortasındayken, kendi ülkesine ve halkına karşı da biraz empati yapmasını ondan isteyebilir miyiz?”

İsrail, etrafında kendisinden nefret eden devletlerle kaplı bir coğrafyada, sürekli çatışmaların ortasında yaşayan, daimi olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçen bir güvenlik devleti. Vatandaşı olmayan Filistinlilere karşı gösterdiği bu beka kaygılı, ceberrut yüzü dünyanın malumu.

Ama Levy bütün bunları yaparken Tel Aviv’de oturmaya, Haaretz’de yazmaya devam etti. Hiç tutuklanmadı.

Bizim memnuniyetle izlediğimiz Washington’daki o konuşmasını İsraillilerin çoğunun pek memnuniyetle karşılamadığı herhalde açık.

Ama bu konuşmadan haklı olarak memnun olan bizler için cevaplarından pek memnun olmayacağımız bir soru var:

Ülkemizde Gideon Levy’nin yaptığına benzer eleştirileri yapanlara karşı biz bu kadar tahammül müyüz?

Yıldıray Oğur

http://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/israilli-gazeteciden-tokat-gibi-sozler-5781#

 

  • ÖTE YANDAN FİLİSTİN YÖNETİMLERİ, EL FETİH YA DA HAMAS OLSUN YILLAR İÇİNDE BİR SONUÇSUZLUK, HEDEFSİZLİK, LİDERSİZLİK VE ARAP AYAKLANMALARI SÜRECİNDE-SONRASINDAKİ İLGİSİZLİK GİRDABIYLA DAHA ÇOK KAYBETMEYE BAŞLAMIŞLARDIR

Daha önceki yıllara dönelim: Suriye ya da Mısır yönetimleri genelde ülkelerinde ortaya konan demokratik talepleri, "İsrail'in Filistin işgali sürdükçe mümkün olmayacağı" gibi yaklaşımlarla geri çevirmişlerdir. Bu nedenle yıllarca Filistin meselesi, birçok Arap ve Müslüman ülke için cuma namazı çıkışlarında kitlelerin öfkesini törpülemeye yönelik gösterilerden ya da siyasi ve ekonomik alanlarda sıkıştıklarında kullandıkları bir araç olmaktan öteye gidememiştir.

1967 yenilgisinden sonra Filistin'in "Arap ülkeleri ile dayanışması ama onların siyasetine bağlı kalmaması", "daha özgür ve özerk bir varlık olarak hareket etmesi" yönündeki Arafat'ın görüşlerini biliriz. 1967'deki 6 gün savaşlarındaki yenilgi sadece Arap dünyası için değil Filistin mücadelesi için de bir dönüm noktası olmuştur. 67 savaşının, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'nın işgali sonucunda, Kudüs meselesinin bugünlere uzanan tarihindeki rolü büyüktür.

O tarihe kadar "Filistin'in özgürlüğü Arapların birliğinden geçer" şeklindeki Arap dünyasını önceleyen şiar 1967 sonrasında "Arapların birliği Filistin'in özgürlüğünden geçer"e dönüştürülmüştür. Gerçi bu yaklaşım gibi Arapların Birliği ve böylesi bir talep dönemi de geride kalmıştır. Ama Filistin meselesi her daim tazedir.

Kısmen 1973 Yom Kipur savaşı dışında 2006'daki Lübnan'daki Hizbullah direnişine kadar, yenilgi travması Arap dünyasının peşini bırakmamıştı. Ancak Arap liderlikleri kitlelerin tepkilerinden kaçındıkları için Filistin meselesini görmezden gelememiştir. O da İsrail'e karşı Filistin meselesini savunmaktan çok, Filistin meselesini araçsallaştırarak İsrail'e karşı Arap meselesini ayakta tutmak şeklinde olmuştur. Bugün sözkonusu olan Arap-İsrail çelişkisi değil Filistin-İsrail meselesidir. Artık İsrail-Filistin meselesi sadece kitlerin meselesidir, yönetimlerin değil. Araplar bu konuda Filistin yönetimlerini tabiri caizse özellikle ekonomik olarak "rehin almışlardır".

Öte yandan Filistin yönetimleri, El Fetih ya da Hamas olsun yıllar içinde bir sonuçsuzluk, hedefsizlik, lidersizlik ve Arap ayaklanmaları sürecinde-sonrasındaki ilgisizlik girdabıyla daha çok kaybetmeye başlamışlardır. Özellikle 2010 sonrasında İsrail'in artan yerleşimlerine, Gazze'de yaşananlara, Batı Şeria işgalinin geri dönüşsüz bir biçimde ilerlemesine ses çıkarmayan, hatta Filistin meselesini gündemlerinden düşürenlerin bugün Kudüs konusundaki "duyarlılıkları" soru işaretleri ile doludur.

 

Mete Çubukçu

http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8665/kudus-kimin-meselesi#.WkDKX9KWbcs

 

  • TÜRKİYE’DEKİ İSLAMCILIĞIN DİLİNDEKİ KUDÜS İSE HİÇBİR ZAMAN KUDÜS İLE İLGİLİ YA DA ONUNLA SINIRLI BİR MESELE OLMADI

Türkiye’deki İslamcılığın dilindeki Kudüs ise hiçbir zaman Kudüs ile ilgili ya da onunla sınırlı bir mesele olmadı. O genellikle başka bir iktidar mücadelesinin dolgu malzemesi olarak dile getirildi. Kudüs hassasiyetinin bir iç siyaset konusu olarak gündeme getirilmesi ve bu vesileyle dost – düşman saflarının tahkim edilmek istenmesi, Türkiye’de siyasal pratik açısından şaşılacak bir şey değil. Tuhaf olan, Ruşen Çakır’ın Medyascope’taki yayınlarında bir süredir ifade ettiği üzere, Türkiye’deki İslamcıların kendi iradelerini siyasal iktidara teslim etmeleriyle birlikte etkilerinin ortadan kalkmış olmasıdır. Bu teslimiyetin sonuçlarından biri, iktidar işaret etmeden herhangi bir harekette bulunamayan, her eylemini, sözünü hatta fikrini iktidara bakarak düzenleyen bir tutumun, İslami camia için sıradanlaşmasıdır. Bir diğeri ise kendi sözünün sahibi olamamak ve iktidardan hesap soran değil, ona hesap veren bir konuma düşmektir.

Velhasıl Kudüs’ün Türkiye kamuoyunda yeniden gündeme gelişi Trump’ın kararıyla birlikte olduysa bunun sebeplerinden biri, Kudüs’e ihtiyaç duyan yanlarımızdı. Trump’ın bu hamlesine karşılık veren ilk ülkelerden biri Türkiye idi. Erdoğan ve AKP ve Meclis’teki tüm partiler bu kararı kınadıklarını açıkladı. Ardından Saadet Partisi, Cuma namazı sonrasında, Fatih’te “Kudüs İslam’ındır” mitingi düzenledi. İslam İşbirliği Teşkilatı toplantı; Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıdılar.  Fakat sıradan insanların gündemlerine aldıkları ya da iktidarı tarafından arzu edilen bir Kudüs hassasiyetinin oluştuğunu söylemek şimdilik zor. Belli ki bir şeyler ters gidiyor. Belki de Kudüs’ü yeniden icat etmek gerekecek, kim bilir...

Polat S. Alpman

http://www.birikimdergisi.com/haftalik/8662/kudus-simidin-ortasindaki-bosluk#.WkDK0dKWbcs

 

Netten okumalar

 

  • VİDEONUN İSRAİL POLİSİNİN FİLİSTİNLİ BİR ÇOCUĞU BOĞARAK ÖLDÜRDÜĞÜNÜ GÖSTERDİĞİ İDDİASI: YANLIŞ

https://teyit.org/videonun-israil-polisinin-filistinli-bir-cocugu-bogarak-oldurdugunu-gosterdigi-iddiasi/

 

  • İSRAİL - TÜRKİYE‘TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE, GEÇİCİ ISINMADAN SONRA BUZ DEVRİNE GERİ DÖNÜLÜYOR’

https://tr.sputniknews.com/turkiye/201712181031454923-turkiye-israil-iliskilerinde-gecici-isinmadan-sonra-buz-devrine-geri-donuyor/

 

  • KONYA’DA İSRAİL VE YAHUDİLİK ÇALIŞMALARI - MUSTAFA BALKAN

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1827/konyada-israil-ve-yahudilik-calismalari.html

 

  • "TÜRKİYE'NİN FİLİSTİN KONUSUNDA SOMUT POLİTİKASI YOK"

http://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-filistin-konusunda-somut-politikas%C4%B1-yok/a-41854878

 

  • ARAP YAHUDİSİ OLMAK ÇOK ZOR! – MURAT TÜRKER

https://bianet.org/biamag/toplum/192665-arap-yahudisi-olmak-cok-zor

 

  • İSRAİL SEYAHATİM || BURADA NE İŞİM VAR, YÜZÜLMEYEN GÖL (LUT GÖLÜ), VE EN YAKIN ARKADAŞIM!

https://www.youtube.com/watch?v=l3mGKLE4eVw&t=11s

 

  • TÜRKİYE’DE YAHUDİ OLMAK: BİR DENEYİM SÖZLÜĞÜ – TÜRAY KÖSE

https://www.birgun.net/haber-detay/turkiye-de-yahudi-olmak-bir-deneyim-sozlugu-196950.html

 

  • AKP, KUDÜS VE OSMANLI YAHUDİLERİ – TANER TİMUR

https://www.birgun.net/haber-detay/akp-kudus-ve-osmanli-yahudileri-196914.html

 

  • BÜTÜN SAVAŞLARI BİTİRECEK AHİR ZAMAN SAVAŞI VE KUDÜS – CEMAL TUNÇDEMİR

http://t24.com.tr/yazarlar/cemal-tuncdemir/butun-savaslari-bitirecek-ahir-zaman-savasi-ve-kudus,18789

 

 

Takılan tweetler

 

Yıldıray Oğur‏ @yildarado 23 Ara

Daha fazla

Menemen'de TC vatandaşı, Serbest Fırka üyesi Jozef Haim de idam edilmişti. Son dakikaya kadar, "ben Yahudiyim, havraya bile gitmem, ne işim olur şeriatla" dedi, idam edilirken "Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti" diye bağırdı. 27 Şubat 1931'de The Jewish Chronicle'da çıkan haber

 

 

ivo molinas‏ @basyazar 24 Ara

Daha fazla

Basındaki antisemitizm artık doruk noktada.

 

 

 

 

hamza.zana‏ @AkarCorap 24 Ara

Daha fazla

@basyazar adlı kullanıcıya yanıt olarak

Başımıza tas düş se yahudiler den bileceğiz. Türkiye nin tek sorunu komplo teorileri.

 

İkinci Dünya Savaşı‏ @ww2turkiye 25 Ara

Daha fazla

1939 tarihli Tageblott dergisinde “ideal Alman askeri” olarak gösterilen Werner Goldberg. Goldberg yarı Yahudi olması nedeniyle 1940 tarihli kararnameyle ordudan atılmıştır. Goldberg, babasıyla birlikte soykırımdan kurtulmayı başararak 2004 yılında Berlin’de ölmüştür.

 

 

Ada Nihan ن‏ @AdaNihan 18 Ara

Daha fazla

antisemitizm TR'de o kadar yaygın bir ırkçılık türü ki, çözülmesi gereken bir sorun olarak fark edilmiyor bile artık. normal olan, kabul gören durum, antisemit olmak.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın! Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın